Nursî ailesi ve eğitim (8)

Yıl 1909.

Bu yıl içinde cereyan eden 31 Mart Vak’ası olarak adlandırılan hadisede, İttihad ve Terakkî’nin menfî propagandalarına maruz kalarak, Volkan gazetesinde yazdığı yazılardan dolayı Divan-ı Harb’e verilir, Bediüzzaman. Yaptığı müdafaa sonucu beraat eder. Bu olayda yatıştırıcı bir rol oynayan Said Nursî, mahkemede çoğu insanların idamla yargılandığı bir hengâmede mah- keme reisi Hurşit Paşa’ya sert çıkar. Beraat eder. Çıkışta “Zalimler için yaşasın Cehennem!” nidaları arasında, kalabalık bir grupla Sultanahmet’ten Beyazıt Meydanı’na kadar yürür.

Şam yılları

1911 yılının kış aylarında Şam’a gider. On bin kişinin toplandığı Şam Emevî Camii’nde bir hutbe irad eder. Âlem-i İslâmın dert ve sıkıntılarının yanı sıra, huzur reçetelerini dile getirdiği bu hutbe, büyük bir dikkat ve heyecanla dinlenir ve daha sonra “Hutbe-i Şamiye” ismiyle kitaplaştırılır.

Darü’l-Hikmeti’l İslÂmiye’de

Koca Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında Said Nursî, o dönemler Osmanlı’nın en yüksek ilmî müessesesi olan Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye azalığına seçilir. İstanbul’u işgal eden İngilizlere karşı etkili bir mücadele verir. Bu mücadelede ‘Hutuvât-ı Sitte’ adlı bir eser yazarak düşmanın planlarını bozar. Bediüzzaman’ın İstanbul’daki gü-zel ve etkili hizmetlerinin farkına varan Ankara Hükümeti, onu Ankara’ya dâvet eder. Said Nursî yeni mecliste hoşâmedî ile karşılanır ve bir beyannâme neşreder. Mustafa Kemal’le anlaşmanın mümkün olmayacağını gören Said Nursî, Ankara’yı terk ederek Van’da Erek Dağı’nda inzivaya çekilir.

Barla’ya sürgün

Barla’da sekiz seneyi aşan bir süre içinde etrafında sekiz yaşından seksen yaşına kadar pek çok kimse halka olur. Bu yıllarda Kur’ân’ın mânevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur eserlerini te’life başlar. Risâle-i Nurlar’la iman kurtarma faaliyeti içinde bir tecdid hareketi başlatır.

Said Nursî’nin bu muazzam ve nurlu hareketini çekemeyen iman ve İslâm düşmanları, onun aleyhinde düzmece raporlar tanzim ederek, Isparta Mahkemesi’ne verirler. Oradan 1935 yılında bir çok arkadaşıyla birlikte Eskişehir Mahkemesi’ne sevk edilir. Eskişehir’de bir yıl hapis yatan Said Nursî, Kastamonu’ya sürgün edilir. Orada sekiz yıl baskı ve gözlem altında tutulur. Birtakım bahanelerle buradan da alınarak, bu defa da Denizli hapsine gönderilir. Toplam dokuz ay Denizli Hapishanesi’nde kalan Said Nursî, tahliyesinin ardından, Afyon’un Emirdağ ilçesine sürgün edilir. Burada geçirdiği iki buçuk yılın ardından, bu defa Afyon Hapishanesi’ne mahkûmiyet kararıyla girer ve tam yirmi ay büyük çile içinde burada kalır. Yirmi ayın sonunda tahliye olur, tekrar mecburî ikamet altında Emirdağ’da tutulur.

Ve hayatının sonu

Mübarek ömrünün son yıllarında dahi rahat bırakılmayan Said Nursî, 1952 yılında ‘Gençlik Rehberi’ Mahkemesi için İstanbul’da yargılanır, beraat eder. Ömrünün en önemli meyvesi olarak Risâle-i Nur Külliyatı gibi eşsiz bir Kur’ân tefsirini insanlığın istifadesine sunmakta muvaffak olan Bediüzzaman Said Nursî, 1960 yılında Urfa’da Hakk’ın rahmetine kavuşur. Vefatından üç ay gibi kısa bir süre sonra mezarından gizlice çıkarılarak, menfur eller tarafından bilinmeyen bir yere gömülür. Bu zulüm, aslında kaderin hükmüne hizmet olur. Zira Bediüzzaman, daha hayatta iken, mezarının bilinmemesini vasiyet etmiştir.

Bir muhteşem hayat içinde, öne çıkan en bariz hususiyetlerinden birisi de, eğitimde “Medresetüzzehra” adını verdiği eğitim projesiyle, ülkemiz âlem-i İslam ve insanlık için önem taşımasıydı.