Ağustos Şehitleri

“Nasıl ki bir tane tohum toprak altına girip ölmesiyle bir sümbül hayatını netice verir; bir taneye bedel yüz tane vazife başına geçer. Öyle de, mevtim, hayatımdan fazla o hizmete vasıta olur ümidini besliyorum.” 1
İman ve Kur’ân dâvâsında mühim vazifeler üstlenen her bir sadık Nur Talebesi vazifeden terhis oldukları vakit  Üstadlarına iktidaen, aynı iman ve tevekkülle veda ederler, etmişlerdir. Her bir sadık Nur Talebesi için de aynı mânanın tahakkuk ettiğine, yani yerlerine yenilerinin zuhur ettiğine Nurculuk tarihi ve Yeni Asya serencamı şahittir.

Şimdi üçü de Ağustos ayında ve ve üçü de trafik kazasında mânen şehit olan Nur ve iman kahramanlarını kısaca yad edelim.

Gazetemizin ilk Umumî Neşriyat Müdürü ve başyazarı olan Mustafa Nezihi Polat, 1970 yılında 23 Ağustos’u 24 Ağustos’a bağlayan gece Zeytinburnu sahil yolundaki bir trafik kazası sonucunda henüz 29 yaşında vefat etti.

Değerli kalem erbabı, fikir ve mücadele adamı ve hepsinden öte Risale-i Nur’un fedakâr talebesi Mustafa Nezihî Polat, İttihad ve Yeni Asya ile özdeşleşen bir isimdir.

Dr. Sadullah Nutku Ağabeyi 1972’de vefatından bir ay kadar önce İstanbul’da muayenehanesinde ziyaret etmek bize de nasip olmuştu. Dr. Mehmet Akay ile beraber idiler. Hem muayenehane hem medrese. Sadullah Ağabeyin imametliğinde ikindi namazını eda ettik. İkindinin sünnetini iki iki kılması dikkatimi çekmişti. Namazdan, tesbihattan ve namaz dersinden sonra kendisine, “Şafiî misiniz” diye sordum, “Hayır, Üstadımız Şafiî olduğu için ben de öyle kılıyorum” dedi. Şafiî’lerin sabah namazında okuduğu Kunut Duâsını biliyor musun, diye sordu, biliyorum dedim. Küçük bir defter ve kalem getirdi, ben okudum o da eskimez yazıyla yazdı. Zahiren yanımızdaydı, ama mânen başka âlemlerdeydi.

İttihad ve Yeni Asya gazetelerinde ‘Hekim Gözüyle’ köşesinde yazılar da yazan Dr. Sadullah Nutku, Fatih’de geçirdiği bir trafik kazasından sonra 5 gün komada kalmış ve 23 Ağustos 1972 tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

Küçük yaşta Bediüzzaman’ın hizmetine giren, ondan hususî dersler alan ve Lâhikalarda adı geçen Ceylân Çalışkan’a gelince, o da 22 Ağustos 1963’de 34 yaşındayken, İstanbul’da Küçükçekmece taraflarında bir minibüsle yolculuk yaparken, trafik kazası sonucu vefat etti.

VE KÂMİL KOYUNCU

Yine Ağustos ayı, yine manevî şehitlik. Öğretmenlikten emekli olduktan sonraki yıllarını Medine’de ve Van’da geçiren, Medine’de de ikameti olan Kâmil Koyuncu..

Malûm salgın illetinin virüsüyle yatağa düşen ve tükenmekte olan sayılı nefeslerini ezberindeki Nur ve iman hakikatlerine hasreden ve son nefesini inşaallah mânen şehit olarak teslim eden Van’ın tanınmış simalarından Kâmil Koyuncu..

İmam-hatip, öğretmen ve toplum insanı olarak her yerde, her zaman ve her vesileyle hak ve hakikatı haykıran, hutbelerini Risale-i Nur dersleriyle mânalandıran; taziyeleri ve düğün merasimlerini hakikatların ilânına vesile yapan, Nur Külliyatları’nı sayısız resmî makam sahiplerine ulaştıran, neşriyatımızı kitlelere ulaştırmada başarılı olan, bu dünyanın ücret yeri olmayıp hizmet yeri olduğunu tam idrak ederek, emekli olduktan sonra da durup dinlenmeden meşguliyetini sürdüren; zulmü asla alkışlamayan, gelenin keyfi için geçmişini inkâr etmeyen, Risale-i Nur’daki izahlarla ölümün mahiyetini her yerde dile getiren hizmet erbabı hatip Kâmil Koyuncu da nihayet ölümle buluştu, 20 Ağustos Perşembe’yi 21 Ağustos Cuma’ya bağlayan gece rahmet-i Rahman’a kavuştu. Kabri pür-nur olsun inşaallah.

Onun bilinmeyen bir çok yönünden, ancak vefatından sonra fark ettiğim bir yönünü de (kendime ders almak adına) buradan ilân etmiş olayım. Evet, kendisi o kadar hareketli, o kadar kabına sığmayan, o kadar konuşan, cami ve cemaatlerde güzel sâda ile Kur’ân okuyan, insanlara Kur’ân dersi veren ve sosyal yönü de o kadar kuvvetli bir insan olarak sosyal medyada ne ismiyle ne de resmiyle yer almamış. Hayret!.. Google’da arayınız bir tek vefat haberlerini görürsünüz, YouTube’ta ise Kâzım Güleçyüz’ün, “Kâmil Koyuncu’nun ardından” videosuna rastlarsınız.

Tam da merhum Osman Yüksel Serdengeçti’nin, Nurcular tarifine uyan bir hal..

“Bunların derneği yoktur, lokali yoktur, yeri yoktur, yurdu yoktur, partisi, patırtısı, nutku, alayişi, nümayişi yoktur. Bu, bilinmezlerin, ermişlerin, kendini büyük bir dâvâya vermişlerin şuurlu, imanlı, inanlı kalabalığıdır.” 2

Dipnotlar:

1- Mektûbat, s. 418. 2- bkz. Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*