Antranik (Uzunyan) (1865-1927)

    Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtılan Ermenilerin çete reisliğini yapmış, defalarca devlete karşı savaşmıştır. Doğu Anadolu’da çıkartılan Ermeni ayaklanmalarında, eylemlerin elebaşlarından olmuş ve birçok insanın katline sebep olmuştur. Balkan Savaşı sırasında, Bulgarların safında Osmanlılara karşı savaşmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında çekilen Rus birliklerinin boşalttığı işgal bölgelerinde eylemler gerçekleştirmiştir.

İstanbul’a bölgeden gönderilen yazılarda, Erzurum ve çevresinde öldürülen sivil insanların baş sorumlularından olduğu ifade edilmiştir. Risâle-i Nur’da ismi dolaylı olarak zikredilmiş; Enver ve Said Halim Paşalara yapılan hücumların, adeta Venizelos ve Antranik’e yapılandan beter hale gelmesinin yanlışlığına işaret edilmiştir.

Antranik, 1865 yılında Şebinkarahisar’da doğdu. Çocukluğu ise İstanbul’da geçti. İstanbul’da bir süre işçi olarak çalıştıktan sonra Doğu Anadolu’ya gitti. 1884 yılından sonra hızlanan Ermeni olaylarına fiilen katıldı. 1885 yılında kurulan ihtilâl hareketlerine katılanların ilklerinden oldu. 1890 yılında babası ile tartışan bir Türkü öldürdü. Ermeniler tarafından çıkartılan Sasun, Muş ve Van bölgelerindeki isyanlara katılarak Osmanlı Devleti’ne karşı savaştı. 1901 yılındaki Muş isyanından sonra, kendisi “Antranik Paşa” lâkabıyla anılmaya başlandı.

Osmanlı Devleti, 1901 yılında Sasun idaresini düzene koymak için bazı faaliyetlere girişti. Taluri ve Senik tepelerine kışla yapma kararı aldı. Ermeniler ise buna karşı çıktılar. Antranik yönetimindeki çetelerle silâhlı mücadeleye giriştiler. 1903 yılında, isyan hareketi daha geniş bir alana yayıldı. 13 Nisan 1904 tarihinde isyancılar üzerine asker sevk edildi. Askerler karşısında tutunamayan isyancılar dağıldılar.

Sasun isyanları sırasında iki kez kuşatılan Antranik, devlet merkezinden zamanında taarruz emrinin gelmesi ve bölgenin de şartlarının etkisiyle kuşatmadan kurtuldu. Kurtuluşunda, büyük devletlerin konsoloslarının etkisi de oldu. Gizlice Van’a gitti. Burada da iki kez kaldığı yer tesbit edildi. Fakat, tevkif emri gelmediğinden yakalanamadı. 1904 yılında ise, isyanlar Sasun tepeleri, Muş Ovası ve Van’a kadar yayıldı. Bölgede bulunan Avrupa devletlerinin konsolosları, Hükümete Antranik ile uzlaşmayı teklif ettiler. Bu eylemler sırasında Ermeni çetecileri toplanıp Antranik’i kumandan seçtiler. Bu çatışmalar sırasında çok sayıda insan hayatını kaybetti.

Ermeni olaylarında aktif bir şekilde rol alan ve isyanlarda bulunarak bunları idare eden Antranik, 1905 yılında Bulgaristan’a geçti. Taşnak Partisi’nin faal bir üyesi olarak, Bağımsız Ermenistan Devleti’nin kurulması için yapılan faaliyetlere iştirak etti. Ancak, bu partiyle uzun bir süre çalışamadı. 1907 yılında gerçekleşen partinin genel kurulunda, parti yönetimiyle anlaşamadığından, ayrıldı. II. Meşrûtiyet’in ilanından sonra, Osmanlı Meclisi’ne Ermeni milletvekilliği için teklif edildiyse de kabul edilmedi.

Osmanlı Meclisi’ne kabul edilmeyen Antranik, aralarında İngiltere, İsviçre ve Fransa’nın da bulunduğu Avrupa devletlerini dolaştı. Daha sonra Bulgaristan’a geri döndü. 1912 yılında başlayan ve Osmanlı Devleti’ne karşı dört Balkan ülkesinin ittifak ederek katıldığı Balkan Savaşı’na katıldı. Bu savaşta, Bulgar Ordusu’nda bulunarak savaşa katıldı. Bulgar subayı olarak görev yaptı.

Antranik, Birinci Dünya Savaşı’nın 1914 yılında başlaması üzerine Rusya’ya geçti. Tiflis’de teşekkül ettirdiği çete teşkilâtıyla birlikte Rus Orduları safına katıldı. Ruslarla birlikte Osmanlılara karşı savaştı. Sovyet ihtilâlinden sonra kendisine, “general” unvanı verildi. 1918 yılından itibaren Kafkasya bölgesinde bulunan Ermenilerin idaresini yürüttü. Rus ihtilâli sonrasında Birinci Dünya Savaşı’ndan çekilen Rusların boşalttığı Erzurum’da Türklere karşı savaşmaya devam etti. Burada bulunan Ermeni birliklerinin komutanlığını yaptı. Ancak, Osmanlı Askerleri karşısında bir varlık gösteremeden geri çekildi. Birlikleri dağıldığı gibi, kendisi de Rusya’ya kaçtı.

Sovyet yönetiminden beklediği ilgiyi göremeyen Antranik, Erivan’a geçti. Kâzım Karabekir Komutası’ndaki kuvvetlere karşı mağlûp olan Ermenistan, savaştan çekilmek zorunda kalmıştı. Türk Devleti ile sulh yapan Ermenistan her türlü askeri hareketi durdurduğu halde, Antranik, bir gönüllü çetesinin başına geçerek faaliyetlerini devam ettirdi. Bir çok Müslümanı katlederek eylemlerini sürdürdü. Bunun üzerine, Ermenistan Hükümeti, kendisinden çetesini dağıtmasını istedi. Ermeni birliklerini dağıtarak silâhlarını teslim etti. Daha sonra Erivan’dan Tiflis’e geçti. Buradan Avrupa’ya oradan da Amerika’ya gitti.

1922 yılında gittiği Amerika’da ölümüne kadar, yani 1927 yılına kadar yaşadı. Ölümünün üzerinden bir yıl geçtikten sonra, 1928’de kemikleri mezarından alınarak Paris’e götürüldü ve burada yeniden gömüldü. 1965 yılında, doğumunun yüzüncü yıldönümü sebebiyle, Ermeniler tarafından bir çok yerde anıldı. Sovyetler Birliği bünyesinde bulunan Ermenistan’daki bir kasabaya Şebinkarahisar adı verildi ve buraya heykeli dikildi. 1999 yılında ise Ermenistan’da Antranik için gümüş hatıra paraları ve kartpostallar bastırıldı, Erivan’a heykeli dikildi. 15 Şubat 2000 yılında ise, Paris’teki mezarı buradan Erivan’a getirtildi ve devlet töreniyle yeniden gömüldü.

Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlûp olarak çıkan Osmanlı Devleti çok ağır şartlar ihtiva eden Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalmıştı. Bu arada İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri yurt dışına kaçmışlardı. İstiklâl Harbi’nin başladığı sıralarda “Sünûhat” adlı eserini kaleme alan Bediüzzaman; İttihat ve Terakki erkânına, Enver, Said Halim paşalara çok şiddetli hücumların yapıldığına şahit oldu. Daha önce, İttihat ve Terakki politikasını sert bir şekilde eleştiren Bediüzzaman, söz konusu saldırılar üzerine onların yanında yer aldı. Çünkü, devletin idaresinde belli bir süre kaldıktan sonra, ayrılmış bulunan ve savunmasız kalan bu insanlara yapılan hücumlar, yıllarca devlete karşı savaşan isyancılara karşı takınılan tavırdan farksızdı.

“İttihada şedit bir muarızdın. Neden şimdi sükût ediyorsun” şeklindeki soruya, “Düşmanların onlara şiddet-i hücumundan. Düşmanın hedef-i hücumu, onların hasenesi olan azim ve sebattır ve İslâmiyet düşmanına vasıta-i tesmim olmaktan feragatıdır” diyerek cevap veren Bediüzzaman, söz konusu hücumların düşmanın işine yaradığına işaret etti. “Bence yol ikidir: mizanın iki kefesi gibi. Birinin hiffeti, ötekinin sıkletine geçer. Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam. Nazarımda vuran da sefildir.” (Sünûhat, s. 67-68) diyerek tavrını net bir şekilde ortaya koydu.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*