Avrupa Birliği ve Yeni Asya ekolü

alt

1950 yıllarının başlarında Avrupa Kömür-Çelik Topluluğu olarak kurulan ve sonraki zamanlarda Avrupa Ekonomik Topluluğu, Avrupa Topluluğu ve en nihayet Avrupa Birliği adını alarak, kıt’a çapında iktisadî, siyasî ve kültürel bir birlik oluşturmayı Avrupa başardı.

Türkiye bu birliğe 31 Temmuz 1959 yılında Demokrat Parti döneminde müracaat yaptı ve 15 Eylül 1959 tarihinde kabul edildi. 1963 Ankara Antlaşmasıyla yeniden teyidi yapıldı. Uzun ve yorucu çalışmalardan sonra 10 Aralık 1999 Helsinki Antlaşmasıyla aday adayı olma statüsü elde edildi. Ve nihayet 17 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliğine aday bir ülke olma konumuna geldik. Şimdiye kadar da otuz altı fasıldan bir kısım fasılların açılması ve gereğinin yapılması sağlandı.

Avrupa Birliği büyük bir medeniyet projesidir. İleri demokrasi bağlamında, insanların temel hak ve hürriyetlerini esas alan, birey merkezli ve insanların refah ve mutluluğunu önceleyen bir yapılanmadır. Geçmişte büyük düşmanlıklar yaşamış olan Almanya ve Fransa’nın başını çektiği ve kıt’a içinde dört yüz seneye yakın dâhilî mezhep savaşlarının yapıldığı Avrupa devletlerinin bu yapılanması cidden büyük bir başarıdır. Detayları üzerinde ciltlerle kitap yazılan ve yüz yirmi bin sayfalık belgeden oluşan Avrupa Birliği dokümanları, insanlığın ortak aklının ortaya koyduğu değerler manzumesidir desek yeridir.

Bediüzzaman Hazretleri, Avrupa’yı ikiye ayırmaktadır: “Birisi, İsevîlik din-i hakikisinden aldığı feyizle hayat-ı içtimâiye-i beşeriyeye nafi (faydalı) san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları (fenleri) takip eden birinci Avrupa. Diğeri, felsefe-i tabiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını (kötülüklerini) mehasin (iyilik) zannederek beşeri sefahate ve dalâlete (sapıklığa) sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa.” (Lem’alar s. 291) Avrupa Birliği, işte bu birinci Avrupa’nın ortaya koyduğu bir medeniyet projesidir.

Zamanında dinsizliğe (Komünist Rusya’ya) karşı silâhlı bir ittifak olarak kurulan NATO’ya üye olan tek Müslüman ülkeyiz. Rusya’nın doymak bilmez emellerine karşı kurulan bu ittifak, Müslümanlarla Hıristiyanların dinsizliğe karşı kurdukları müşterek bir cephe olmuştur aynı zamanda. Bir takım olumsuzlukları yanında, hür dünyanın sığındığı bir siperdir. Büyük deccal Komünizm’in çökmesinin de önemli sebeplerinden birisidir.

Avrupa Birliği de bu ittifakın iktisadî, siyasî ve kültürel boyutudur. Demokrasinin baş düşmanı Kemalizm denilen resmî ideolojinin ortadan kalkmasının en mühim sebebi olan bu ittifaka, tam anlamıyla ülkemizin üye olması şarttır. Zira dâhildeki demokratların, bu resmî ideolojiden kurtulmamıza güçleri yetmemektedir. Lâiklik maskesi arkasına saklanan resmî ideoloji, ancak Avrupa Birliği’nin desteğiyle ortadan kalkacak ve bu ülkede ileri demokrasi o zaman kurulacak gibi gözüküyor. Asırların ötesinden Kâinatın Efendisi (asm) bu mânâya bir cihette şu şekilde işaret etmektedir: “Âhirzamanda İsevilerin hakikî dindarları ehl-i Kur’ânla ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya dayanacakları gibi, şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanileriyle dahi, medar-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve niza etmeyerek, müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar.” (Lem’alar s. 375)

Bu ve buna benzer daha nice hakikatlere dayanarak ve Risale-i Nur mesleğinin bu önemli prensibine istinaden, Yeni Asya Ekolü, iktidarda kimin olduğuna bakmaksızın AB projesine devamlı destek verdi ve Avrupa Birliği’ne girilmesine hep taraftar oldu. Yeni Asya gazetesinin arşivleri meydandadır. Avrupa Birliği’ne ‘Hıristiyan Kulübü’ diyerek ve kırk yıldır aleyhinde konuşarak gelenlere ve on yıldır ayak sürüyenlere rağmen, biz bu konudaki desteğimizi ve taraftarlığımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Bir kısım dindarların bizim tavrımızı anlayamamalarına karşı, onlara yine ısrarlarla Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nur’u bir bütün olarak okumalarını tavsiye ediyoruz.

Zübeyrî çizgi diye nitelendirdiğimiz Risale-i Nur mesleğini hakkıyla kavrayanlar, mesleğin bu cihetini de böyle anlar ve hayata uygularlar. Başkalarının nasıl anladığı ve yorumladığı ise, onları fikren ve zihnen hiç meşgul etmez. Kararlı bir tarzda yollarına devam eder giderler.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*