Doktoru konuşturan ilimdir

Yaş ilerleyince, bazı hastalıklar insanı farklı arayışlara sevk ediyor. Son zamanlarda yakınımdakilerin tenkid dolu yardım etme ifadelerine sebep olan unutkanlıktan muztarib olarak nörolog doktorunun odasındayım.

Öncesinden dersime çalışmış, internetten unutkanlıkla ilgili bazı makale ve çalışmalara göz atmıştım. Bir de huzursuz bacak sendromu (HBS) konusuna. Bu ikisinin, yaş çıtası çok net olmasa da yaşlılıkta olması daha da belirgindir.

Unutkanlık, bu yaşlarda acaba hangi seviyede olursa normal kabul ediliyor? Tedbir alınması gerekenler nelerdir, gibi kaygılar sadece adayı değil, yakınlarını da ilgilendirir.

Şikâyetimi sorduğunda, unutkanlık ve huzursuz bacak sendromunu söyledim. Doktor; söylemediğim rahatsızlıklarımı sıralamaya başladı, âdeta beni anlatıyordu: İşitme kaybı unutkanlığa sebep olanlar arasındadır. Bu yaşlarda çıkan rahatsızlıklardandır. Bazı vitamin eksikliklerinden kaynaklanabilir. Zihnin işletilmemesi yanı sıra çok yorulmasından da ortaya çıkar, deyince kitap yazma çalışmalarımız sebebiyle zihnin sürekli ziyadesiyle çalıştırıldığını ifade ettim ve elimizdeki “Kader Risalesi’nin Mütalâası” kitabımızı hediye vermek istediğimizi ifade ederek uzattım. Teşekkür eden doktor açıklamalara devam ediyordu. Her unutkanlık hastalığı bunama (alzheimer) değildir ama ona ait belirtilerden biridir. Uzak geçmişi iyi hatırladığımı, yakın geçmiştekileri geç hatırladığımı ifade ettim. Masasına dâvetle şekil çizmemi isteyerek test etti ve nihayet yapılması gereken tahlil ve tetkikleri yazdı. Bilinir ki unutmak, her zaman normal değildir, tedavi edilebilir yönü vardır ve bu sebepler dünyasında ihmal edilmemelidir. Esasen hangi hastalık olursa olsun, onun tedavisi, hayatı verenin bir emridir, emanet şuurunun alâmetidir.

Bu kısa değerlendirmenin ardından, bizdeki rahatsızlık hakkında doktoru konuşturan hususa dikkat çekmek istedik ve ona meylettik.

Yapan bilir, bilen konuşur. Yapmak bilmenin alâmeti olduğu gibi konuşmak da bilmenin işaretidir. O hâlde her iki hareketi ruhlandıran şey, ilimdir. İlim, öncesindeki bilinenlerden oluştuğuna göre sonrasındakilere de rehber olmaktadır. Bilmek, engelleri aşan bir geçiş, perdeleri delen bir görüş, zamanı aşan bir yoldur.

Doktor, öncesinden yaşanan, tecrübe edilenlerden hâsıl olan ile bizim hastalığımızı okurcasına ilmiyle konuşur. O ilimden aldığı dirayetiyle iradesini beyan eder, hastasına yol gösterir. Hasta, yapılan tavsiye, yazılan reçete istikametinde tercihini kullanırsa şifa tecelli eder, aksine davranıp muhalefet ederse hastalığı ziyade kılar.

Tabiattaki varlıklar hakkında bilgisi olmayan, onlarda tecelli eden sanatları göremez. Kâinata bakan, merak eden, gözlemini dikkatle yapan oradan ilimle döner ve bilerek konuşur. İnsan, ciddi manada ihtiyaç hissettiği kadar ilme sahip olur. Bir şeyde derinleşerek uğraşan, o şeyde tecrübe ve bilgi sahibi olur. Ve her şey ilme dökülecek, ilimle olacaktır. Vicdanın ziyası din ilmi olurken, aklın nuru da fen ilmi olacaktır. Bu ikisinin kaynaşmasıyla hakikat ortaya çıkacak, talip olanın gayreti artacak, insanlığa faydalı olacaktır.

İlim, iradeyi; irade kudreti tahrik eder ve doktor da ilmine dayanarak hastanın derdine derman olur, inşaallah dedim ama hastadaşlarıma tercüman olabildim mi onu bilemedim!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*