Hür Adam…

Daha gösterime girmeden başlamıştı Hür Adam fırtınası. Haberler, yorumlar, eleştiriler, övgüler, takdirler, duâlar. 7 Ocak’ta sinemalarda gösterilmeye başlayınca da ilk günden itibaren müthiş bir ilgi gördü. Öyle ki ilk 2 hafta sinemalarda yer bulamadık. Nihayet ailece 2. hafta 23.00 seansında kalan son biletleri alıp filmi izlemeye başladık. Geçen Cumartesi akşamı, bu defa tek başıma bir daha izledim.

 

Kare kare anlamaya, bir yandan filmi yaşamaya çalışarak. Ama izlerken bu yazının konusunu teşkil edeceği için, filmin müziklerini de ayrı bir dikkatle takip edip, yer yer notlar almaya gayret ederek.
Hür Adam filminin müziklerini Yıldıray Gürgen yapmış. Yıldıray Gürgen, ‘’New York’ ta Beş Minare‘’, ‘’Güneşi Gördüm’’, ‘’Neşeli Hayat‘’, ‘’ Gecenin Kanatları‘’ gibi sinema filmlerinin de müzik yönetmenliğini yapmış bir isim ayrıca. Müziğin seslendirilmesi ise Prag Senfoni Orkestrası’nca gerçekleştirilmiş. İnternette haberler arasında biraz dolaşınca Yıldıray Gürgen’in Mahsun Kırmızıgül’le birlikte ‘’Güneşi Gördüm, Beyaz Melek‘’ filmlerinin müzikleri için de daha önce Prag’a giderek Prag Senfoni orkestrası ile çalıştıklarını okudum. Film müzikleri konusunda tanınmış bir isimle yurt dışında bir orkestra ile çalışılması Mehmet Tanrısever’in aslında filme verdiği önemi ve değeri gösteriyor bence.
Filmin genelinde müziğin çok belirgin bir şekilde kullanıldığını söylemek pek mümkün değil. Belirgin şekilde filme hakim olan müzik tarzı, Batı müziği enstrümanları ve icraları. Tabiî bay, bayan seslerden oluşan koro bir çok sahnede vardı. Meselâ, bir sahnede evinde gece yarısı uyanan Muhacir Hafız sessizce Üstad Hazretleri’nin kapısını aralar, bakar. İçeriden müthiş bir aydınlık dışarıya vurmaktadır. Bu esnada fonda kadın ve erkek seslerden oluşan koro ise bu görüntüye eşlik eder. Belli bölümlerde Tesbihat’ın melodisi viyolonselle ve zaman zaman da diğer enstrümanlarla değişik bir yorumla icra ediliyor. Üstad Hazretlerinin hapiste zehirlenme sahnesine ‘’Allı Turnam’’  türküsü uygun bulunmuş. Ney ise sadece bir yer de yine filmin başlarında fakat Arap tarzı bir icrayla kullanılmış. Filmin müziği genel itibarıyla, bir senfoni orkestrası ile çalışılmış olmasının bütün izlerini taşıyordu. Şahsen kullanılan müziğin, filmin mesajıyla çok uyuşmadığını söylemek zorundayım. ‘’Beyaz Melek, Güneşi Gördüm’’ gibi filmlerde Mahsun Kırmızgül‘le birlikte Prag Senfoni Orkestrası’ndan yararlanılmış olmasının Hür Adam’da aynı etkiyi doğuracağını düşünmek bence hatalı bir seçim. Hür Adam da kullanılması gereken müzik ‘’bizim‘’ olmalıydı. Pekçok duygusal sahne vardı mesela. Buralarda Batı müziğinin sert ve kuralcı icrası ile o duyguyu yakalamak mümkün olmamış. Bir kemençe sesi, bir ney icrasını duymayı çok bekledim. Aslında Prag’a gitmeye gerek bile kalmadan bizde de bu film müziğini hakkıyla yapabilecek bir çok isim vardı. Hür Adam filminin müzikleri beklentimi karşılayamadı ne yazık ki. Film çekimleri henüz başlamadan önce bu projenin içinde yer alan bir ortak tanıdık dost vasıtasıyla Kıraç’taki fabrikasının bahçesinde Mehmet Bey’le görüşmüştük. Üstad filminin çekilmesi fikri başlı başına önemli ve yeterince heyecan verici bir olaydı benim için. Film için nasıl bir müzik düşündüğünü sorduğumda Mehmet Bey, kafasında uzak doğunun mistik müziğinin olduğunu, farklı bir şey yapmak istediğini söylemişti. Bunun filme pek de gitmeyeceğini düşündüğümü, bizim nağmelerimizin, tasavvuf müziği ve Türk Müziği sazlarının kullanılmasının daha iyi olacağını ifade ettim. Risâle-i Nur’da Üstad Hazretlerinin müzikle ilgili tesbit ve yorumlarını bazı sözlerini naklettim. İlgisini çekmişti. Ancak bu görüşmeden sonra filmle ilgili kafamda bazı çekinceler oluşmuştu. Çok detaya girmek istemiyorum ama kısmen bunların gerçekleştiğini gördüm.
Filmde beni rahatsız eden bazı sahneleri de yoruma girmeden paylaşmak istiyorum: Üstadın talebelerinin şapka giymesi, Mustafa Kemal’in mektubu, yine Mustafa Kemal’in meşhur görüşme sahnesinde nispeten daha baskın karakter gibi yansıtılması, Bediüzzaman Hazretlerinin ‘’Bana 15 gündür ne yemek ne su verdiler‘’ diye ağlamaklı gösterildiği sahne, zaman zaman Üstad’ın çaresiz, zayıf, yardıma muhtaç gibi gösterilmesi bence pek de uygun değildi.
Yukarıda dile getirmeye çalıştığım tesbitler doğru veya yanlış benim şahsî düşüncelerimdir. Yanılabilirim, katılmaya bilirsiniz de. Ancak bütün bu tesbitlerimin yanı sıra şu samimî ve içten duygularımı da paylaşmak istiyorum. Yıllardır bir çok kişi Bediüzzaman filmi çekmek için uğraşıp durdu. Ama bu sayın Mehmet Tanrısever’e nasip oldu. Bu durum Mehmet Bey’in çabasında samimî olduğunu gösteriyor. Zamanını, parasını, enerjisini her türlü eleştiriyi göze alarak bu film için harcaması da bunun delili. Filmin hasılatı her ne kadar beklendiği gibi olmasa da Cenâb-ı Hak ihlâslı yapılan her işin mükâfatını bir başka yolla da verebilir. Mehmet Tanrısever’i, oyuncuları, emeği geçen herkesi cân-ı gönülden tebrik ederim. Son olarak Bediüzzaman Hazretlerini  canlandıran Mürşid Ağa Bağ’ı da içtenlikle kutluyorum. Rolünü gerçekten hakkıyla oynamış ve başarmış.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*