Hür Adam rüzgârı

Image
San’at, Allah’ın Sâni ismine mazhar bir ifade dilidir. Temsil sırrı da, Kur’ân’ın bizzat uyguladığı, Risâle-i Nur’da da ölçülerini ve uygulamalarını gördüğümüz bir san’at tarzıdır. Geçtiğimiz hafta, sanat dili ve temsil sırrı altın tepsilerinde Bediüzzaman Said Nursî’nin hayat kesitlerinden bazı kareler milletimize takdim edildi.

 

Memleketimizin dağının, taşının, ağacının, mahkeme salonlarının, hapishane koğuşlarının, tecrit odalarının nasıl ders kürsüsü hâline getirildiğini milletimiz ibretle gördü. Net, ama ‘muhalif bir dâvâ’ içindeyken silâhın, sopanın, süngünün, kavganın, gücün, maddenin ne derece merdud sayıldığını; kitabın, kalemin, yazının, sabrın, tahammülün, sevginin, ihlâsın, duânın ve dersin de ne denli etkin bir ifade ve duruş teşkil ettiğini ve dâhilde cihadın nasıl olması gerektiğini milletimiz görmüş oldu. Hür Adam filmi, ülkemizde–-tâbir caizse—“cıs!” olan, dokunulması cesaret isteyen konulara sanat diliyle ve temsil sırrıyla el attı, tabular yıktı, ezberler bozdu, bir dönemin defterlerini, dosyalarını, arşivlerini açtırdı veya açtırmaya zorladı.
Tabiî şunu da sormadan edemiyoruz: Ezberleri bozan gerçek bir portre; doğu cephesinden esaret hayatına, İstanbul’dan Anadolu’ya bütün hayatında ülke gerçekleriyle iç içe yaşamış, milletinin birliğini ve dirliğini savunmuş, ülkesini sevmiş, altı bin sayfadan fazla eserlerini ülkesinin öz diliyle yazmış ve meramını ifade etmiş bir portre ve bu portrenin her türlü şiddete katlanarak inadına müsbet hareketi, her türlü inkârı göze alarak inadına iman hareketi, inadına ihlâsı, inadına istiğnası, inadına sadakati, inadına sevgi ile çarpan yüreği yüz yıllık bir süreçte sürekli göz önünde ve sürekli gündemde olmasına rağmen… Bu portreyi anlamak ve ezberleri bozmak için illâ da beyaz perde mi gerekiyordu? İllâ da sanat dili mi gerekiyordu? İllâ da temsil sırrı mı gerekiyordu?
Evet; demek gerekiyordu! Açık ifade edeyim: Nur Talebeleri bunu daha önce yapmalıydı!
Ama Nur Talebeleri az şeyle uğraşmadılar! Elli yıldan beri gerçek bir pozitif potansiyel olarak, ne silâh, ne sopa, ne kavga, ne kin, ne husumet; hiçbirine meydan vermeden, inadına müsbet hareketle, dâvâlarını müsbet biçimde ve müsbet yollarla anlatmaya çalıştılar! Üstadları gibi, aynı ezberci zihniyetle onlar da uğraşmak ve kendilerini ifade etmek zorunda kaldılar. Atıldılar, itildiler, kovuldular, hakaret gördüler. Onlar hakaretlere karşı silâh ile, sopa ile değil; kitap ile, dergi ile, gazete ile, her türlü yayın araçlarıyla, dertlerini ve dâvâlarını anlattılar, anlatmak istediler, anlatmaya çalıştılar! Doğru anlaşılmak için o kadar zor imbiklerden geçtiler ki! Bir irtica yaftasını, bir bağnazlık yaftasını hep hazır bir itham olarak üzerlerinde buldular! Ama yılmadılar, ülkelerine küsmediler, menfî bir hareket içinde olmadılar, silâha sopaya sarılmadılar, —ilk zamanlardaki ithamlarda sürekli geçtiği gibi—hiçbir zaman cephaneleri olmadı, kırıp dökmediler; bilakis sokaklar kan gölüne döndüğü günlerde yine onlar çözüm sundular, kardeşlik ektiler, vatan sevgisi aşıladılar, dertlerini anlatmaya devam ettiler!
Kamuoyunun, Bediüzzaman Said Nursî’ye bir iâde-i itibar borcu vardı.–Devletin de var ama; devlet henüz bu borcunu ödemedi!—Geç ve bir nebze de olsa bu, bir film vesilesiyle, sanat dili ve temsil sırrı üslûbunda sağlanmış oldu.
Bu vesileyle, büyük riskleri göze alarak sanat diliyle ve temsil sırrıyla Bediüzzaman Said Nursî’yi ülkemiz gündemine getiren saygıdeğer Yönetmen Mehmet Tanrısever’i ve ekibini, Bediüzzaman gibi zor, yoğun, verimli, hayatının her karesi mesaj dolu, hayatının her karesini sıksan din, iman, vatan, millet ve insanlık sevgisi damlayan bir portreyi beyaz perdeye taşıma gayretini ve cesaretini gösterdiği için tebrik ediyorum. Yılmamasını ve güzel çalışmalarını sürdürmesini diliyorum. 
Kaç kişi izler, kimler sahip çıkar, döktüğü parayı ne oranda geri toplar, bunları bilemeyiz. Kahir bir çoğunluğun izleyeceğinden ve ilgi göstereceğinden şüphe etmiyorum. Ama nihâî sonuç ne olur; bunu şimdiden kestirmek zor! Biz duâ edelim; inşâallah iyi niyetle ve ihlâsla çıktığı bu yolda bu süreç, bu film ona bereket getirir. Yeni projeler için bir milat, bir çıkış noktası teşkil eder. 
Ancak Sayın Mehmet Tanrısever şundan emin olmalı ki, filminin ana konusu olan Hür Adam Bediüzzaman Said Nursî de insanlarca beğenilmemeyi göze alarak yaşadı, hakikatleri bütün çıplaklığıyla söylediği için başına gelmedik kalmadı!
Film hatasız olmuş demek istemiyorum. Hatalar var. Zaten hatasız olmasını beklemiyordum. Çünkü bu bir ilk! Ve portreniz Bediüzzaman! Bediüzzaman’ı beyaz perdeye hatasız aktarmak kolay değil!
Bu açıdan hatalar üzerinde durmayacağım. Sadece şunu söylemek istiyorum: Sayın Tanrısever, çekiminin her karesini görecek ve kanaat izhar edecek şekilde Bediüzzaman’ın hayatını ve dâvâsını bilen ve Nur Talebelerinin tasvip ettiği bir “konu uzmanı” ile birlikte çalışsaydı, çok daha mükemmel olurdu. En azından bundan sonraki çalışmalarında böyle bir adım, hataları aza indirecektir.
Bir de seyircilere uyarı: Toplu gişe de gitseniz, mutlaka bilet alarak gitmeye özen gösterin. Tâ ki, izleyiciler gişe rakamlarına yansısın.
Her şeye rağmen, Sayın Tanrısever ve ekibine tekrar, içten, tebrikler ve teşekkürler!
Image

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*