Hz. Ali’den (ra) Bediüzzaman’a muktesid meslek

İktisatlı anlamına gelen ‘muktesit’ kelimesi, Bediüzzaman Hazretleri tarafından Münâzarât’ta tercih ettiği siyaseti belirtmek için “meslek” kelimesiyle birlikte kullanılır. Bediüzzaman Hazretleri’nin tercih etmiş olduğu bu muktesit mesleğin nereye dayandığı ve ne anlama geldiğini Risale-i Nur Külliyatı’ndan yapacağımız çıkarımlarla ortaya koymaya çalışacağız.

Bediüzzaman Hazretleri, Emirdağ Lâhikası’ndaki (151. Mektup s. 241) bir mektubunda, Hz. Ali döneminde meydana gelen hadiselere Ehl-i Sünnete uygun nasıl bakılması gerektiği hususunda ölçüler zikrederken, Hz. Ali’nin (ra) takip ettiği mesleğin birkaç hususiyetini zikretmektedir:

“Sahabelerin bir kısmı, o harplerde, adalet-i izafiye ve nisbiye ve ruhsat-ı şer’iyeyi düşünüp tabi olarak, Hazret-i Ali nin (ra) takip ettiği adalet-i hakikiye ve azimet-i şer’iye ile beraber zahidane, müstağniyane, “muktesidane mesleğini” terk edip, muhalif tarafa bu içtihad neticesinde girdiklerini, hatta İmam-ı Ali’nin (ra) kardeşi Ukayl ve “Habrü l-Ümme” ünvanını alan Abdullah ibni Abbas dahi bir vakit muhalif tarafında bulunduklarından, hakikî Ehl-i Sünnet vel-Cemaat, ‘Fitne kapılarını kapatmak şeriatın güzelliklerindendir.’ bir düstur-u esasiye-i şer’iyeye binaen ‘Cenâb-ı Hak ellerimizi o kanlı hadiselere bulaştırmadı; o halde biz de o hadiselerden bahsedip dilimizi bulaştırmayalım.’ diyerek o fitnelerin kapısını açmak, bahsetmek caiz görmüyorlar.”

Üstad aynı mektubun giriş kısmında Hz. Ali (ra) ile manevî bağından bahsederken de “Peşin olarak size bunu beyan ediyorum ki, Risale-i Nur’un üstadı ve Risale-i Nur’a Celcelutiye Kasidesi’nde rumuzlu işaretiyle pek çok alâkadarlık gösteren ve benim hakaik-i imaniyede hususî üstadım, İmam-ı Ali’dir. (ra)” demekle, ahir zamanda Hz. Ali’nin (ra) manevî bir veledi olarak göreceği vazifesinde onu her hususta üstad olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla Tarihçe-i Hayatı’nda (İlk Hayatı, 54. sayfa) bahsedilen 14-15 yaşlarında iken “Molla Said çok genç yaşta iken siyasî hayata atılır, vatan ve millete hizmete başlar. İlk hayat-ı siyasiyesi Mardin’de başlamıştır.” beyanından anlaşılacağı gibi, siyaset âlemindeki vazifesinin temelini teşkil edecek olan “siyasette muktesid mesleği” hususî üstadına iktidaen talim etmiştir. 1910 yılı yaz aylarında doğuda aşiretlere hürriyet, istibdat ve meşrûtiyeti ders verirken şeriattaki adalet kavramını açıkladığı sual-cevap sonrası siyasî hükümetlere karşı tavrı hakkında kendisine sorulan bir sual (ESDE, Münâzarât, s. 212) üzerine verdiği cevabında;

“İnkılâptan on altı sene evvel, Mardin cihetlerinde, beni hakka irşad eden bir zata rast geldim. Siyasetteki muktesid mesleği bana gösterdi. Hem ta o vakitte, meşhur Kemal’in “Rüya”sıyla (*Namık Kemal’in 1908’de Mısır’da neşrolmuş hürriyet ve meşrûtiyet hakkında “Rüya” adlı makalesi/A.D) uyandım. Lâkin maatteessüf, sû-i tesadüf ile hükûmete itiraz edenlerden ehl-i ifrat ve ehl-i tefrite rast geldim. Ehl-i ifratın bir kısmı, Arap’tan sonra İslâmiyet’in kıvamı olan Etrakı tadlîl (Türkleri dalâlete düşmekle suçlama) ediyorlardı. Hatta bir kısmı o derece tecavüz etti ki, ehl-i kanunu tekfir ederdi…” ceddi Hz. Ali’nin (ra) muktesidane mesleğiyle tanışmış ve siyasete bakışının adalet-i mahza esasına dayandığından bahsetmiştir.

Hz. Ali (ra) döneminde meydana gelen hadiselerin Aşere-i Mübeşşere arasındaki “içtihad farkından” meydana geldiğini ve bu içtihadın da adalet-i mahza anlayışına dayandığını beyan eden Üstadımızın siyasette muktesid mesleğinin ana esaslarının şunlar olduğunu ifade edebiliriz:

1. Hürriyet.

2. Adalet-i mahza.

Buna bağlı olarak bu meslekte toptancı yaklaşımdan uzak, ifrat ve tefritten azade mutedil değerlendirme ve insanları tekfirle yani kâfirlikle suçlamadan ilmî muhalefet gibi manalar anlaşılabilir kanaatindeyiz.
Ali DEMİR

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*