Kaynağı “makalat” olan altın prensipler

Toplumsal ve siyasal gelişmelerde bize kılavuzluk eden ve hata yapma riskimizi ortadan kaldıran asrın tefsiri ile ortaya konmuş olan nebevî ölçüleridir. Gelecekle ilgili değerlendirmeler ve öngörüler de bu ölçülerden beslenmelidir.

İslâm ülkelerinde “geri kalmışlık ve totaliter idare“ tarzları gibi yaşanan sosyolojik ve tarihsel gelişmelere, bu ölçülerle bakıldığında problemlerin sebepleri çok net olarak görünmektedir. Ama bunun için objektif ve önyargısız bakmak gerekir. İçinde birtakım sırları da barındıran bu bakışı yakalamak o kadar kolay değildir. İslâmiyet’e hizmet gibi görünen zahirî ve sathî parlamalara takılmadan, derinlerdeki gerçeklere nüfuz ederek olayları yorumlamak bu sırrın ta kendisidir.

Olaylara yaklaşımımız ve değerlendirmelerimiz sığ, günlük ve konjonktürel olmamalıdır.

Osmanlı Devleti ve bakiyesi üzerine kurulu ülkemizde, Abdülhamid Han’dan bu yana “Siyasal İslâm” ve türevlerinin, problemlerin çözüm adresi olarak görülmesi büyük bir yanlışlıktır. Bu adresin yanlışlığı yüz elli yıllık tecrübe ile sabittir. Kamuoyunun kimi zaman söz konusu siyasetle ilgili tercihleri; sevad-ı azama tabi olmakla veya çoğunluk demokrasisi ile de izah edilemez. Bu durum içinde bulunulan şartların muğlaklığından, iktidarların; yönlendirici etkileri ve propaganda güçlerinden kaynaklanmaktadır. 1982 antidemokratik ihtilâl anayasasının halk tarafından % 91 ile kabul edilmesi, arkasından anayasayı yapanların da mahkûm edilmesi çok çarpıcı bir örnektir. Hamasi söylemler, iç ve dış düşman korkutmacaları, günübirlik başarılar, beka meselesi saptırmaları aldanma sebepleri olabilmektedir.

Problemlerin çözümünde, aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek en büyük yanılgıdır. Farklı ve başarılı sonuçlar almak için çoğu kez ezberlerin bozulması, egemen görüşlerin değişmesi gerekir.

Biz toplum olarak, yakın ama kalıcı olmayan faydayı, uzak ama kalıcı faydaya çoğu zaman tercih ederiz. Yanılgıya düşeriz. Sosyal olaylar da, tabiatta olduğu gibi, kanunlara tabidir. Sünnetullah olarak ta ifade edilen bu kanunlara muhalefet edersek başarısızlık kaçınılmazdır. Bediüzzaman’ı doğru anlamak, birçok problemi de halletmek demektir.

Bediüzzaman’ın sadece iman konusunda, “tecdid”le vazifeli olduğu algısı, “Üç Said Dönemi” ile ortaya konmuş olan hayat ve şeriat vazifelerindeki “tecdid” görevlerinin de kabulü ile değiştirilmelidir. Bu ise toplumsal hastalıkların teşhisini ve aynı zamanda da tedavisini kolaylaştıracaktır.

İşte tam da burada, sosyal hayatın ve siyasetin realitesi olan siyasetli ve siyasetsiz cemaatleri değerlendirme ve ilişkileri düzenlemede, “Makalat” adlı eserdeki “Lemaan-ı Hakikat ve İzale-i Şübehat” makalesinde geçen şu altın ölçüler “tebrik ve ittihad” için dikkate alınmalıdır:

“Hürriyet-i şeriye” denilen; ne kendisine ne de başkasına zarar vermeden, herkesin kendini değerli hissettiği bir hürriyet anlayışı ile hareket etmek,

“Asayişi muhafaza” olarak ifade edilen, sürdürülebilir iç güvenlik ve huzur ortamının müsbet hareketle pekiştirildiği toplumsal hayata katkı sağlamak,

“Meşrûta-i meşrûa“ demek olan demokrasi ve hukukun üstünlüğüne dayalı parlamento anlayışını esas kabul etmek,

“Muhabbeti millî” şeklinde tanımlanan sevgi kültürü üzerine bina edilmiş, kimsenin ötekileştirilmediği ve “garaza vasıta“ olunmadığı, herkesin kendini ifade edebildiği hür fertlerden oluşan sosyalleşmiş bir toplum inşasına katkı sağlamak,

Yönetme cazibesine kapılarak çoğunluğun azınlık üzerinde otoriter uygulamalarla baskı kurmadığı refah toplumundan öte mutlu toplum inşa etme ideali ile çalışmak,

Sorgulamayan bir toplum haline gelme tehlikesini ortadan kaldırmaya çalışmak.

Bu değer ve ölçüler, maddî ve manevî hiçbir beklentisi olmayan idealist ve hamiyetli insanların motivasyon kaynağıdır. Bu gaye-i hayale de ancak isar, istiğna, adalet  ve hürriyet gibi sahabe mesleği özellikleri ile ulaşılabilir.
Mehmet PEKEL

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*