Meşveret (bayramı) haftası

Madem Rabbimiz; “Onların işleri istişare iledir” buyurmuş, biz de işlerimizi (hizmetlerimizi) mahalden bölgeye, bölgeden dünya ölçeğinde (Türkiye’de) bir araya gelip istişare ederiz ve ediyoruz.

Dünya işlerinin bir kitabı, bir kanunu olur. Bizim de başta Kur’ân, sünnet ve Risale-i Nur hakikatlarının çizdiği yol ve ders ile tanzim edilen tüzük çerçevesinde bir anayasamız var ki, onunla ayağı yere basan işler yapabilelim. Hele ki böyle devasa hizmetleri; 52 senedir belki en ciddî, en güvenilir ve dünyanın kaderini değiştirebilen ve Bediüzzaman’ın da bir hayali olan bir gazete çıkarmak. Kitap, neşriyat hizmetleri yaparken, hem dünyayı anlayabilmek hemde dünyanın yanlışlarına bakmadan prensipler muvacehesinde Kur’ânî esasları hedef ittihaz etmek.

Siyasetten uzak ve hiçbir beklenti olmadan memleketin idaresi için doğru şeyleri nazara vermek, en zor zamanlarda bile muktesit meslek olan demok- ratlara destek vermek…

Hemen her yerde dershaneleri olan, talebe yetiştiren, ilkokuldan üniversiteye hazırlık ve meslek sahibi olmada lojistik destek, burs veren, evlilik aşamasında mahallin yardımıyla çoluk çocuğa varıncaya kadar hizmet edebilen, sosyal ve kültürel alanda geleceğimizin mimarlarını yetiştirmede vazife taksimi yapmak… Sosyal, eğitim ve neşriyat gibi komisyonlarla fikir üretebilmek ve o doğrultuda hizmet edebilmek..Yurt dışı hizmetlerde cihan şumül nazarla dünyaya açılmak… olan işlerimizi meşveretle yapabilmek.

MEŞVERET HAFTASI

Pandemi münasebetiyle yaklaşık iki senedir yüzyüze yapılamayan meşveret, bu hafta sonu kontrollü bir şekilde yapılacak inşaallah.

Avrupa, Avustralya ve Türkiye’nin hemen her mahallinden (il ve bölgelerden seçilmiş) temsilciler, genel kurula gelip büyük bir dâvânın yapı taşlarını döşeyen mimarisini gözden geçirecek ve yeni projelere imza atacaklar.

Uçak, otobüs, tren biletleri alınmış, arabayla yola çıkacaklar son bakımlarını yapmış, dosyalar hazır, o güne kavuşmanın heyecanı içindeler.

Takım elbise, kıravat, şıklık yarışında düğüne mi, yoksa TBMM’ye mi gidiyorlar bilmeyen anlamaz.

O gün gelip çattığında servisler gazetenin önünde, sırayla kapıdan girilirken, hasretle kucaklaşmalar, asansöre “önden buyurun” centilmenliğinde, hoşâmedîlerle yaka kartları ve gündem taslağı alınarak salonda yerlerini alırlar.

İlk önce eski divan, yeni divan teşekkülü için genel kurulun yerleşmesini bekler. Yeni divan seçilince de gündeme geçilir.

Gündem taslağında, bölgelerden gelen teklifler sıralanır sonra sırasıyla maddelere geçilir. Bu görüşmelerde bazen tansiyon yükselir, sinirler gerilir, bazen de sükûnet, neticede hizmet kazanır. Bir karardan memnun olan da olmayan da aynı sevabı alır, zira niyetler hâlisedir.

Temsilciler ki, her biri bir mahalden farklı kültür ve bölgeden de olsa Risale-i Nurlar’ı iyi bilen, Profesör doktor, müdür, esnaf, öğretmen, avukat, memur vs. kendi alanında uzman olmalarına rağmen bir heyet teşkil ediyorlar. Herkes kendi dünyasında inandığı doğruları müdafaa etse de neticede hakikatın bir köşesini izhar eder. Ancak bir masanın etrafında toplanan doktorlar gibi konsültasyon nevinden hastanın (hizmetin) bütün organlarını göz önünde bulundurarak tedavi (çözüm) getirirler. Bir organı iyileştirirken diğer organların zarar görme ihtimalini de hesap ederek neşteri vururlar. Bu, Risale-i Nur’dan ölçü çıkarırken de böyledir.

Zira herkes her meseleyi bilemez. Kimi bir meseleyi hazmetmişken diğer meselede sathî kalabilir. Öyleyse şahs-ı manevî dediğimiz üst akıl “Zaman cemaat zamanıdır. Cemaatın ruhu olan şahs-ı manevî daha metindir ve tenfiz-i ahkâm-ı şer’iyeye daha ziyade muktedirdir.” 1 hakikatıyla hayat bulur.

Gün boyu süren görüşmeler bir yandan hararetli tartışmalara sahne olurken, diger yandan namaz saatinde aynı safta, yemek ve çay molalarında koyu bir muhabbetin ve kucaklaşmanın hazzına varır, uhuvvetin gereğini yaparlar.

Neticede; meşveretten çıkan kararları beğeniriz beğenmeyiz, aslolan uymak. Onun için “şeriatın kestiği parmak acımaz” demişler. Öyleyse; “Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin! Şûrâ kuvvet bulsun! Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm, selâmet Hüda’ya tâbi olanlar üstüne olsun. Âmîn…” 2

Dipnotlar:

1. Mesnevî-i Nuriye.
2. ESDE.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*