Namık Gedik (1911-1960)

Demokrat Parti iktidarı boyunca öne çıkan isimlerden biri olmuştur. Asıl mesleği doktorluk olup 1950 yılından itibaren ölümüne kadar siyasette kalmış, birkaç kez Adnan Menderes tarafından bakanlığa getirilmiştir. Özellikle son İçişleri Bakanlığı döneminde sergilediği tutum ve uygulamaları dindar kesimi rahatsız etmiş ve şikâyetlere konu olmuştur. Bediüzzaman Hazretleri, çok ağır hasta olmasına rağmen Urfa’da kalmasına izin verilmemesi ve bu şehirden çıkarılmaya çalışılması, Namık Gedik’e karşı rahatsızlıkları daha da arttırmıştır. 27 Mayıs darbesinden sonra tutuklanmıştır.

 

Namık Gedik 1911 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra tıp fakültesine girdi. Daha sonra dahiliye uzmanı olarak eğitimini tamamladı. Doktor olarak çalışmaya başladı. Başhekimlik yaptı. Yurtta başlattığı çalışmasını devam ettirdi ve daha sonra görevli olarak Çin’e gönderildi.

Gedik’in, Çin’de bulunduğu sırada ülkemizde çok partili hayata geçişin önemli bir adımı daha gerçekleşmekteydi. Yapılan ilk seçim şaibeli olmuş, gizli oy verme yerine açık oy, açık sayım yerine gizli sayımla bir seçim gerçekleşmiş ve bir süre daha CHP iktidarı devam etmişti.

Dünyada meydana gelen gelişmeler, ülkemizde iktidarı elinde bulunduranları da bazı değişiklikleri yapmaya zorlamış ve 1950’de yeni bir seçimin arefesine gelinmişti. İşte yapılacak bu seçimde, Çin’de görevini sürdürmekte olan Namık Gedik de aday gösterildi. 14 Mayıs 1950 seçimleri Demokrat Partinin ezici bir çoğunlukla seçimi kazanması yeni bir dönemi başlatmıştı. Bu partiden aday gösterilen Namık Gedik de Aydın’dan milletvekili seçilerek Meclise girme şansını elde etmişti.

1950 yılından itibaren aktif siyasete girip vekil seçilen Namık Gedik, Demokrat Partinin on yıllık iktidarı boyunca birkaç kez bakan olarak hükümette yer aldı. Muhalefetin en çok eleştiri alan bakanlarından biri oldu. Ayrıca, İçişleri Bakanı olarak görev yaptığı son bakanlığı döneminde icra edilen uygulamalar hem kendisi, hem de Demokrat Parti için ciddî rahatsızlıklara sebep oldu.

Namık Gedik, Risâle-i Nur’da ismi zikredilen siyaset ve devlet adamlarımızdan biridir. Özellikle Ezan-ı Muhammedî’nin aslına çevrilmesi ve insanî değerlerin eskiye oranla daha çok ön planda tutulması, vb. müsbet gelişmelere imza atan Demokrat Parti’nin icraatları Bediüzzaman Hazretleri tarafından övgüyle karşılandı. Değişik vesilelerle tebrik ve iltifatlarda bulundu:

“Ankara’ya bu defa geldiğimin mühim bir sebebi, İslâmiyete ciddî taraftar Dahiliye Vekili Namık Gedik’i görmek ve İslâmiyet’in kahramanı olan Adnan Beye ve Tevfik İleri gibi mühim zatlara bir hakikatı söylemektir ki: Hem Demokrat’a ezan-ı Muhammedî gibi çok kuvvet vermek ve Risale-i Nur’un neşrine müsaadesi gibi çok taraftar olmak ve âlem-i İslâmı, hattâ bir kısım Hıristiyan devletlerini de memnun etmek için, Ayasofya’yı muzahrafattan temizleyip ibadet mahallî yapmaktır. Bu ise, bu mesele için otuz sene siyaseti terk ettiğim halde, bu nokta hatırı için Namık Gedik’i görmek istedim ve geldim. Adnan Bey, Namık Gedik ve Tevfik İleri gibi zatların hatırı için başka yere gitmedim…” (Emirdağ Lâhikası, 1994, s. 449)

Demokrat Parti, iktidarının son yılında ciddî sıkıntılar yaşadı. İçişleri Bakanı olan Namık Gedik de bu sıkıntılardan nasibini almaktaydı. Bu arada Bediüzzaman’ın son günlerinde Urfa’yı tercih etmesi ve buraya gelmesi, sonrasında İçişleri Bakanı’nın sergilediği tutum ciddi eleştirilere sebep oldu. Vefatından bir iki gün önce Urfa’ya gelen Bediüzzaman hastalığından ötürü yerinden kalkacak durumda değildi. Buna rağmen başta vali ve emniyet amirlerinin kendisini şehirden çıkarmak için gösterdikleri çaba çok sert tepkilere sebep oldu. Tepkilere muhatap olan vali emrin içişleri bakanlığından geldiğini bildirince bu sefer de dikkatler bakana yöneldi.

Urfa’dan Ankara’ya çok sayıda telgraf yağmakta idi. Ankara’daki söz konusu gelişmeleri hatıralarında aktaran dönemin Demokrat Parti milletvekillerinden Gıyaseddin Emre, bizzat bakanla tartıştığını ve sergilediği tutumun yanlışlığını ilettiğini belirtmektedir. Gerek CHP’nin sert muhalefeti, gerek basının koparttığı yaygaralar Bakanı son derece ürkütmekte ve yanlış eylemlere sürüklemekteydi. Diğer taraftan darbe söylentilerinin giderek artması, bu söylentilerin bizzat Bakana da iletilmesi kendisini daha da tedirgin etmekte idi. Gıyaseddin Emre, Bakanın kendisine söylediklerini şu sözlerle aktarmaktadır:

“…’çok kalabalık olacak. Hâdiseler olacak. Görmüyor musun, Halk Partisi mensuplarının yaptıklarını?” Emre, bu görüşmeden sonra Bakanla arasının açıldığını da sözlerine eklemekte, ayrıca; “Tevfik İleri, Müslüman, mütedeyyin bir zattı… Namık Gedik, mutekid, ama ihmalkâr…” tesbitini de yapmaktadır. Emre, “Tevfik İleri, ‘Gel seni bir zatın ziyaretine götüreyim.’ diyor Namık Gedik’e. Tevfik İleri’nin gayesi; Gedik’in, Üstadı görmesi. Çünkü onu görüp de kalbine İslâmî bir his gelmemesi mümkün değil. Yani ben tahmin ediyorum ki, kilisedeki bir papaz gelip onu görse idi, belki Müslüman olurdu.” (Son Şahitler, 3. C., s. 279)

Bediüzzaman Hazretlerinin başta Adnan Menderes olmak üzere parti yöneticilerine hitaben yazmış bulunduğu mektuplar, Yassıada kayıtlarının incelemeye açılması ile birlikte, yeniden gündeme geldi. Çünkü Yassıada evrakları arasında Bediüzzaman Hazretlerine ait mektuplar da çıktı. Demokrat Parti’nin icraatlarını müteaddit defalar öven Bediüzzaman, son zamanlarda kendisi ve talebelerine yönelik uygulamalarından dolayı İçişleri Bakanı Gedik’ten şikâyetçi olmuştur. Çünkü, kendisine ev hapsi dahil büyük sıkıntılar yaşatılmıştır. 12 Ocak 1960 tarihi taşıyan mektupta şu ifadelere yer verilmiştir:

“Bütün muhalifler ve siyasiler her yerde ve her tarafta serbest olarak gezerlerken Ankara’dan gelen bir emirle, ‘Şimdi evinden dahi çıkmayacaksın.’ denilmesi bir haps-i münferit hükmündedir. Otuz senelik muhaliflerin yaptığı istibdat lehine bu vaziyet çok ağır geliyor…”

Bu mektup bizzat Başbakan’a Mustafa Sungur aracılığıyla iletilmiştir.

Bilindiği gibi 23 Mart 1960 tarihinde Bediüzzaman Hazretleri vefat etmiştir. Çok kısa bir süre sonra da 27 Mayıs darbesi gerçekleşti. Aralarında Namık Gedik de olmak üzere çok sayıda siyasetçi tutuklandı. Birçoğu onur kırıcı uygulamalara maruz kaldı. Bu uygulamalardan nasibini alanlardan birisi de Namık Gedik idi. Tutuklandıktan sonra birkaç gün Harp Okulu’nda tutuldu. 30 Mayıs’ta yapılan açıklamada, okulun penceresinden atlamak suretiyle intihar ettiği iddia edildi. Ancak bu iddianın doğruluğu hâlâ tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Genel kanaat darbeciler tarafından öldürüldüğü şeklindedir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*