Üstad’ın açtığı yolda yürüyebilmek

Evet, Said Nursî; sevgili Peygamberimizin (asm) imdad-ı manevîsine ve Cenâb-ı Hakkın hususî inayetine, Hakîm ve Rahim isimlerinin hususî tecellisine mazhar olarak, Kur’ân deryasına dalmış, onda saklı cevherleri çıkarıp nazarlara sunmuştur. İşte Risâle-i Nur Külliyatı meydandadır.

Hayatı harikalarla, şahikalarla dolu dolu geçen ve sayısız inayetlere ve kerametlere mazhar olan büyük Üstâd, Efendimizin (asm) en büyük mu’cizesi olan Kur’ân’ı bu zamanda eline almış, onunla dünyaya meydan okumuş. Ve Kur’ân‘ın bir mu’cize-i maneviyesi olan Nurlar, onun vasıtasıyla bize ulaştırılmıştır. Zaten o da, “Bu hakikatler benim malım değil, Kur’ân’ın malıdır. Ben o mücevherat dükkânının bir dellâlıyım” diyor.

Gönül dostlarını, muhabbet fedailerini ve hizmet erlerini buluşturan her vesile güzeldir. Kur’ân’ı anlamaya yönelik her faaliyet övgüye lâyıktır.

“Kur’ân’ımızı yeryüzünde cemaatsiz görürsem, cenneti de istemem, orası da bana zindan olur” diyen bir Üstâdın dünyasına girebilmek küçük bir hâdise değildir. İşte bakınız, o kendi dünyasında, ilim ve marifetullah mertebelerinde bizi de kendisine ortak etmek için, ne kadar kolaylaştırıyor:

“Birşey bütün elde edilmezse, bütün bütün elden kaçırılmaz” kaidesiyle, “Bu mânevî bahçenin bütün meyvelerini koparamıyorum” diye vazgeçmek kâr-ı akıl değildir. İnsan ne kadar koparsa o kadar kârdır.

(…) Belki her halde imanını kuvvetlendirir. Saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanın kuvvetleşmesi ehemmiyeti çok azîmdir. İmanın bir zerre kadar kuvveti ziyade olması, bir hazinedir. İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Farukî diyor ki: “Bir küçük mesele-i imaniyenin inkişafı, benim nazarımda yüzler ezvak ve kerametlere müreccahtır.”

Bu meyanda geliniz, biraz da Zübeyir Ağabey’e kulak verelim:

“Hizmet ve dava arkadaşlarınızın gönlünü kırmayınız.”

“Ey ferasetli ve müdebbir ehl-i hizmet! Omuz omuza verip çalışmaya çok muhtaç olduğunu; tek başına veya ekalliyette kaldığın zaman muvaffakıyetsizliğe düşeceğini her gün hatırla ve bu hakikatı bir karta yazıp cebine koy ki, günde on defa nefsine ihtar edebilesin.”

“Bir ve beraber olduğun hizmet ve dâvâ arkadaşlarının gönlünü kırma. Senin gönlünü kıran olursa, ‘Buna benim nefsim müstehaktır’ söyle ve gönlünü kıranın gönlünü hoşnut eyle.”

“Böyle bir zamanda, böyle kudsî bir îmân hizmetinde çalışanlara karşı durumumuz şudur: Bir zerre hizmet, bir dağ; bir dirhem hizmet, bir batmandır. Bir nur hizmetinde -az dahi olsa- bulunanlar, çok hürmet, muhabbet ve şefkate lâyıktır. Dâne taşıyan bir karıncayı bile incitme.”

“Dostunu şiddet ve minnet içinde tutarsan, bir daha senin suratını bile görmek istemez.”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*