Van’da nurlu bayram

alt

Birincisi 1967 yılında icra edilen ve arada kesintiye uğramasına rağmen uzun yıllardan beri devam edip gelen Van ilindeki Bediüzzaman Mevlidinin, 7 Haziran 2014 tarihindekine heyecanla giderken, pencere kenarında oturan yirmi beş yaşlarındaki bir genç yol arkadaşım olmuştu.

“Ağabey! Uçağa ilk defa biniyorum ve çok korkuyorum” dedi. “Korkulacak bir şey yok. Otobüsten daha rahat olduğunu biraz sonra anlayacaksın. Âyete’l-Kürsi’yi biliyor musun?” diye sordum. “Tam bilmiyorum” dedi. “O zaman Fatiha’yı yedi kere oku, rahat edersin.” dedim. Bu şekilde başlayan sohbetimiz Van’a kadar sürdü. Annesi, babası ve kardeşleri namaz kıldığı halde, tembelliğinden ihmal eden bu üniversiteli gençle iman ve namaz üzerine bir hayli konuştuk. “Taziye Risalesi” ile “Hayatı Anlamak” kitabımızı hediye ettiğimiz bu gencin, en kısa zamanda namaza başlayacağı sözü vermesi gerçekten bizi mutlu etti. Yunus Emre adındaki kardeşin zaten temeli sağlamdı. Sanki bir kıvılcım bekliyormuş. Bu sohbet inşaallah ona bir vesile oldu. Sağ tarafımdaki gence döndüm ve “Senin adın ne kardeşim, asker misin?” diye sordum. “Adım Yunus Emre, Erzurumluyum. Bir aylık acemi eğitimini bitirdim. Şimdi Hakkâri Çukurca’ya gidiyorum, askerliğimi orada tamamlayacağım.” dedi. “Biliyorsun Çukurca ülkenin sıkıntılı yerlerinden biri. Allah sizi korusun. Beş vakit namazını kılıyor musun?” diye sordum. “Babam, annem ve bütün ailem namazlarını kıldığı gibi, ben de on üç yaşından beri düzenli beş vakit namazımı kılarım, Allah kabul etsin. Kur’ân-ı Kerîm’i de hep yanımda bulundururum.” dedi. İki Yunus Emre’nin arasına düşmüştüm. Onları tanıştırdım ve “Darısı diğer Yunus Emre’nin başına olsun.” dedim. İkisi de âmin diyerek biraz konuştular. Bir buçuk saatlik uçak yolculuğu esnasında böylesine güzel bir hizmete mazhar olmak Allah’ın bir ikramıydı. Kırşehirli ve üniversite mezunu olan gence, oradaki temsilcimizin adını ve telefonunu vererek sohbetlere katılmasını tembih edip vedalaştık. Tam bu cümleyi yazdığım anda telefonum çaldı. İlginç bir tevafuk ki, arayan Kırşehirli Yunus Emre idi. Bunun üzerine bir hayli sohbet ettik.

Saat on buçukta Van Havaalanına indiğimiz zaman, Sinan Yaprak kardeşle buluşup sür’atle Hazret-i Ömer Camii’ne ulaştık. Anadolu’nun dört bir tarafından gelen Nur Talebeleri, geniş avluda tebessüm eden yüzlerle birbirleriyle kucaklaşıyorlardı. Değerli dâvâ arkadaşımız ve yazarımız Halil Uslu kitaplarını imzalıyordu. Kucaklaşarak masamıza oturup biz de imzalamaya başladık. Öğle ezanına kadar devam eden bu faaliyete sevgili kardeşlerimiz Süleyman Kösmene ve Rıfat Okyay da dâhil oldular. Camiye girdiğimizde beş bin kişilik caminin balkonları dolu olduğu gibi, avluya serilen hasırlar dahi yetmemiş, çoğu hanım kardeşlerimiz başka camide namaz kılmak durumunda kalmışlar.

Risale-i Nur Enstitüsü ve Yeni Asya gazetesi adına kısaca yaptığımız hoş geldiniz konuşmasında, ‘Doğulusu Batılısıyla, Kuzeylisi Güneylisiyle mezhebi ve etnik kökeni ne olursa olsun, milletin birlik, beraberlik ve kardeşliğinin, demokrasi ortak paydası ve İslâm kardeşliği potasında nasıl temin edildiğini devleti yönetenler bu tabloda görsünler ve Bediüzzaman modelini ülkeye uygulasınlar’ mesajı ve emeği geçen herkese şükranlarımızı sunmanın ardından program başladı. Okunan aşr-ı şerifler, Risale dersleri, mevlid-i şerifler ve kasidelerden sonra, namaz öncesi verdiği vaazıyla mevlide renk katan çok değerli müftümüzün ihlâslı ve tesirli duâsıyla program sona erdi. Mevlid boyunca diğer yazarlarımız gibi, biz de iki yüz kitabımızı imzalamanın mutluluğunu yaşadık.

8 Haziran 2013’de gerçekleşen mevlidde 700 kişiye yemek ikram eden Yeni Asya Van temsilcimiz Ahmet Yaprak, bu sene 1500 kişiye yemek sunduklarını söyledi. Bediüzzaman’ı yürekten seven bir kısım Vanlıların ve Anadolu’nun dört bir tarafından gelen misafirlerin bundan hakkıyla istifade ettiklerini ifade etti. Geçen seneye kıyasla Doğu ve Güneydoğu bölge il ve ilçeleri başta olarak Karadeniz bölgesi ve diğer Batı illerinin daha fazla mevlide ilgi göstermelerinin kendilerini ziyadesiyle memnun ettiğini beyan etti.

Hülâsa; Yeni Asya Camiasının şahs-ı manevisi bu mevlidde daha güçlü bir şekilde tezahür etti. İnşaallah, Ramazanda Urfa, 17 Eylül Isparta ve bir aksilik olmazsa 19 Ekim 2014 tarihinde Ankara Kocatepe Camii’nde yapılması planlanan Bediüzzaman Mevlidlerinde bu mânâ daha da güç kazanacak. Cenâb-ı hak bu güzel âdetimizi kıyamete kadar devam ettirsin. Milletin birlik ve beraberliğine ve şahs-ı manevîmizin güçlenmesine vesile kılsın, âmin.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*