Bayram Yüksel Ağabey

Image

Zaman ne çabuk geçiyor. İnsanoğlu mukadder olan menziline sür’atle yaklaşıyor. Bayram Ağabey vefat edeli 9 yıl dolmuş, 10. yılına girmiş. “Allah Allah, ne çabuk 9 yıl olmuş” dedim. Ali Uçar’ın da içinde bulunduğu bir otomobilde Avrupa’daki Nur hizmetlerine koştururken meydana gelen elim bir trafik kazası neticesinde Dâr-ı Beka’ya gittikleri 19 Kasım 1997’nin üzerinden bunca zaman geçmiş.

Vefat ettiğinde, Yeni Asya’da, kısaca o­nunla olan hatıralarımızdan bahsetmiş, ileride biraz daha geniş yazacağımı o yazıda söylemiştim. Ama, benim yazı yazmamdaki tembelliğim başta olmak üzere, diğer bazı sebeplerin de araya girmesiyle, ancak bugün yazmak nasip oldu.

1970 yılında Risâle-i Nur’larla müşerref olduğumuzda 16-17 yaşlarındaydık. Doğup büyüdüğüm ve bütün tahsil hayatımın geçtiği yer olan Ankara’da bulunmamız, bizim için bir şanstı. Orada hizmetleri deruhte eden Bayram Ağabey’le tanıştıktan sonra adaşı olan Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin hemen 100 m. kadar yakınındaki Nur’un bir hizmet menzili olan “27”ye sık sık gidip geliyorduk. O zaman yanında şoförü Mehmed Ağabeyden başka, Sabri Acar, Ali Çalışkan ve Malatyalı Sami Ağabeyler kalıyordu. Daha sonra 12 Mart 1971 hadisesinde hapse atılan Ömer Tuncay Ağabey de tahliye olunca, o­nun yanında uzun yıllar hizmet etmiştir. (Ömer Ağabey’in tasarrufu 27’deki hizmetlerde hâlen devam ediyor.) O zaman yazdığım yazıda 27’nin kısa bir tarifini yapmıştım.

Oraya her uğrayışımızda o­nun o güler yüzü şefkat ve merhameti, bize tesir ediyordu. Arkasında çok namaz kılıp, sohbetlerine iştirak etmiştik. Çok şeyler öğrenmiştik. Tatlı ve hoş, kendine has şivesiyle konuşurdu. Kore gazisiydi. Kore’ye, Üstadının duâ ve himmetini alarak, iltifatına mazhar olarak gitmişti. Bıyıklarının kısa olması da Kore savaşında dudağından aldığı bir yaralanma neticesindedir. o­nun malûm hatıraları; gerek birçok eserde veya kendisinin gittiği, gezdiği yerlerde bizzat anlattığı ve çok kimse tarafından bilinen şeylerdir. Ben daha ziyade, özel ziyaretlerimizde anlattıkları veya mülâki olduğumuz hallerinden bazı hatıralarla o­nun aziz hatırasını yad etmek istiyorum.

27’ye gittiğimizde (Çoğu zaman bir ve beraber olduğum, ayrılmaz bir ruh gibi olan Lütfü Taşçı kardeşimle beraber ziyarete giderdik. Hatta yıllar sonra Isparta’da kısa dönem askerlik yaptığımda Bayram Ağabey’in ziyaretine gidince beni Lütfü’yle karıştırmıştı. O kadar beraberdik) Bayram Ağabey’i orada göremezsek, bir eksiklik hisseder, vaktimiz müsaade ederse o­nun gelmesini beklerdik. Yine öyle bir gün, baktık orada yok. Bekledik, öyle bir nefes nefese geldi ki heyecanı belli oluyordu. Biraz dinlendikten sonra anlattı: “Bekir (Berk) Ağabey, bana emniyetteki bir birimden dâvâmızla ilgili bir dosya numarası (veya bilgisi) almamız icab ettiğini, ama oraya girmenin biraz zor olacağını söyledi. Ben de gidebileceğimi söyledim ve gittim. Binaya girdikten sonra, o birimin kapısına doğru ilerledim, baktım kapıda iki nöbetçi. Bana, buranın biraz özel yer olduğu ihsasını yaparak bir şey sordular. Ben de sanki o­nlardanmış gibi ‘Tamam, mühim değil’ deyip içeri girdim. O mâlûmâtı alıp dışarı çıktım, ama herhalde şüphelendiler. Bir baktım peşime koca kafalı birini taktılar. Ben de 27’ye geliyorum ama heyecanlandım. o­nu atlatmaya çalışıyordum. Minibüse bindim, Ulus’a gelmek için. Baktım o da peşimden bindi. İner inmez hızlı adımlarla yürüyordum. Baktım, o da arkamdan geliyor. Aklıma birden yürüyen merdivenli çarşı (Anafartalar Çarşısı) geldi. Hemen oraya girdim. Yürüyen merdivenlerden, bir aşağı, bir yukarı inip çıkarken izimi kaybettirdim. Üst kattan baktım aşağıda dönüp duruyor beni bulmak için. Üstadımızın himmetiyle beni kaybetti, bulamadı. Biraz sonra da geldim. Dâvâmızla ilgili mühim bir hizmeti de yerine getirmiş oldum, Allah’a şükür!”

O yıllarda (1974) Ankara’da büromuzun dışında Yeni Asya yayınlarını teşhir edip, satabileceğimiz bir yer yoktu. Said Özdemir Ağabeyin Hacıbayram’daki İhlas kitabevinde çalışmam için bir teklif geldi. O sene okulda bekleme durumundaydım. Ben de Hilmi Doğan ve gazetemizin temsilcisi Ekrem Ağabey’e (A. Ergun Bedük) durumu bildirince çok sevindiler ve “Çok iyi olur neşriyâtımız bakımından” dediler. Ben İhlas kitabevine başlayınca vitrine hemen Yeni Asya Yayınları’ndan Minyeli Abdullah, Ertuğrul Gazi, Nur Çocuklar, Tarihin Şeref Levhaları, İslâm ve Kadın v.s gibi kitapları sevinçle yerleştirdim. Ben oradayken (Aynı zamanda el altından Risâle, Cevşen, Tesbihat da satıyorduk. Açıkça satmak yasaktı o dönemde) Bayram Ağabey hemen hemen her geçişinde oraya uğrar, bize şevk verirdi.

Yine o yıllarda, Ankara’da Aziz Dinlen Ağabeyin evinde birkaç arkadaş sohbet ediyorduk. Aziz Ağabey çiğ köfte yapacaktı. “Bayram Ağabeyi de getirelim” dedik. Getirme işi de bana kalmıştı. Telefon ettik ve ben bir ağabeyimizin kamyonetiyle 27’ye gittim. Bayram Ağabeyi aldım, arabaya binince “Kardeş, maşallah sen de şoförmüşsün!” dedi ve ilâve etti “Sen benim de şoför olduğumu biliyor musun?” dedi. “Yok ağabey, daha yeni duydum” dedim. “Ya, kardeş ben de şoförüm ama Üstad Hazretleri beni araba sürmekten menetti. o­nun sözü üzerine o gün bugündür araba sürmüyorum” dedi.

O yıllarda ben, birkaç kardeşin bulunduğu (Hâlen hayattadırlar. Bir tanesi yine bizim Lütfü’dür) bir cemaatte, rahmetli Bayram Ağabeyi 27’de ziyaretimizde şunları söylemişti: “Gazetede (Yeni Asya) Üstadımızın hayatı neşroluyor. (N. Şahiner’in yazdığı tarihçe-i hayat). Gazeteye muarız olan, Üstadımıza muârız olur. Üstad’a muârız olmak, Risâle-i Nur’a, Allah muhafaza İslâmiyete karşı gelmektir.” O zaman bunları not ederek düştüğümüz tarih de; 10 Nisan 1974.

Hatırlarken bile sıkıldığım bir hatıra da şu: Yine Lütfü’yle büroya uğramıştık. İkindi namazı da olmuştu. Büronun mescidinde namaz kılmaya girdik. Lütfü, her zaman olduğu gibi, beni imamlığa geçirdi. İkimiz kılıyorduk. Fakat, biraz sonra ayak sesleri gelmeye başladı. Gelen, arkaya namaza duruyordu. Çok sıkılmıştım, “Herhalde dershanedeki arkadaşlardır” diye düşündüm. Ama selâm verdikten sonra, beynimden vurulmuşa döndüm. Bir baktım ki, başta Bayram Ağabey olmak üzere; (yanılmıyorsam) Tahirî ve Sungur Ağabeyler, Kutlular, Fırıncı, Birinci Ağabeyler ve de Kırkıncı Hoca arkamdalar. Öyle bir mahcubiyet ve sıkıntı geçirmiştim ki; “Yahu, imamlık zaten büyük mesuliyet gerektiren bir vazife. Hele bir de böyle büyük zatlara imamlık yapmak bizim ne haddimize?” diyerek, dışarı çıktığımızda Lütfü’ye “Hep senin yüzünden oldu” diye bayağı kızmıştım.

Rahmetli Bayram Ağabey’le olan hatıralarımızdan aklıma gelenleri yazmaya çalıştım. En son da, 50 yaş civarında rahmetli Ceylan Ağabey’in kız kardeşiyle evlenerek, bir müddet sonra da (27’deki hizmetleri Ömer Tuncay Ağabeye emanet ederek) Ankara’dan ayrılıp, Nur’un ilk menzilleri olan Isparta’ya hicret ederek, Üstadına yakın olmak istemiş ve vefatından sonra da Barla’ya defnedilmiştir. Cenâb-ı Hak, ruhlarını şâd eylesin.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

2 Yorum

  1. Bayram ağabey rahmetli,gezdiği çok yerlerde hatıralarını anlatır ve bizler de dinlerdik.Artık anlattıklarını ezberlemiştik nerdeyse. Ama bu ağabeyimizin naklettiği hatıralar, duyulmayan şeyler. Hele, hele Yeni Asya gazetesi ile ilgili rahmetli Bayram ağabeyin o zamanki söylediği sözler (ki bugün için de bu cemaat için geçerlidir bence) çok garibime gitti, bihuş oldum. Demek ki “nurcuyum” diyen herkesin Yeni Asya’yı okuması lazım. Zaten başka gazeteler nurcu olmadığını söylediği gibi, en son şu geçen 23 Mart üstadı yad etme proğramlarında Yeni Asya’dan başka dellallık yapan hiçbir gazeteyi göremedim. Bu Osman Zengin ağabeyimiz, vefat eden birçok Nur talebesinin arkasından güzel taziye yazıları yazıyor. Eskide bir ağabeyimiz olduğunu anlıyorum. Eğer başka hatıralarını da yazabilse çok memnun oluruz.

  2. Selamunaleyküm.Sitenizi gezerken Osman abinin bu yazılarını gördüm ve okudum.Birde en çok okunan yazı olunca daha çok dikkatimi çekti.Yav vallaha bir makalede neler yazmış,ne güzel şeylere temas etmiş.Sağol abi.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*