Gerçek manada medeniyet

 

Bu kelime insanlığın önüne gaye-i hayal gibi konmuş olup ekseriyet bunun mahiyetini bilmemektedir ve bu vesileyle gayr-i insanî ve hayvanî vaziyetler dahi medeniyet addedilmektedir.

Öyle ise doğrusu nedir?

Medeniyetin izafî ve hakikî iki tanımının olduğunu görürüz.

İzafî tanımlar; konjonktürel olup kişilere veya olaylara göre değişir, bunun bir ciddiyeti ve kıymet-i harbiyesi yoktur. Aslî anlamdaki medeniyet ise; Kulun kayıtsız şartsız küllî akıl veya küllî irâde olan Allah’a (cc) teslim olması ve insanın yaratılış maksadına vasıl olmasıdır. Onu da Cenâb-ı Hak ibâdet olarak ifâde ediyor. Bunu da hukukullah ve hukukulibad diye ikiye ayırabiliriz. Zira kullarının hukuku da Cenâb-ı Allah’ın taahhüdü altındadır. Bunlar zamanla değişmez ve tükenmezlik prensibi esastır. Medeniyeti atalarımız; “Fazilet-i ibad ve imar-ı bilad” diye ne güzel ve ne nezih tarif etmişler.

Bediüzzaman Hazretleri de medeniyeti;

1. Medeniyet-i suğra

2. Medeniyet-i Kübra diye ikiye ayırmış. Böylece atalarımızın imar-ı biladını medeniyet-i suğra olarak nitelendirmiş, teknolojiyi gerçek medeniyetin alt yapısı olarak değerlendirmiş olur.

Medeniyet-i kübra veya insaniyet-i kübra olan İslâm medeniyetini ise, Asr-ı Saadet misali insanlığın kurtuluş reçetesi olarak takdim edip, medeniyet-i kübrânın; medeniyet-i suğranın inkişaından inkişaf edeceğini” haber vermiştir.

Yani medeniyet-i suğra olan teknoloji medeniyeti alt yapıyı oluşturup bir çekirdeğin çatlaması gibi çatlayacak ondan insanlığın saadet-i dareynine vesile olan çif kanatlı İslâm medeniyeti doğacaktır demektedir.

Bediüzzaman diğer bir sözünde de; “İlim, akıl ve fennin hükmettiği istikbalde her meselesini fen ve akla tesbit ettiren Kur’ân hükmedecek” der ve böylece Kur’ân ve din adına dünya ve bilime sahip çıkar. Yoksa şu fanî dünya benim olsa ne olur, senin olsa ne olur? Yani “dinsiz dünyada hayır yoktur”. Biz dini dünya için değil, dünyayı din için severiz, çünkü “o da yalan, bu da yalan/ Var biraz da sen oyalan” olur ki, böyle oyuncağa medeniyet demek medeniyete hakarettir. Onun için biz onu “mimsiz medeniyet”, yani “deniyet” biliriz, bu dünya oyun ve oyalanma yeri değildir.

İncil’de, “Eğer hür olmak istiyorsan önce hakikata vasıl ol” der. Ancak o zaman bu iş ebedî neticeler doğurabilir. Medeniyetten maksat da başta hür olmak olsa gerektir.

İşte bu ezelî ve ebedî gerçek için diyoruz ki Müslümanlar, Asr-ı Saadet misali yeni bir medeniyet inşa etmeye mecburdur. Böyle bir projenin hasretini çeken insanlığın önünde hazine misali bir proje olarak Risale-i Nurlar duruyor. Zira Bediüzzaman Hazretleri “Vicdanın ziyası, ulûm-u dîniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder” ifadesiyle gerçek medeniyetin te- mellerinin ne olması gerektiğini ortaya koyar. Bu medeniyetin eğitim modelini de Medresetüzzehra modeli olarak belirler. Gerçek medeniyetin inşasında din ile fen ilimleri birlikte okutulacak, “İslâm ya sarahaten, ya zımnen veya iznen medeniyetin bütün mehasinini ihtiva ettiği” öğretilerek Medeniyet-i Kübra’nın tesisi temin edilecektir.

Şemseddin Çakır

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*