İfsad komitesi

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Risale-i Nurlarda bir ifsad komitesinden bahseder.

Aslında Nurlardaki farklı pasajlardan da anlaşılacağı üzere bu komite bir tane değildir. Daha doğrusu onlarca farklı koldan aynı hedef için farklı stratejilerle iş gören onlarca farklı komite yapısına sahip olan bir komitedir bu. Peki kimdir bu komite ve kimin için mücadele ederler ve amaçları nedir?

Öncelikli olarak ifade edilim ki bu komite, içtimaî, hukukî, ekonomik, siyasî ve asayiş gibi muhtelif sahalarda ifsadat içerisindedir.

“Yahudilere müteveccih şu iki hükm-ü Kur’ânî , o milletin hayat-ı içtimaiye-i insaniyede dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müthiş düstur-u umumîyi tazammun eder ki, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi sarsan ve sa’y-u ameli, sermaye ile mübareze ettirip fukarayı zenginlerle çarpıştıran muzaaf ribâ yapıp bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud’a ile cem-i mal eden o millet olduğu gibi; mahrum kaldıkları ve daima zulmünü gördükleri hükûmetlerden ve galiplerden intikamlarını almak için her çeşit fesat komitelerine karışan ve her nevi ihtilâle parmak karıştıran yine o millet olduğunu ifade ediyor.” ( 25. Söz)

Evet, açıkca görülmektedir ki bu komitenin Üstad Hazretleri’nin tabiri ile “kökü ecnebîde” yani Yahudi milletinin içindedir. Dünyada kurulu olan emperyalist sistemden ve temeli faize dayalı olan kapitalist sistemden tutun dünyanın muhtelif ülkelerinde meydana gelen ihtilâllerin bir çoğuna kadar bunların eseridir. Umumî anlamda ahlâksızlık hastalığına sebebiyet vermiş olan çeşitli internet siteleri, tv programları ve hatta pornografik içerikli yayınlar ve akabinde gelen toplumdaki iman eksikliğine sebebiyet vermede parmakları olduğu alenen bellidir. Komite bu amaç için farklı yapılanmalara gitmiştir. Meselâ hayat-ı içtimaiye ile ilgili, gençleri İslâmiyetten uzaklaştırmak hatta dinsiz hale getirmek için farklı bir komite; aile hayatı ile ilgili, kadınları ifsad etmek için de ayrı bir komite iş görür. Bu hususa Üstad Hazretleri şu şekilde değinmektedir:

“Bildim ki, nasıl İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için, gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefahete sevk etmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de, biçare nisâ taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim.”

Siyasî hayat ile ilgili bir örnek verecek olursak o da Komünizmdir. Önce Almanya’da başlayıp sonradan avrupaya, Çin ve Rusya’ya yayılmış olan bu akımın fikir babası ve kurucusu olan Karl Marx’ın ve akabinde meşhur Ekim Devrimini gerçekleştiren ve Sovyet Rusya’yı kuran Lenin’in ve Kızıl Ordunun başkumandanı olan Troçki’nin kökenlerinin Yahudi olması hatta anne, baba ve dedelerinin aşırı dindar birer Yahudi olmaları (öyle ki içlerinden bir çoğu hahamdır) hiç de tesadüf değildir. Çünkü;

“Her hükûmetin zulmünü gören Yahudiler, Almanya memleketinde kesretle toplanıp intikamlarını almak için, komünist komitesinin tesisinde mühim bir rol ile Yahudi milletinden olan Troçki namında dehşetli bir adamı, Rusya’nın Başkumandanlığına ve terbiyegerdeleri olan meşhur Lenin’den sonra Rus hükûmetinin başına geçirerek Rusya’nın başını patlatıp bin senelik mahsulâtını yaktırdılar. Büyük Deccalın komitesini ve bir kısım icraatını gösterdiler. Ve sair hükûmetlerde dahi ehemmiyetli sarsıntılar verip karıştırdılar.”

Risale-i Nur’un bu pasajından da açıkca anlaşılacağı üzere Troçki de, Lenin de Yahudilerin ifsad için yetiştirmiş oldukları kendi adamlarıdır.

“Komünizm gibi din, ahlâk ve an’ane aleyhinde olup pek müthiş bir tahribatla yarı Avrupa’yı, Çin’i istilâ eden, umum dünyaya karşı müfsid, yırtıcı rejim-i küfrîsine mukabil, milletler, devletler mâbeyninde tedbir aldıran ve bununla beraber haricî, gizli ifsad komiteleri de bu vatan aleyhinde müthiş bir hercümerce çalıştıkları bir zamanda…” (Emirdağ Lâhikası)

Evet, bu komite durmamaktadır.

Harıl harıl dört bir yandan dini, bahusus İslâmiyeti yok etmek için çalışmaktadırlar. Allah’a binlerce hamd olsun ki böyle dehşetli bir komitenin karşısında durabilecek olan bir hakikati yani Risale-i Nurları imdadımıza yetiştirmiştir. Risale-i Nur öyle bir hakikattir ki karşısında hiçbir komite duramaz. Onunla baş edemeyeceklerini anlayan ifsad komitesi Üstad Hazretleri’nin ölüm fermanını dahi vermişlerdir. Ancak bunda muvaffak olamamışlardır.

“Kat’î bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebîde ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki: ‘Bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremeyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız’ diye senin idamına hükmetmişler. Kendini muhafaza et.”

Emirdağ-II’de “Demokratlara büyük bir hakikati ihtar” başlıklı kısımda şu şekilde bir ifade vardır: “Eskiden beri müstemlekâtların Türklerle alâkalarını kesmek için, Türkiye dâiresinde dinsizliği neşretmek için, ifsad komitesi namında bir komite (çalışıyor).”

Görüldüğü üzere gayelerinden birisi de bizi yani Türkiye’yi eskiden kuvvetli bağlarımızın olduğu sonradan sömürge ülkeleri haline getirilmiş olan Pakistan, Hindistan gibi onlarca Müslüman ülkeden koparmaktır. Kuşkusuz, o ülkelerin zamanında bizimle ciddî ve samimî bir irtibat halinde olmalarının yegâne sabebi elbetteki İslâmiyettir. İfsad komitesi de bilmektedir ki İttihad-ı İslâm sağlandığı takdirde onun önünde hiçbir ekonomi, hiçbir güç veya devlet duramayacaktır. İttihad-ı İslâm, komitenin önündeki en büyük tehlikedir. Çünkü asıl arzusu olan dinsiz bir dünya hayalini yıkılacak ve insanlığı fevc fevc İslâmiyete akın ettirecek nitelikte bir ittihaddır bu. Bu da onların resmen sonu demektir. Yani dinsizliğin! İttihad-ı İslâm ise ancak ve ancak bu devletlerin tamamını bir zamanlar başarılı bir biçimde birleştirmeyi ve yönetmeyi başarmış olan bir devletin başı çekmesi ile elde edilebilir. Yani Osmanlı’nın torunları olan bizlerin. Çünkü zamanında atalarımız bunun bir provasını yapmışlardı. Hem diğer Müslüman devletlerin de büyük muhabbetini kazanmışlardı. Bu muhabbetin sebebi elbetteki bizim İslâm olmamızdır. Komite de bu hakikati bildiği için planlarını buna göre dizayn etmiştir. Netice olarak, biz ne derece İslâmdan uzaklaşırsak onlar da bizden o derece uzaklaşacaklardır. Amaç Müslüman ülkeleri global dünyada yalnızlaştırmak suretiyle daha rahat dinsizleştirerek bu devletlerin dizginlerini ele geçirmektir. Bilinmelidir ki İttihad-ı İslâm, unsuriyet fikriyle (yani milliyet fikriyle) değil “İslâmiyet milleti” fikriyle gerçekleşebilir. Bunun içindir ki komite içimize o Araptır, bu Türktür, şu Hintli bu da Pakistanlıdır gibi unsuriyet fikrini aşılamış.

“Ey sarhoş hamiyet-füruşlar! Bir asır evvel milliyet asrı olabilirdi. Şu asır, unsuriyet asrı değil, bolşevizm, sosyalizm meseleleri istila ediyor; unsureyit fikrini kırıyor; unsuriyet asrı geçiyor, ezeli ve daimî olan İslâmiyet milliyeti, muvakkat, dağdağalı unsuriyetle bağlanmaz ve aşılanmaz ve aşılamak olsa da; İslâm mille­tini ifsâd ettiği gibi unsuriyet milliyetini dahi ıslah edemez, ibka’ edemez. Evet muvakkat aşılamakta bir zevk ve bir muvakkat kuvvet görünüyor, fakat pek muvakkat ve akıbeti hatarlıdır.”

(Mektubat, 29. Mektup)

Sadece Müslüman ülkeleri birbirinden değil, aynı zamanda Hakikî İseviler ile Müslümanları da birbirinden uzaklaştırmak bir diğer gayeleridir.
“Misyonerler ve Hıristiyan ruhanîleri, hem Nurcular, çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü, her halde şimal cereyanı, İslâm ve İsevî dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etmek fikriyle, İslâm ve misyonerlerin ittifaklarını bozmaya çalışacak.”

Bu komite, hakikî İsevîler ile Müslümanların dinsizliğe karşı ittifak etmelerini bütün gücü ile engellemeye çalışmaktadır. Belki de, Üstad Hazretleri’nin Hadis-i Şeriften iktibas ile izah ettiği şu hakikatin gerçekleşmesinden korkmaktadırlar:

“İşte böyle bir sırada, cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini hakikate karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir. Ve Kur’ân’a iktida ederek, İsevîlik şahs-ı mânevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû makamında kalacak, din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûp olan İsevîlik ve İslâmiyet, ittihad neticesinde dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken, âlem-i semâvâtta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsâ aleyhisselâm, din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Küllî Şeyin vaadine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır. Madem Kadîr-i Külli Şey vaad etmiş, elbette yapacaktır.”

Dinî hareketlerin içlerine girmek sureti ile ifsadata çalışan komiteler de vardır.

Bu tehlikeyi hisseden Bediüzzaman Hazretleri bizleri ciddî bir şekilde uyarmaktadır:

“Dikkat ediniz, küfr-ü mutlakı müdafaa eden gizli komite içinize parmak sokmasın. Benim komşudaki koğuşa parmağını soktu, beni azap içinde bıraktı. Şimdi siz, mâbeyninizde münakaşasız bir meşveret ediniz.”

Mesleğinin en önemli esaslarından birisi olan Uhuvveti kendilerine esas eden bir cemaat nasıl birbiri ile aynı masaya dahi oturamaz hale gelmiştir? Özelde Hizmet-i Kur’âniye uğruna mücadele eden Nur Cemaatini böyle komitelerin ifsadatından muhafaza etmenin yolu elbetteki esaslı bir meşveret mekanizması ve bu meşveret mekanizmasını işletebilmekle olabilir. Zaman en güzel müfessirlerdendir. Ne zamanki meşverette sıkıntılar olmuştur o zaman cemaatte sıkıntılar olmuştur. Ne zamanki meşveretteki sıkıntılar bertaraf edilmiştir o zaman cemaatteki sıkıntılar da gitmiştir. Meşveret, Nur Cemaatinin surlarıdır. Onu ne top deler ne de gülle.. Bir cemaati bir kaç kişi idare ediyor ise o cemaati ifsat etmek sadece bir iki kişiyi yoldan çıkarmakla, aklını karıştırmakla mümkündür. Ancak herbirisi cemaat tarafından tasdik görmüş ve seçilmiş yüzlerce kişiden müteşekkil bir meşveret tarafından yani şahs-ı manevî tarafından idare edilen bir cemaatin içine girip o cemaati bozguna uğratmak, yoldan çıkarmak neredeyse imkânsızdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu zamanlarda bu komite yeni ve dehşetli planlarını yapmış ve icraate geçmişlerdi.

Ancak tahmin etmedikleri birşey oldu. Önlerindeki herkese diz çöktürdükleri veya susturdukları bir zamanda diz çökmeyen ve susmayan, üstelik umum halk tarafından da ilmi ve dehasıyla ün salmış, ciddî hürmet gören bir İslâm âlimi vardı: Bediüzzaman Said Nursî.

Bu komite belki de en büyük mücadelesini onunla ve dâvâsıyla yapmıştır. Fakat Bediüzzaman Hazretleri yepyeni bir bakış açısıyla ezberleri bozuyordu. Onlar ise bu ezber bozan sistemi anlamakta zorluk çekiyorlardı. Komitenin dine ve İslâmiyete olan saldırısına ve tahribatına karşı Bediüzzaman’ın sunduğu çözüm ise “Zamanın şahıs zamanı değil cemaat zamanı” olduğu fikri idi. Ancak komite bunu anlayamamış olacak ki Bediüzzaman’ın ömrü boyunca ekseriyetle şahsı ile uğraşmıştır. Ancak şahs-ı maneviye dokunamamıştır.

“İşte bu komite, otuz sene, belki kırk seneden beri hem tevessü etti, hem benimle mücadelede herbir desiseyi istimal etti. İki defa imha için hapse ve on bir defa da beni zehirlemeye çalışmışlar (şimdi on dokuz defa oldu). En son dehşetli plânları…aleyhimde öyle bir propaganda ve herkesi korkutmak o dereceye gelmiş ki, bir memur bana selâm etse, haber aldıkları vakitte değiştirdikleri için, casusluktan başka hiçbir memur bana uğramadığını ve komşularımın da bazıları korkularından hiç selâm etmediklerini gördüğüm halde, inayet ve hıfz-ı İlâhî bana bir sabır ve tahammül verdi. Emsalsiz bu işkence, bu tazyik, beni onlara dehalete mecbur etmedi.”1

Haliyle Nur Cemaatini yok etmeyi başaramamışlardır. Ancak şunu da ifade etmeliyiz ki Nur Cemaati özellikle de Bediüzzaman’ın vefatından sonraki dönemlerde, Risale-i Nurlardaki düsturları tamamen olmasa da kısmen işletememesinin ya da o düsturların bazılarına (meşveret, şahısların değil şahs-ı manevinin esas alınması, uhuvvet vs..) tam manada uymamasının bedelini onlarca gruba parçalanarak ödemiştir. Yani, o düsturlardan uzaklaşmak demek Nur Talebelerinin sonu demektir. Çünkü komite asla ve kat’a pes etmemiş ve etmeyecektir. İndirilecek küçücük bir gardda kroşe için hazır beklemektedir. Ancak o komite bilmelidir ki emellerine hiçbir zaman ulaşamayacaktır.

Son söz:

“Şu istikbal zulümatı ve inkılâpları içerisinde en gür ve en muhteşem sadâ, Kur’ân’ın sadâsı olacaktır!”

“Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sadâ İslâmın sadâsı olacaktır!” 2

Dipnotlar:
1- Emirdağ Lâhikası.
2- Tarihçe-i Hayat.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*