Türkiye’nin bağımsızlığı ve Demokratlar

Türkiye emperyalizmadan kurtulup, söylenildiği gibi tam bağım- sızlığına kavuştu mu, Lozan kayıp mı, kazanç mı tartışmaları devam ederken, kaderimize şekil veren Lozan’a ve “ulus devlet” anlayışımıza bir bakalım.

Nurlar’da da var olan, Büyük Doğu’nun “Lozan’ın iç yüzü” makalesinde İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon:

“Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulus birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.”(..)

Lozan Muahedesi’nden sonra, İngiltere Avam Kamarası’nda “Türkler’in istiklâlini ne için tanıdınız?” diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un verdiği cevab: “İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.”(..)

Mısır Hahambaşısı Hayim Naum müdhiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:

“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyet’i ve İslâmî temsilciliklerini, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum.”

Evet, Türkiye; vatanımıza ve mukaddesatımıza asırlardır göz diken müstevlilerin düşman postalından kurtuluş mücadelesinde, asker ve milis kuvvetlerin yardımıyla kurtuldu.

Ecnebî süngüsü ve bayrağından kurtulmasına kurtuldu da, bizi var eden şeair ve istinad noktaları olan, bâhusus Anadolu coğrafyasına 2000 serdengeçtinin İ’lâ-yı kelimatullahı yaymak vazifesi için gelip, altı Bizans tekfurluğu ortasına “otağ” kurduğu, 600 sene İslâm bayraktarlığı yaparak elde ettiği Osmanlı ruhu, esaret altına alındı. Hem de kendi prangamızla.

Üç kıt’aya hakim olan İslâm’ın adaleti, pusuda bekleyen Dünya’yı nifakla yönetmek isteyenlerin işine gelmiyordu. Taht kavgaları, adalet-i mahzayı terk etmemiz ve dinden taviz vermelerle başlayan çöküş, kaleyi içten çökertme plânlarına zemin hazırladı.

Selânikli Sebatayistlerin Osmanlı idaresini ele geçirmesiyle iyice gün yüzüne çıkan mânevî işgâl; Cumhuriyet ve bağımsızlığa rağmen, komitelerin inisiyatifindeydi.

İdarecilerin çok dile getirdikleri, “Yurdumuzu düşmanlardan ve mandacılıktan kurtardık” sözleri gizli ivazlarla “tam bağımsızlık” havada ve hamâsette kaldı sadece.

Son Afrin operasyonları ile İncirlik Hava Üssü tekrar Türkiye’nin gündemine oturdu. Bir yandan PYD’ye toprağımızdan silâh gittiği iddia edilirken, diğer yandan terörü bertaraf etmek için, şehitler verdiğimiz sınır ötesi harekâtta, gerçekte kiminle dost kiminle düşman olduğumuz muamma.

Suriye’de bir yandan ABD, diğer yandan Rusya ile Astana mutabakatımız ve İncirlik üssünün kullanılışı ki; tam bir paradoks.

Sadece İncirlik mi?

Malatya Kürecik, Trakya, Karadeniz ve daha çoğunu bilmediğimiz bölgelerdeki üslerle çepe- çevre kuşatılmışız.

Evet, belki NATO ve BM ile mutabakat gereği konuşlandırma imzaları atmış olabiliriz, ancak İslâm birliğine darbe vurmak için kullanılmamalı.

İŞTE DEMOKRATLAR, İŞTE İRADE

Demokratların nice bedeller ödediği, angajmanlara bağlı, an- cak dengeli politikalarla Ortadoğu’da (1967) ve Kıbrıs’ta (1975) nasıl bir strateji takip ettiği unutulmuş görülüyor.

Bir anektod: 1974’te ABD’nin karşı çıkmasına rağmen gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın faturası “TSK’ya silâh ambargosu konularak” kesildi.

ABD ve NATO ülkelerinden TSK’ya artık tek bir cıvata bile verilmeyecek, satılmayacaktı.

1975’te Başbakan olan Süleyman Demirel’e elinde demir bir çubukla gelen Genelkurmay başkanı Sancar; “Sayın başbakanım bu demir olmadan paraşütlerimiz açılmıyor, asker de uçağa binmek istemiyor” deyince Demirel, kucağında bulduğu “silâh ambargosu” dolayısıyla hem üzgün, hem öfkeliydi.

Ankara’ya gelen dönemin Dışişleri Bakanı Kissinger ve daha sonra Brüksel’de konuştuğu ABD Başkanı’nı Ford’a “Ambargonun ABD ile Türkiye arasındaki ilişkileri germesinin yanı sıra TSK’nın savaş gücünü zayıflattığını, bunun dolaylı olarak NATO gücünü de zaafa uğrattığını” anlatmıştı.

“Bizi istemediğimiz sert tedbirler almaya zorlamayın” diye uyarmıştı.

Fakat… Sonuç alınamamıştı.

Bunun üzerine Türkiye, 25 Temmuz 1975 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesiyle ABD’ye ait Türkiye’deki 21 üs ve tesis kapatıldı.

Amerikan bayrakları indirilerek yerine Türk Bayrakları çekildi.

Bunlara “İncirlik Üssü” de dahildi.

Bu “sert ve kararlı” tavır ABD’yi epey sarsmıştır.

Ambargo 1978’de kaldırıldı, ancak kapatılmış tesisler, Demirel hükümetini deviren 12 Eylül yönetimi tarafından 18 Kasım 1980’de tekrar açıldı…

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*