Yılın ve yolun sonu

Ömrümüzden bir yıl daha sona ermek üzere.

Bir yılın sona ermesi, dünyanın da ölümü olan kıyamete bir miktar daha yaklaşması, her insanın eceline bir adım daha yaklaşması demek. Bir yılın ve bir ömrün bir sonunun olduğunu bilmek aslında hüzün verici. “Hiçbir gamın olmasa dahi sonunda öleceğini bilmen yeter” demiş Hz. Ali. Yani dertsiz tasasız mutlu bir hayat sürüyor olsan bile, sonunda biteceğini bilmek keder olarak yetmez mi? Bu kederin hayatın keyfini kaçırması, lezzetleri tahrip etmesi kötü bir şey değildir.

Ömür sermayesinin tamamını dünyaya harcamaya mani olur. İnsana bir yolcu olduğunu, burada çok kalmayacağını, sermayesi ile ebedî bir hayatı kazanmak zorunda olduğunu ihtar eder. İnsanı aldanmaktan kurtarır. Bu dünya hanından aldanarak geçip giden nice yolcu olmuş ki, yolun sonuna geldiklerinde “Eyvah aldandık! Bu dünya hayatını sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik” diye feryad etmişler. Yolun sonunda pişman olanın halini Yunus Emre de şu dizelerle ifade etmiş:

“Ömrüm geçti hayfa ki geç uyandım.

Bu dünya bana baki kala sandım.”

Evet şimdi aldanmamak ve pişman olmamak için; nasıl geçen bir yılın sonu geldiyse, bu gelen yeni yılın da bir sonu olacağını ve şu ömrümüzün de bir sonunun olduğunu kesin olarak bilmek vaktidir. Bu dünya, gelişigüzel giden rotasını şaşırmış bir gemi değildir. Devamlı olarak yolcu indirip bindiren, belli bir güzergâhı, rotası, saati, dakikası olan, kasıtlı olarak hareket ettirilen ve bizi son istasyon olan kabre kadar misafir eden bir araçtır. Buradaki yolcular ellerine verilmiş olan sermaye ile çalışmak zorundadır.

Ahiretin nimetleri, rızıkları, tuğla ve taşları bu dünya tezgâhında dokunur. Yolun sonuna bu kadar yaklaşmışken “Eyvah!” dememek için, şimdi kalan son paranı da bilete vermenin vaktidir. Dördüncü sözdeki mâlûm hikâyede, bir büyük hâkim iki hizmetkârını yanına çağırıp: “Benim iki aylık uzaklıkta bir çiftliğim var. Oraya gidip dinleniniz. Size yirmi dört altın veriyorum. Bunu yolda harçlık yapar ve biletinizi alırsınız. Bir günlük mesafede bir istasyon vardır. Orada otobüsten uçağa kadar her türlü vasıta bulunur. Para durumunuza göre istediğinize binebilirsiniz” der.

Bu talimatları dinleyen iki yolcu yola koyulur. Bunlardan biri akıllı olduğu için kârlı bir ticaret yapar. Kazancını birden bine yükseltir. Diğeri serseri olduğu için kumarda altınlarının yirmi üçünü kaybeder. İki arkadaş istasyonda karşılaşırlar. Akıllı olan çok mutludur. Nasıl kârlı işler yaptığını sevinçle anlatır. Serseri olan çok üzgündür. “Ben mahvoldum. Elimde tek altından başka bir şey kalmadı. Bundan sonra ne yapacağım bilemiyorum” der. Arkadaşı onun haline acır: “Üzülme, olan olmuş. Bundan sonrasına bakalım. Elinde kalan bu son altını da hiç olmazsa bir bilete ver. Yoksa iki aylık yolu aç, susuz, yaya gitmek zorunda kalırsın. Hem, efendimiz merhametlidir, bağışlayıcıdır. Affeder, ikimiz de uçağa biner, iki aylık yolu bir saatte uçarak gideriz.” der. Bu kişinin aklı varsa, o son kalan tek altınını o bilete verecektir.

İşte bizler de o yolculardan biriyiz. O hâkim Rabbimiz, çiftlik Cennet, istasyon kabir, yirmi dört altın, bir günlük ömrümüz. Bir tek altına alınan bilet ise yirmi dörtten bir saatimizi alan beş vakit namazdır.

Hastalıklarla, deprem ve felâketlerle çalkalanan yaşlı dünyamızın da son zamanları olduğu âşikar. Bizler de yılın ve belki de yolun sonuna yaklaştık. Elde kalan son sermayemizi öyle bir bilete verelim ki, ebedî saadet içinde kalınacak olan bâki âlemlere uçarak gidebilelim

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*