‘Bant’ta koşma, namaza koş!

Şu ‘mim’siz medeniyetin başımıza açtığı dertleri acaba kime şikâyet etmeliyiz? Bugün ‘iyi’ dediği şeyleri, iki gün geçtikten sonra ‘kötü’ ilân ediyor. Her iki halde de kendisini haklı çıkarıp, “Ben olmasaydım, mahvolurdunuz!” demeyi de ihmâl etmiyor.

Yaratılış gerçeklerini inkâr ile yol almaya çalışan bu anlayış, “Bir ileri, iki geri” metoduyla insanları ‘düzlüğe’ çıkardığını iddiâ ederek maalesef ‘bataklığa’ sürüklüyor. En çarpıcı yanlışlar da, sağlık konusunda yaşanıyor. Bakmayın bugün ‘kapalı mekânlarda’ olsa da sigaranın yasaklanmasına. Bir zamanlar sigara içmek ‘moda’ydı, içmeyenler ayıplanırdı. Sigara içmeyenleri ayıplayan anlayış, o gün için ‘medenî tavrı’ temsil ediyordu.

Bugün dünya üzerinde milyonlarca insan açlık çekerken, bir o kadarı da çok yemek dolayısıyla ‘obez’ yani tıbben hasta kabul ediliyor. Bu çelişki de ‘medenî dünya’nın eseri değil mi? Önce, ‘ye, ye, ye’ dediler; insanları aşırı tüketime alıştırdılar; şimdi de ‘yeme, yeme’ diye yalvarıyorlar! Niçin? Çünkü çok yiyen, çok tüketen insanlar hasta oluyor ve neticede fatura ‘medenî dünya’ya kesiliyor…
Yanlış uygulamalar o kadar yaygın ki, bugün bile bir yandan insanları ‘salon’lara doldurup güya ‘sağlık olsun’ diye spor yaptırıyorlar; ama gerçekte insanların daha fazla ‘hasta’ olmasına sebep oluyorlar. Bunu biz değil, uzmanları söylüyor.
Bakınız, Prof. Dr. Işık Akgün, sadece ‘kıkırdak denen şey’in korunması için neler yapmamız gerektiğini nasıl anlatıyor: “Aşırı kullanım, yaralanma, sakatlanma, dizin üzerine düşme, şişmanlık… Tabiî genetik faktörler de söz konusu… Bir de yeri gelmişken, mânâsız spor yapmaktan vazgeçeceğiz!”

“Mânâsız spor yapmaktan vazgeçeceğiz!” sözünü bir ‘müftü’ söylemiş olsaydı, “Vay, spor düşmanı” diyerek nasıl tepki gösterilirdi, siz düşünün.

Prof. Dr. Akgün izah ediyor: “‘Spor yapacağım’ diyor, günde 1000 kere ip atlıyor. Var mı böyle şey? Diğeri günde 1 saat koşu bandında 10-11’de koşuyor. Tabiî ki bu insanların dizleri mahvolur, tabiî ki kıkırdak nâmına bir şey kalmaz. Hele koşu bantları bir felâket… Dizlerin katili… Bir bantın üzerinde dönen plastik düşünün, güm güm vuruyorsunuz. Allah’tan tartan ilâveleri başladı, yumuşatma ayarları kondu. Ama bu da yeterli değil. Biliyorsunuz, spor ayakkabılar da artık değişiyor, şu anda vücudun yüzde 10, yüzde 15 ağırlığını kaldıran ayakkabılar var. İllâ yapacaksanız onlarla yapın. Bu arada, haftada 3-4 kere, 20 dakika ya da yarım saat, 4.5-5 ile yürümek zarar vermez. (İtiraz sorusu: Bununla [vücuttaki] yağ[ları] yakamazsınız ki!) Evet herkes aynı şeyi söylüyor. Valla ne diyeyim, ya yağlarınızı yakıp dizlerinizi mahvedeceksiniz ya da dizlerinizi koruyup, yağı başka türlü yakacaksınız. Çaresi koşu bandı yerine toprakta yürümek… (…) Koştuğunuz zaman da güm güm vuruyorsunuz, dikkat edin herkeste bir bel problemi var. Ben belli bir yaştan sonra bel problemi olmayan kimseyi tanımıyorum. (İnsanlar) Spor yaparken kendileriyle yarışmaktan vazgeçsinler. (…) En büyük hata, insanın kendisiyle yarışması.” (Konuşan: Ayşe Arman, Hürriyet, 12 Temmuz 2010)

Merak edilmez mi? Ya bu anlatılanlar doğru değil, ya da şahit olduklarımız… Konunun uzmanı bir isim bu bilgileri veriyor ve yine de ‘hiçbir şey olmamış gibi’ davranılabiliyorsa, hakikaten işimiz zor. Gerçekler böyle ise, insanlar hâlâ koşu bandlarına nasıl davet edilebiliyorlar? Ya birileri çıkıp bu bilgilerin doğru olmadığını söylesin, ya da insanlar ciddî olarak ikaz edilsin…

Uzman değiliz, ama uzmanından bu açıklamaları duyduktan sonra rahatlıkla şöyle diyebiliriz: Ey insanlar! Sağlığınızı düşünüyorsanız bile koşu bandını bırakın, namaza koşun! Risâle-i Nur’daki (Sözler, Dördüncü Söz, s. 27) ifadesiyle, “Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir.”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*