Bediüzzaman Tiflis’te Nur medresesini açmış

Bediüzzaman ile Rus polisi arasında, Tiflis’in Şeyh San’an Tepesinde geçen konuşmadan yüz yıldan fazla geçtiği halde, Tiflis’te Bediüzzaman Nur medresesini açmış, müjdesi tahakkuk etmiş. Şimdi de diğer müjdeler tahakkuk edeceği günü bekliyor.

Gürcistan – Ahıska- Tiflis

Türkiye’den Gürcistan tarafına geçtiğimiz andan itibaren kendimizi adeta 70’li yılların Türkiye’sinde bulduk. Gürcistan tarafındaki köylerde Sovyet döneminden kalma yıkık, eski evler hemen kendini gösteriyordu. Hayvancılığın yaygın olması yol boyu büyükbaş ve küçükbaş hayvan sürüleriyle karşılaşmamıza neden oluyordu. Sonra gördük ki, bütün Gürcistan’da evler ve binalar eski yapıda ve özensiz bir mimari içinde ve estetikten yoksun bir görünüm dikkat çekiyordu. Köy hayatında hemen hemen her ihtiyacın karşılanmasına dönük kilise, market, alışveriş mekanları gibi esnaf çeşitliliği dikkat çekiyor. Özellikle Tiflis’te çok katlı binalarının pek çoğunda Türkiye’de kenar mahallelerdeki gibi, metruk bir şekilde süren yaşam kendini gösteriyordu. Tabi yeni binalar da yeni inşaat alanları da yok değildi.

Ahıska bölgesinde, tarihte sürgün zulümlerine tanıklık etmiş tren vagonlarının hemen kaşsırında  Kur’an eğitimi veren mekanlarında, Zübeyir ve Ramazan kardeşlerin ayrıca bir de burada kullanılan isimleri var.

Gürcistan’ın Ahıska bölgesine ulaştığımızda, Ahıska Türklerinden rehberimiz Şevket Dualı bizi karşıladı. Mütevazı ve sakin, mütevekkil yapısıyla Şevket beyin devlet tarafından resmi görevi imamlık iken değişik caydırıcı sebeplerle Kur’an öğretecek çocuk bulamıyor. Belli bir camisi de yok, önceleri evlerde çocuklara Kur’an öğretmiş ama sonra Kur’an öğrenenlere size ne öğretiyor gibi sorgularla ve değişik baskılarla bu hizmet tam olarak yapılamaz hale gelmiş. Kendisini farklı cemaat ortamlarına katıldığını, sohbetler dinlediğini ve Kur’an eğitimi verilen mekanların olduğunu ifade etti. Ki, bizim grubumuz da iki kez, Kur’an eğitimi verilen Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin mekanında namaz kıldı ve dinlendi, ilgi duyanlar masa tenisi maçları yaptı. Grup orada çalışan gençlerle tanıştı.

Ahıska’da Kur’an eğitimi verilen mekanlardan bir tanesi. Biz de gurup olarak iki kez onların namaz kılmak ve abdest almak üzere misafirleri olduk ve onlarla tanıştık. Ramazan, Zübeyir kardeşlerle yazışıyoruz.

Şevket bey, Gürcistan’da dini hayatın çok rahat olmadığını söylüyor. Çocukları Türkiye’de üniversite okuyormuş ama kendisinin Türkiye’ye gidişine izin verilmiyormuş. Burada Türkiye, Ahıska Türkleri için bir heyecan unsuru olarak görülüyor. Yaşadıkları vatanlarından koparılmaları onların dünyanın dört bir tarafına dağılmasına sebep olmuş. Tekrar kendi mekanlarına dönmek için yapılan bütün başvurular cevapsız kalmış.

Rehber, Ahıska Türklerinin çektiği zulümleri anlatırken duygulandı

Gürcistan’daki ilk günümüzde uzun otobüs yolculuğu sonrası Kafkasya otelinde dinlenmemiz çok güzel oldu. Helal yemek şartları, alışmadığımız yemeklerle tanışmaya vesile oldu. Gezimizin ilk gününde Ahıska Türklerinin sürgün edildiği mekanları görmek vardı. 1944’te diktatör Stalin tarafından başlatılan Ahıska Türklerine dönük sürgün işlemleri tam bir insanlık dramına dönüşmüş. Köylülere “bir iki saat içinde buraları terk edeceksiniz, hazırlanın” denilerek başlatılan işlemlerde zulümler, işkenceler, dramlar insanlığın yüz karası durumlar yaşanmış. Bir anda insanlar evsiz barksız kalmış ve hayvan taşıyan vagonlarla ağır şartlar içerisinde haftalarca bilmedikleri topraklara taşınmışlar. Bu zor şartlarda yüzlerce, binlerce insan ölüme terk edilmiş. Halen bu terk edilmiş vagonların bu yerleşimde duruyor olması, yeni kuşaklara acıları, dramları hatırlatıyor.  Ki, rehberimiz Şevket Bey, Rabati kalesinde konuyla ilgili bilgilendirme yaparken, kendisine büyüklerinin anlattığı dram hikayelerini seslendiremedi ve duygulandı.

Ahıska’da günlük hayat oldukça hareketli, araçların üzerinde araç gereçler satan ve küçük tamirler yapanlar da var.

Buradaki Rabati Kalesi güzel restore edilmiş. Kalede kilise ve kubbeli cami de var. Cami tarafına giriş biletli. Şehre hakim manzaralı kale işler hale getirilmiş ve dışarıdan gelenlerin uğrak yeri haline gelmiş. Tabii ki buradaki yerleşim yerinde iptidai bir hayat kendini gösteriyor. Fakirliğin hakim olduğu şehirde, kapısız, paralı tuvaletlerde su yok ve oldukça kirli, bu durum bu şehre hiç yakışmıyor. Şehir merkezinde yeşillikler hakim, şehrin ortasından geçen nehir şehre ayrı bir güzellik katmış. Dikkat çeken bir şey de insanların genelde soğuk bir duruş içerisinde olması. Belli ki, komünist rejiminin soğuk izleri sonraki nesilleri de etkilemiş.

Gezinin devamında Borjomi şehri vardı. Burası tam da tabiatın bütün güzelliklerini sergilediği, insanı ciddi etkileyen bir mekan. Yeşil örtü hakim, turistik mekanlar gezilmeye, görülmeye değer bir yapıda. O kadar gezinti ve alışveriş mekanında oturup birazcık soluklanacak yer yok. Tarihi konaklar, eski klasik arabalar ve yol boyu farklı eşya satış yerleri var. Ama gelin görün ki, yine tuvaletler pis, yetersiz; yeme içme gibi imkânlar kıt ve namazlarımızı da ancak ağaç gölgelerinde kılabildik.

Gürcistan’da hayat şartları oldukça zor. Günlük hayat, geçim sıkıntısı vatandaş açısından oldukça ağır. Türkiye’den geçer geçmez hayvancılık ve tarımın hakim olduğu yerleşim.

Diktatör Stalin halkı tarafından da sevilmiyor

Gezimizin sonraki durağında Gori şehri vardı. Burası diktatör Stalin’in doğduğu yer. Gürcü kökenli olan zalim diktatör Stalin bu şehirde doğmuş ve doğduğu ev müze haline getirilmiş. Bindiği tren, kullandığı eşyalar burada sergilenmekte.

Gürcistan programımızda şimdi üç milyon ülke nüfusuyla bir buçuk milyon nüfusun bulunduğu şehir Tiflis var. Tiflis büyük bir şehir ve şehir merkezi dışındaki yerleşimlerde binalar büyük oranda eski. Dışarıdan bakıldığında bu binalarda yaşanmaz denilen mekanlarda yüz binlerce insan yaşıyor. Tiflis’te bir gece kaldık. Ertesi gün şehri gezdik. Tiflis’in şehir merkezi adeta gezilebilecek bütün yerleri bir arada toplanmış durumda. Barış köprüsü, müze, teleferik, nehirde sandal turu, geri planda televizyon vericilerinin bulunduğu, Bediüzzaman Said Nursi’nin hatırasının geçtiği Şeyh San’an tepesi gibi etkinliklerin hepsi bir yerde. Burada Şeyh San’an tepesine birkaç paragraf ayıralım.

Gori, Stalin’in doğduğu yerleşim yeri, burası da Stalin’in doğdu ev ve içeride eşyları müze olarak muhafaza ediliyor.

Tiflis’te Nur medresesi açılmış, Bediüzzaman’ın müjdesi gerçekleşmiş

Şeyh San’an tepesi Tiflis şehrine hakim bir konumda. Buradaki yüksek yayın vericisinin durumu, buradan dünyaya bir şeylerin yayılacağına işaret gibi duruyor. Konunun Bediüzzaman’la ilgili bölümünü Tarihçe-i Hayat isimli eserinden takip edelim. Bediüzzaman, 31 Mart Vakıası ve Divan-ı Harb-i Örfi mahkemesi sonrasında 1910’larda İstanbul’dan Batum üzerinden Van’a giderken Tiflis’e uğrar. Tiflis’te Şeyh San’an Tepesine çıkar. Dikkatle etrafı temaşa ederken, yanına bir Rus polisi gelir ve sorar:

Niye böyle dikkat ediyorsun? Bediüzzaman der: Medresemin planını yapıyorum. O der: Nerelisin? Bediüzzaman: Bitlisliyim. Rus polisi: Bu Tiflis’tir. Bediüzzaman: Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir. Rus polisi: Ne demek? Bediüzzaman: Asya’da, âlem-i İslamda üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstüne üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek. Ben de gelip burada medresemi yapacağım. Rus polisi: Heyhat! Şaşarım senin ümidine. Bediüzzaman: Ben de şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır. Rus polisi: İslam parça parça olmuş? Bediüzzaman: Tahsile gitmişler. İşte Hindistan, İslamın müstait bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadisinde çalışıyor. Mısır, İslam’ın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinde ders alıyor. Kafkas ve Türkistan İslamın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-ii harbiyesinde talim ediyorlar. İlaahir…” (Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat, 2007, s.125.)

Kura Nehri şehri ikiye bölüyor

Diğer müjdeler tahakkuk edeceği günü bekliyor

Görüldüğü üzere Bediüzzaman ile Rus polisi arasında geçen konuşmadan yüz yıldan fazla geçtiği halde, Tiflis’te Bediüzzaman Nur medresesini açmış, müjdesi tahakkuk etmiş. Şimdi de diğer müjdeler tahakkuk edeceği günü bekliyor.

Diğer taraftan Şeyh San’an tepesinin ismi Feridüddin Attar’ın Mantık-üt Tayr eserinde geçen uzun bir hikayeye dayanıyor. Bu tepe için rivayet edilen hikayede, yüzlerce müridi olan bir şeyhin bir Hıristiyan bir kıza âşık olarak dininden uzaklaşması ve pek çok badirelerden sonra yeniden maşukuyla birlikte dinine dönmesi hikayesini içeriyor.

Biz Tiflis’te bu duygu ve düşünceler içerisinde iken, grubumuz Gürcistan’ın başkenti Tiflis’ten dönüş yoluna geçiyor. Geldiğimiz Ahıska bölgesine yeniden geri dönerek, rehberimiz Şevket Bey ile vedalaşıyoruz. Bir iki günün içinde Şevket Bey ile ciddi bağlar oluştu. Ayrılık duygularına zaten alışık olan Şevket Bey, bizimle helalleşerek dualarla ayrıldı.

Artık Gürcistan’dan dönüyoruz, yolculuğumuz Türkgözü sınır kapısına doğru. Azerbaycan kapılarının kapalı oluşu, bizi Kafkas dağlarını ikinci kez aşmaya ve iki kez yurt dışı çıkışı yapmaya sebep oldu.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*