Cennetin kapıları

Sahabe efendilerimizden birisi Peygamberimizin (asm) huzuruna gelir,
– Ey Allah’ın Resulü; Cuma namazına yetişmek için mescide doğru koşmaya başladım, hiç farkına varmadan bir karıncayı ezerek öldürdüm. Bunun hesabı ağır mı” diye ağlayarak sorar.

Bu soruya Peygamber Efendimiz (asm);

-Ey ashabım sen şimdiye kadar bundan daha ağır bir suç işledin mi? şeklinde soruyla karşılık verir.

– Ya Resulallah! Ben kızımı diri diri gömen bir babayım, diyerek hüzünlenir.

Peygamber Efendimiz (asm) bu hadiseyi ayrıntılı olarak anlatmasını ister.

– Ya Resulallah! Biz cahiliye devrinde kız çocuklarımızı diri diri toprağa gömerdik. Benim de bir kız çocuğum vardı. Annesine, “Bunu giydir, dayısına götüreceğim.” dedim. Hanımım da çaresiz dediğimi yapmak zorunda kaldı. Kızım gerçekten dayısına gideceğini zannediyor ve cıvıl cıvıl koşuşuyordu. Kızımın elinden tutup daha önce kazdığım bir kuyunun yanına götürdüm. Ona kuyuya bakmasını söyledim. O tam kuyuya bakayım derken onu kuyuya yuvarladım.

Fakat her nasılsa, eliyle kuyunun ağzına tutundu. Bir taraftan çırpınıyor, diğer taraftan da “Babacığım üzerin toz oldu” deyip elbisemi silmeye çalışıyordu. Buna rağmen bir daha yuvarladım ve onu diri diri toprağa gömdüm.

Bu elim hâdiseyi dinleyen sevgili Peygamberimiz (asm) ve sahabeler hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Orada oturanlardan birisi daha fazla dayanamayarak “Be adam, Resulallah’ı çok üzdün” deyince, Efendimiz (asm), sahabeye “bir kere daha anlat” dedi. Bunun üzerine olayı bir kere daha anlattı. İki cihan güneşi Peygamberimizin (asm) gözlerinden süzülen yaşlar mübarek sakalından aşağıya damla damla akıyordu. Bu yaşanmış tecrübeyi, Cahiliye devrindeki vahşiyane adetlerini bıçak gibi kesen İslâmiyet’i bahşeden Rabbimize sonsuz şükretmemizi gerektirmez mi?

Cennetle ilgili bir çok hadis-i şerif ve âyet bulunmaktadır.

Fakat bunlardan bazıları vardır ki kız çocukları sayesinde aralanan Cennet kapılarından bahseder:

“Kimin kız çocuğu olur da, ona eziyet etmez, onu diri diri toprağa gömmez, onu hor görmez ve erkek çocuğunu ona tercih etmezse, o kız çocuğu sebebiyle, Allah bu kimseyi Cennete sokar.”1 Bu hadis-i şerifi ve “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O dilediğini yaratır. İstediğine dişiler, dilediğine de erkekler bahşeder.”2 mealindeki âyet mevzuun anlaşılması için ehemmiyet arz etmektedir.

Cehalet döneminde bu vahşiyâne adetlerine sıkı sıkıya bağlı sahabe efendilerimiz bizler için ibret tablosu oluşturması gerekirken, bu zamanda dahi kalplerinde hâlâ kız çocuklarına karşı buğz edenlerin doğru İslâmiyetten uzaklaşmaları vicdanları yaralıyor. Ahir zamanın dehşetini gören Üstad Hazretleri “Zaman-ı cahiliyette gayret-i vahşiyâneye binaen kızlarını sağ olarak defnetmek gibi gaddarâne bir zulmü andıracak şu zamanın hırs-ı vahşiyânesi, merhametsiz bir şenaate yol açmak ihtimali vardır.” diyerek bizleri ikaz etmektedir.

Erkek çocuğuna sahip olmayıp da kız çocukları olanlara toplumumuzda hâlâ “Aaa! oğlun yok mu?” denilerek, sanki bir eksiklik varmış gibi tepki verilmesine ve bir çok baba adayının kalplerini hüzün kaplamasına sebebiyet verilmeye karşılık ihtar edilirler:

“Onlardan biri, kendisine, Rahman’a lâyık gördüğü kız çocuğu haberi verildiği zaman, yüzü simsiyah kesilir, içini üzüntü kaplar.”3

Evet, bu nahoş tutum karşısında bu mealdeki âyetinin hatırlanması gerekmiyor mu?

Üstad Bediüzzaman her zaman Allah’ın Rahim isminin en güzel tecellisi olan anneyi sık sık örnek verir. Kâinatın halifesi olan insandan tut da hayvanat âlemine kadar çok misaller bulunmaktadır. Hz. Aişe (ra) validemizin naklettiği “Fakir bir kadın iki kızı kucağında bana geldi, kendisine üç hurma verdim. Kadın kızların her birine birer hurma verdi, bir hurma da ağzına alıp yiyeceği anda, kızları onu da yemek istediler. Kadın yemek istediği hurmayı, hemen ikisinin arasında pay etti. Onun bu hali hoşuma gitti. Yaptığını Resulullah’a (asm) anlattım. Bunun üzerine: “Bu hurma vesilesiyle Allah ona Cenneti farz kılmıştır veya onu Cehennemden azad etmiştir.” buyurdu.

Bu mühim bir müjdedir. Zira, annenin çocuğuna olan en küçük merhametini bile karşılıksız bırakmıyor Rabbimiz!..

Ya şu müjdesi insanlık adına ne büyük kazançtır: “Kim “üç kız” veya “üç kız kardeş” veya “iki kız kardeş” veya “iki kız” yetiştirir, eğitim ve öğretimlerini güzel yapar, iyi davranır ve evlendirirse; Cenneti hak eder.” 4 buyurmuştur.

Rabbim çocuklarımızı hakkıyla yetiştirip, emanetini hakkıyla koruyup kollamayı nasip etsin inşallah. İki nur sahibi manasında olan “Zinnureyn” lâkabıyla anılan Hz. Osman (ra) gibi ben de iki ve daha fazla kız çocuğu sahibi olan (başta eşim olmak üzere) bütün babalara “Zinnureyn” lâkabını ithaf ediyorum. Selâm ve duâ ile…

Dipnotlar:

1) Ebu Davud, Edeb, 121; Ahmed, Müsned, 1,223; Muttaki, Kenzu’l-Ummal, XVI, 454, (45400).

2) Şûrâ Sûresi, 49. Âyet.

3) Zuhruf Sûresi, 17. Âyet.

4) Ebu Davud, Edeb, 130 (5147); Tirmizi, Birr, 13 (1913).

 

İlknur Maraş ÇALIK

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*