Evliliği bakıma almak

Modern insan gariplikler manzarası.

Hem mutlu olmak istiyor, hem mutluluğu adresinde aramıyor.

Mutlu olmak istiyor, fakat mutluluğu yakalamak için bir çaba sarf etmiyor.

Mutlu olmak istiyor, elindekilerin kıymetini takdir etmiyor.

Mutlu olmak istiyor, mutluluğu kişisel gelişim kitaplarında arıyor.

Mutlu olmak istiyor, mutluluğu daha çok para kazanmakla bulacağını umuyor.

Mutluluk istiyor, ama mutluluk için asıl olan mâneviyât ve ruh bakımını ihmal ediyor.

Mutluluk istiyor, cennetten bir köşe olan aile hayatının kıymetini bilmiyor.

Galiba, asır insanı mutluluğu yanlış adreslerde arıyor.

Mutluluk sorunsuz bir hayat ve problemsiz bir ömür beklentisi ise, başta kaybetmek anlamına geliyor.

Mutluluk, basit formüllerle, kolaycı yöntemlerle bulunacak bir his değildir. Fakat mutluluğun olmazsa olmazı, kul olmak ve dünya hayatının imtihan yeri olduğunu bilmek gerçeğidir.

Mutluluk için belki kolay bir formül yoktur, fakat bazı şartları vardır. Meselâ sevgi, fedakârlık, ümit ve hayatın içine anlam katmak bunlardan bir kaçıdır.

Bazı değer ve duygular beslenmezse azalabilirler. Sevgiyi, saygı ve güven ile beslemek, fedakârlık, itaat, sadakat, hürmet ve merhametle süslemek gerekecektir. Ne var ki zamanla aile içindeki ilişkiler yıpranmaya uğrar, dünyevîleşmenin de neticesinde insanlar zamanlarını verir, karşılığında para alır, hem zamanlarını hem paralarını vererek de mutluluk alacaklarını sanırlar. Zira ömür tüketilmekte ve hiçbir şeye vakit bulunamamaktadır. Çocuklar ihmal edilir, eşlerle ilgilenilmez ve herkes bir koşuşturma içinde hayatlarını tüketir.

Hissedilmemiş, incinmiş eşler ve çocuklar aileden gelen önemli sinyaller niteliğindedir. Eşler, evliliğinden gelen sesleri, tıkırtıları, haykırışları veya sessizliği zaman zaman dinlemeli ve kulak vermelidirler. İyi bir eş, iyi bir anne ve baba bu sesleri duyan ve harekete geçendir. Aksi halde, aile içinde bu iletişimi kuramayanlar için evler adeta bir gürültühaneye dönüşecektir.

Aile içinde seslerin yükselmesi kadar, sessizlik de bazen problem göstergesidir. Bitmişliğin, çaresizliğin, tahammülün sessizlikleri olabilir. Fakat bu sessizlik çok tehlikeli ve yıpratıcıdır.

İşte, huzurun, mutluluğun, sükûnetin adresi olan aile hayatlarında zamanla oluşan bu yıpranmalara karşı eşler hem birbirlerinin, hem de çocuklarının seslerini veya sessizliğini dinlemelidirler.

Nasıl bir eşyanın yıpranmaması için veya yıpranmışsa tamiri için günlük, aylık, yıllık bakımlar yapılır. Aynen onun gibi aile içinde de yıpranan ilişkileri gözden geçirmek maksadıyla evliliklerin bakıma ihtiyacı vardır.

Evlilikler bakıma alınırken, önce herkesin kendini gözden geçirmesi gerekir. Aile kurmanın hikmetlerini, anne ve babalık rollerini, sorumluluklarını, onları kader bağı ile bir araya getiren Cenâb-ı Hakk’ın rızasını, karşılıklı beklentilerini, adım atması gereken noktaları, çocuklarının terbiyelerini, bu konudaki ihmallerini, haram girdileri, kırdıkları kalplerini, kirlenen duygu ve hayal dünyalarını ele alıp, sünnet-i seniye pusulasıyla tekrar değerlendirmeye tâbi tutmak zorunludur. Aksi halde, geç kalmışlıkların acı faturalarını insan mutsuzluk ve huzursuzlukla ödeyecek, üstelik ahiret hayatları da tehlikeye girecektir.

Bir bey düşünün, yeni aldığı arabasının bakımını hiç aksatmadan yapar, motorun sesini dinler. Arabasının bir arıza verip vermediğini kontrol eder, anormal bir ses duyduğunda hemen servise koşar.

Bir hanım düşünün, evinin eşyalarının temizliğini hiç ihmal etmeden, günlük, aylık, yıllık periyotlarla yapar. Kırılan eşyalar, eskiyenler değiştirilir. Evin en ufak bir köşesi dahi ihmal edilmez.

İşte eşlerin daha hassas bir kulakla ve titizlikle evliliklerinden gelen sesleri, tıkırtıları, ihmalleri, kirlenmeleri dinlemeleri ve hassasiyetle üzerinde durmaları evliliğin sağlıklı devamı için şarttır.

Kaç erkek ve kadın “Evliliğim nasıl gidiyor?” diye düşünür.

Kaç erkek arabasının sesini dinlediği kadar, eşinin sıkıntı seslerine kulak verip, dinler?

Kaç hanım evine gösterdiği titizlik ve temizlik kadar eşinin gönlünü hoş tutmak için çaba sarfeder?

İşte bu denli önemli olan bu birlikteliğin korunması için, zamanla oluşabilecek problemlerin tamir edilmesi şarttır.

Bakımı yapılmamış evlilikler, yıkıma uğrayan yuvalar aslında kişilerin kendi yıkımları olmuştur. Medeniyetler bile, aileler yıkıldığı için yıkılmıştır. Batı bunu fark etmiş, annesiz babasız çocuk yetiştirmenin medeniyetlerini devam ettirmede imkânsız olduğunu fark etmişlerdir. Psikolog ve dadıların ellerinde büyüyen çocuklarla medeniyet inşa edilemeyeceğini anlamışlardır. Bu yüzden, geleceklerinin teminatı olan çocukların sıcak yuvalarda, anne ve babalarıyla büyümesinin gerekliliğini fark etmiş, “Aile olmadan, ne devlet, ne medeniyet yaşar” hakikatine ulaşmışlardır.

Tarih, ifrat-ı zekâya sahip olduğu halde, mutsuz ve parçalanmış ailelerden gelen şiddet ve baskıyla büyümüş, duygusal hasarlı çocukların büyüyüp, işgal ettikleri makamlarda nice zulümler işlediğine tanık olmuştur. Tarihin zalimleri, mutsuz ve parçalanmış aileler tarafından doğurulmuştur. Tarihin azizlerine bakıldığında ise, onların mutlu ailelerde, sevgi ve şefkate doymuş olarak büyüdükleri ve büyük dâvâ insanları oldukları görülmektedir.

Meselâ, Bediüzzaman, ömrünün çok kısa bir zamanını ailesiyle, annesinin yanında geçirmiştir. Fakat o ne nitelikli beraberliktir ki, annesinin bir yaşına kadar vermiş olduğu telkinleri, bir ömür boyu Bediüzzaman için ışık olmuş ve mânevî hayatının çekirdekleri haline gelmiştir.

Avrupa ve Amerika’nın ailesiz, ama mutlu bir toplum oluşturma projesi çökmüş durumdadır. Bu yüzden aile kavramını tekrar ele almaya, aile bireylerinin rollerini tekrar bir tanımlamaya ve dünyevîleşmenin rüzgârıyla yıpranmış aile yapılarının ihmâl edilmeden bakıma alınmasına ihtiyaç vardır.

Bunun yolu da, kadim kültür ve geleneklerimizin çerçevesini çizdiği Müslüman aile modelini esas alıp, mutlu aile modelleri oluşturmaktır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*