Fütüvvet ruhu ve biz

Fütüvvet, fetâ kökünden gelen gençlik, yiğitlik, kahramanlık manasına gelmektedir.

Fütüvvet ruhunun en güzel temsilcisi Hz. İbrâhim ve Ashab-ı Kehf gençleridir. Kur’ân’da Hz. İbrahim (as) ve Ashab-ı Kehf üzerinden fütüvvete ait yüksek seciyeler çok güzel bir şekilde örneklenmektedir.

“Andolsun ki biz daha önce İbrâhim’e rüşdünü vermiştik. “(Enbiya 51) Hz. İbrahim (as) daha gençliğin ilk yıllarında aklıyla Rabbini bulan, putları kıran, zalime karşı dik duran, yalnız başına kalsa da yolundan dönmeyen, fevkalâde yüksek seciye ve karakter ile mümeyyiz vasıfları ile Kur’ân-ı Kerîm’de, bize pek güzel numune olarak gösterilmektedir. Daha çocuk yaşta içinde bulunduğu toplumun yanlışlarını gören, tek başına olduğu hâlde güç sahiplerine karşı koyabilen bir nübüvvet ve fütüvvet temsilcisidir.

Kur’ân’da fütüvvet kahramanı olarak bir başka misal Ashab-ı Kehftir. Ashab-ı Kehf iman etmiş, imanıyla kıyama durmuş, küfre baş eğmeyen gençler topluluğudur. (Kehf Sûresi 13-14) “Şüphesiz onlar Rablerine iman etmiş bir kaç genç idi. Biz de onların  hidayetlerini arttırdık.” “Onların kalblerine kuvvet verdik. “Kendi zamanlarında müthiş cesaret ve yiğitlik örneği göstermiş, candan, maldan, makamdan vazgeçmiş fütüvvet kahramanlarıdır ki Kur’ân’da onların mücadeleleri tafsilatlı yer alıyor.

Mu’cizevi bir şekilde Allah’ın rahmetiyle kurtulan bu fütüvvet kahramanları bütün zamanlarda mü’minler için harika numunelerdir. Burada alınacak en önemli derslerden biri Allah adına söz söylenmesi gereken yerde susmamak ve korkmadan hakkı söylemektir. Tarihin her döneminde şirk ve küfür sistemleri zulüm ile yürütülmüş ve en sonunda büyük mücadelelerle yıkılıp gitmiştir.

Bir başka açıdan fütüvvet; nefsin arzularına karşı çıkmak, nefis putunu kırmak, iradesine hâkim olmak ve güzel hasletlerle donanmaktır. Zira nefs putunu kırmayan kalbi bunlardan temizlenmeyen kimse dışta yapacağı her ameli sâhici olamayacaktır.

Fütüvvet ruhunun sahabe arasında çok örnekleri olsa da en mükemmel temsilcisi Hz. Ali (ra) ve Hz. Hüseyin’dir (ra). Onların Âl-i Beytin başı olması itibariyle de çok ehemmiyetli mânâ taşımaktadır, zira onların silsilesinden gelecek mânâ kahramanları her asırda fütüvvet temsilcileri olarak ümmete rehber olmuşlardır.

Gaye-i hayalî hak rızası olan her mü’minin mutlaka kazanması gereken âli sıfatlar, güzel hasletler ve ulvî seciyeler olmalıdır. Bu kazanım elbette hemen kısa sürede olmaz. Belli aşamalar içinde, kişinin terakki ve kemalatı için devamlı temrinler yapması ile elde edilebilir. Zira ınsanın nefsin hayvaniliğinden kurtularak yüksek ahlâkî sıfatlar kazanması o kişinin irade ve cehdine bağlıdır.

Efendimizin (asm) “Ben yüce ahlâkı tamamlamaya geldim” sözü ne denli imanın, İslâmın insan üzerinde varlığının ve tezahür etmesinin bir başka ifadesidir.

Nübüvvetin ve fütüvvetin zirve noktası olan Efendimiz (asm) elbette nübüvvetin mirası olarak fütüvveti bırakmıştır bize. İlk önce dosdoğru ol, sabır ve şükür ile yoğrul, cesaretle yürü, fedakârlıkla yaşa.

Muhakkak ki dini yaşamak ibadetin yanında bütün güzel halleri, ahlâkî vasıfları, düzgün bir karakter gerektirmektedir. Çünkü Efendimiz (asm), “Bir mü’minde şu ikisi bir arada bulunmaz, cimrilik ve kötü ahlâk” buyurmuştur. Bediüzzaman gibi diğer âlim ve veli zatlarda bu ruhun misallerini görüyoruz.

İnşaallah bizler de Kur’ân’da anılan şahsiyetlerden ve sonraki devirlerde gelen fütüvvet kahramanlarından kendimize güzel bir misal ve örnek alabiliriz.

Rukiye Anar

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*