Yahudiler niçin lanetlenmiştir?

İsrailoğulları

Yahudiler niçin lanetlenmiştir?

Yahudilik, Yahudi milletinin dini inancını ve kültürünü ifade eder. Irk ile dini birleştiren bir yapısı vardır. Kendilerini kutsal topluluk ve millet olarak kabul ederler. Yani bir insanın Yahudilik dinine girebilmesi için Yahudi ırkına mensup olması gerekmektedir. Allah’ın kendilerini seçtiğine inanmaktadırlar. Bundan dolayı da kendilerini kutsal topluluk olarak kabul ederler. Yahudi dendiği zaman, bir dini benimsemenin ötesinde, bir topluma ırki yönden bağlılık, bir aidiyet manası ifade etmektedir.

Hayata bu pencereden bakınca diğer milletleri kendilerine hizmet etmesi gereken hizmetçi, köle olarak görürler. Allah’ın kendilerini seçtiğine, kutsal toprakları, yani Filistin’i kendilerine vadettiğine inanırlar.

Tevrat’ta, Allah’ın İbrahim (a.s.) ile bir ahit yaptığına, bu ahide göre bu soyu kutlu ve bereketli kıldığına, Ken’an topraklarını da mülk olarak soyuna verdiğine inanırlar.[1] Oğlu İshak’ın (a.s.) ve onun oğlu Yakub’un (a.s.) bu neslin taşıyıcısı olduğunu kabul ederler. Kenan topraklarının sadece Yakup (a.s.) soyundan gelenlere tahsis edildiğini, başkalarının bu topraklarda hakkının olmadığını kabul ederler.[2]

Tevratı değiştirdiler

İnandıkları Tevrat, Musa’ya (a.s.) gönderilen Tevrat değil. Basit bir dünyalık karşılığında kendilerine indirilen Tevrat’tan ahir zaman peygamberinin özelliklerini kaldırmışlar, Tevrat’ı değiştirmişler. Bundan dolayı da karınlarını Cehennem ateşi ile doldurmuşlardır.[3] Seçilmiş millet falan kalmamış. Allah da tarih boyunca burunlarının sürtülmesine müsaade etmiş, zelil ve hakir olarak yaşamışlar. Zillet mühürü ile mühürlenmişler.[4] Kıyamete kadar da bu zillet devam edecektir. Şu anda Filistin’de yaptıklarına bakarak güçlü oldukları zannedilmesin. Gecenin karanlığının artması, sabahın yakın olduğuna işarettir. Zulmün karanlığının ve acımasızlığının artması da sonunun yaklaştığına işaret sayılmalıdır. Zulüm ile abad olanlar, kahır ile berbat olacaklardır.

Yahudiler niçin lanetlenmiştir?

Musa’ya (a.s.) karşı koca taşlar yumuşamış, parçalanmış, ya korkudan veya sevinçten sel gibi yaş akıtıp çölün ortasında kendilerini sulamış, bu mucizeyi gördükleri halde taştan daha katı hale gelmişler, temerrüt edip katı kalplilik göstermişler.[5]

“Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, ‘Asanı kayaya vur.’ demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her kabile kendi su alacağı pınarı bilmişti. ‘Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın.’ demiştik.”[6]

Bozgunculuk mayalarına işlemiş

Mısırdan çıkıp Tih sahrasına geldiklerinde susuzluk baş göstermiş. Musa (a.s.) Cenâb-ı Hak’tan bir su ihsan etmesi veya yağmur göndermesi için duâ etmiş, kendisine asâsını taşa vurması emredilmiş, o da asasını taşa vurduğunda on iki pınar fışkırmıştı. Her bir kabile, kendisine tahsis edilen pınardan içmiş, böylece aralarında bir ihtilaf, bir anlaşmazlık çıkmamıştı. Ayete dikkat edildiğinde, suyu bulduğuna memnun olmak yerine, her kabileye ayrı pınar isteme de ne oluyor? Allah bunların geçimsiz olduklarını biliyor. Aynı pınarı kullanmaya kalksalar kavga edecekler. Onlara merhamet gösteriyor ve her kabileye ayrı pınar ihsan ediyor. Bozgunculuk mayalarına işlemiş görünüyor.

“Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve «İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin» diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.”[7]

Bu beyanlar Kur’an ayetleridir. Hakikatin beyanıdır. Bulduğu ile bunayanlar, şükür yerine şikayet edenlerin halini tasvirdir. Musa (a.s.), Tevrat levhalarını almak üzere Tur dağına gidiyor. Kırk gün kalıyor. Harun’u (a.s.) vekil bırakıyor. Harun’u (a.s.) dinlemeyip, kendi elleri ile yaptıkları buzağıya tapmaya başlıyorlar. Kırk gün bile sabır gösteremeyen, peygamberlerini bekleyemeyen bir topluluktan ne hayır çıkar?

Büyük bir zulüm

Bir insan veya topluluk için Allah’ın emirlerini değiştirmek ve tahrif etmekten daha büyük bir zulüm olamaz. Yahudiler bunu yapmakta bir beis görmediler. “…Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün…”[8] Bu cümleler bizim dilimizden dökülen bir nefret söylemi falan değil, Cenab-ı Hakkın Yahudiler hakkında verdiği hükümdür.

“Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık…”[9] “Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur; Allah’ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. Çünkü onlar, Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da, onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.”[10]

Yahudilerin en çok korktuğu

Yahudiler en çok ölümden korkarlar. Dünya hayatına fazla düşkündürler. Mal hırsı aşırı derecededir. Onların bu zaaflarını Kur’an beyan buyurmakta, “(Ey Muhammed, onlara:) Şayet (iddia ettiğiniz gibi) ahiret yurdu Allah katında diğer insanlara değil de yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğru iseniz haydi ölümü temenni edin (bakalım), de. Onlar, kendi elleriyle önceden yaptıkları işler (günah ve isyanları) sebebiyle hiç bir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir.”[11]

Milletler içinde hayat hırsı ve ölüm korkusu ile şöhret bulmuş Yahudi milleti, kıyamete kadar hal dilleri ile ölümü istemeyecek, hayat ve kazanma hırsını bırakmayacaktır. [12]

“Yahudilere müteveccih şu iki hükm-ü Kur’ânî, o milletin hayat-ı içtimaiye-i insaniyede dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müthiş düstur-u umumîyi tazammun eder ki, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi sarsan ve sa’y-u ameli, sermaye ile mübareze ettirip fukarayı zenginlerle çarpıştıran muzaaf riba yapıp bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud’a ile cem-i mal eden o millet olduğu gibi; mahrum kaldıkları ve daima zulmünü gördükleri hükûmetlerden ve galiplerden intikamlarını almak için her çeşit fesat komitelerine karışan ve her nevi ihtilâle parmak karıştıran yine o millet olduğunu ifade ediyor.”[13]

Filistin’deki katliam, birkaç insanın ölmesi değil, insanlığın ölmesidir. “İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları‘na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur….”[14]

“İsrailoğullarından kafir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır.”[15]

Huylu huyundan vazgeçmiyor. Bugün de Mescid-i Aksa’da aynı zulme devam ediyorlar. Bu büyük bir zulüm ve haksızlık. Daha önce iki defa böyle haksızlık yaptılar, yeryüzünde fesat çıkardılar. Allah da onlara gereken cezayı verdi. Şimdi tekrar zulme dönüyorlar. Allah imhal etse de ihmal etmez. Onların burunlarını zamanı geldiğinde sürtecektir.

Dipnotlar:

[1] Tekvîn, 12/2
[2] Tekvîn, 17/18-21
[3] Bakara, 2/174
[4] Âl-i İmran, 3/112
[5] Sözler, s. 339
[6] Bakara, 2/60
[7] Bakara, 2/83
[8] Maide, 5/13
[9] Maide, 5/13
[10] Âl-i İmran, 3/112
[11] Bakara, 2/93-94
[12] Sözler, s. 540
[13] Sözler, s. 540
[14] Maide, 5/32
[15] Maide, 5/78

Benzer konuda makaleler:

3 Trackbacks / Pingbacks

  1. Demokrasi, barış ve medeniyet karşıtlarının Ortadoğu’daki üssü: İsrail… | EuroNur | SaidNursi.de
  2. Lev Troçki (1879-1940) | EuroNur | SaidNursi.de
  3. Ortadoğu’nun kaderi | EuroNur · SaidNursi.de

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*