Hassas zamanların dili de, davranışı da hassastır

Psikolojik savaşların bir taktiği de, halkla yönetim arasında anlaşmazlık ve uyumsuzluk çıkarıp, güven ortamını zedelemektir. Bunun için de çatışmalar, protestolar, öğrenci hareketleri v.s. çıkarmak hedeflenir.

Bazen bu tarz bir psikolojik savaş önceden, planlanmadan da ortaya çıkabilir. Bir şeyler bahane edilip, topluluk içerisinde inandırıcı birkaç kelime ile hassasiyetler tahrik edilir ve gerginlik arttırılabilir. Bu da öfkeyi ateşler. Genelde bu tür bir taktikte kullanılan argümanlar yalanlar üzerine bina edilir. Üstad, Hutbe-i Şamiye adlı eserinde meseleyi şöyle ifade eder: “Gaddar siyaset ve zalim propaganda birbirini karıştırmış, beşerin kemâlâtını da karıştırmış.”

Evet, zamanında ve uygun zeminde söylenen sözler en güçlü silâhlardan daha fazla tesir yapacaktır. Nitekim tam tersi olarak zaman ve zemini dikkate almadan, düşünmeden, iyi hesaplamadan söylenen sözler kişinin hem kendi başına belâ olacak hem de toplumsal konumuna göre toplumu galeyana getiren, hisleri tahrik eden, kamplaşmaya sebep olan bir durumu netice verecektir.

Bu yüzden kötü niyetlilerin ortamı germe çabaları karşısında sosyal konumu olan ve konuşabilen kişilerin oyuna gelmemesi ve kötü niyetlilerin istediklerini vermeme anlamında kelimelerini hassasiyetle seçmesi, düşünerek sözler sarf etmesi, hissiyâtını karıştırmaması neticenin olumlu olması ve çözüme dönük adımlar atılması noktasında çok önemlidir. Yoksa ağzı olan konuşur mantığı ile hareket vahim neticeleri doğurabilecektir.

Hassas zamanların duyguları da, dili de, davranışı da hassas olmalıdır. Toplumsal olaylarda kullanılan propaganda türü ne olursa olsun öncelikle idarecilerin halkına karşı daha dürüst ve şeffaf olması, halkın idarecilere olan güvenini tazelemesi olumsuz propagandayı etkisiz kılacaktır.

Elbette maddî açıdan gerek toplum, gerekse idarecilerin içinde bulunduğu durumları tahlil etmek, sebeplerini bulmak, geçici çözüme dönük fiilî adımlar atmak mümkündür. Fakat işin bir de manevî ciheti, kader-i İlâhî noktası vardır ki, bunu okumadıkça insanın başındaki musibet hiç kalkmaz. Şu andaki siyasîlerin belki kadere fetva verdiren yanlışlarını, ihmallerini ve adım atması gereken noktalardaki cesaretsizliklerini gözden geçirmesi şarttır.

Bu ülkenin dindarları için atılması gereken adımlar noktasında hep geri adım atan veya cesaret gösteremeyen siyasiler gerek Ayasofya, gerek başörtüsü ve Anayasa noktasındaki ihmalleri sürdükçe kadere fetva verdireceklerini unutmamalıdırlar.

Sabırla beklettikleri yüzde ellinin beklentilerini hiçe sayarlarsa da, tokat yiyecekleri kesindir. Kısmen çözümler, alternatif adımlar kamuoyunu oyalamaktan başka bir anlam ifade etmemektedir.

Zira diş kiralarını dahi isteyen menfaat üzere hareket eden siyasette âdil, şefkatli idareci olabilmenin yolu iyi bir kul olmaktan geçer. Rıza-i İlâhîyi esas etmeden atılan adımlar bir bumerang gibi döner, kişinin kendi kafasını keser ya da bedel ödemeye hazır bir duruşla yapması gerekeni yapar, kellesi de gitse bir İslâm kahramanı olarak gider.

Evet, Üstad’ın şu tespiti tam da siyasetin çirkefliğini veciz bir şekilde ifade etmektedir:

“Menfaat üzere çarhı kurulmuş olan siyaset-i hazıra, müfteristir, canavar.

Aç olan canavara karşı tahabbüb etsen merhametini değil, iştihasını açar, sonra döner, geliyor; tırnağının, hem dişinin kirasını senden ister.” (Lemaat)

Nasıl ki, insanlar ya şeytanın ya Allah’ın kulu olarak bir saf belirlerse, hükümetlerin de, siyasilerin de hem şeytana hem Allah’a hizmet etme siyasetinden vazgeçmeleri şarttır. Halka hizmetin içine sadece akıl, ekonomi vs.’den başka vicdanlara hizmet etmek şarttır.

Güçlü olmak, sadece silâhlanmak, maddî güç kazanmakla mümkün olmaz. Yüksek akıl, dürüstlük, adalet, merhamet gibi seciyelerle ahlâklanan hükümet olmak, siyasetçi olmak şarttır. O zaman gerçek anlamda güçlü olunacaktır. Halkın saygısının ve güveninin kaybedilmesi idareciler adına bir inişin ve kaybedişin göstergesidir.

Devlet yarım akıllı olamaz. Yani dost düşman ayırt edemeyen ve orantısız güç kullananlar yarım akıllılardır.

Hâsılı, son günlerde yaşanan olaylardan bu manalarda da çok dersler çıkarmak ve mesajlar almak gerekir.

Zira, küllî aklın düsturları dünya siyasetini elinde tutmaya çalışan menhus ruhun elini kolunu bağlamaya kâfidir. Yaşanan olaylar ister iç ister dış mihrakların oyunu olsun, çözüm küllî aklın düsturlarıyla hareket etmek, ahlâklanmak ve âdil olmaktan geçecektir.

Bütün kirli planları akim bırakacak, bütün hesapları bozacak ancak Cenab-ı Hakk’ın merhamet, rahmet ve tevfikini celp edecek adımlar atmakla olacaktır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*