Hazreti Peygamber (asm) bizi seviyor

alt

Sevmesin bizi, isterse hiç kimse sevmesin.. Senden başka, hiç kimse.. Yeter bize, Senin sevgin yeter. Sadece Senin sevgin. Bizim için çırpınan ve şefkatle çarpan bir kalbin olduğunu biliyorum. Rabbim söylüyor, O bildiriyor da, onun için biliyorum:

“Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.”  (Tevbe Sûresi, 128)

Ben ki, bu dünyanın sürgünü ve bu dünyanın yalnızı… Yalnızlığım sadece ve sadece Senin dilinle ve duânla kurtuluyor yalnızlıktan. Benim dünyamı ve hayatımı bilen, düşünen sadece Sensin. Başıma geleceklerden endişe eden de sadece Sensin…

Kendinden çok bizi düşündün Sen. Gelişinle değer kazandı canlı cansız her şey. Yaratılışın ve dünyaya gönderilişin gayesini bildirdin. Dünyamız Seninle güzelleşti. Sevilmesi gerekeni kalbimiz Seninle bildi. Senden güzelini hiç görmedi gözlerimiz, Senden çok hiç kimseyi sevmedi kalplerimiz.

Evet, dünyaya geldiğin dakikada, sevgili anneciğinin şahitliğiyle, onun o mübarek kulakları, Senin o gül dudaklarından ilk defa; “Ümmetî, Ümmetî” sözlerini işitti. Ne yedin, ne içtin… Önce bu sözü söyledin. Sadece “Ümmetî, Ümmetî” dedin. Yani “Derdim ümmetim benim; derdim ümmetim benim.” dedin. Seni sevenleri kalpten sevdin, Rabbinden onlarla olmayı diledin, onları özledin.

Hesabın kitabın görüleceği o dehşetli günde, yani mahşerde herkes “Nefsî, nefsî” deyip kendi hesabını düşünürken, Sen yine orada da “Ümmetî, Ümmetî… Derdim Ümmetim benim.” diyerek, en kutsî, en yüksek bir fedakârlıkla ve yine o eşsiz şefaatinle ümmetinin, Seni sevenlerin ve yolundan gidenlerin imdadına koşacaksın. Ne mutlu sevgine ve şefaatine erişenlere.

Sevmesin kimse Senden başka beni, ne olur. Sevmesin hiçbir kalp Senden başka… Elimi tutmasın Senden başka hiçbir el. Senden gayrısı silmesin gözyaşımı. Sadece Sen okşa yetim başımı. Sen sev sadece, Sen.. “Ümmetî, Ümmetî… Derdim ümmetim benim.“ diyen Sevgili Peygamberim benim… Sen sev sadece beni, Sen sev.

Selâm olsun kuru et yiyen o mübarek kadının evlâdına, selâm ve salât olsun. Selâm olsun bizi doğduğu anda bile düşünen ve dünyasından ayrı düşürmeyen ve dilinden bizi hiç eksik etmeyen, “Ümmetî, Ümmetî… Derdim ümmetim benim” diyen o aziz Peygambere (asm) selâm olsun…

Hz. Peygamber’in (asm) yeri bambaşkadır âlemimde. O kadar pak ve parlaktır ki, an gelir, aramızda hiçbir perde kalmaz O’nunla (asm). Adeta şeffaflaşır her şey, ruhlarımız yakınlaşır, hayatımız hayatına akar, karışır.

O bizi sevince böyle olur işte… Sevginin gücü mesafeleri dürer, sevenleri yakın eder.

Aramızda asırlar değil; saat, dakika, saniye bile yoktur O’nunla (asm). O bizim zamanı donduran, kalplerimizi birbirine yaklaştıran sevgilimizdir. Her şeyi eskiten zaman, Seni eskitemedi yâ Resulallah (asm)… Zaman ihtiyarladı, Sen gençleştin yâ Habiballah (asm)… Zaman önünden değil, arkandan geliyor Senin yâ Nebiyallah (asm)… O kadar yenisin Sen yâ Resulallah (asm). Her şeyin eskidiği bu dünyada, Sen o kadar yenisin…

Evet, insanın bir Allah’ı varken ve O’nun da görevlendirdiği sevgili bir elçisi dururken, üstelik O’nun sözü dinlenmesi gerekirken, bazıları kendinden emin bir edayla hayatımıza, yaratılışımıza el atıp lâf etmeye kalkıyorlar. Bu ne cür’ettir?! Üzerimizden hangi hesaplar yapıyor bunlar? Hangi kirli emellerine alet ediyorlar bizi?.. Sözüm ona, insanı yüceltmeye kalkarlar. Ama yüzüne çalmadık karalar bırakmazlar. Hangi sahte bilim tezgâhlarında, kim bilir ne zehirler üretiyordur bunlar… Allayıp pulladıkları ideolojilerinin üzerindeki boyalar bugün tel tel dökülüyor. Gerçek yüzleri bir bir görünüyor.

Darwin mi Freud mu, Nietzsche mi desem? Bilmem, hangi birini söylesem? Saymakla bitmez bu tipler. İnsanı Allah’tan uzaklaştırmak için kırk takla atan bu sahtekârlar nerede, gerçekten sevmek nerede…

Hiçbirinin bizi sevdiği falan yok aslında. Kanmayalım, sonra da yanmayalım. Biz onlar için sadece bir laboratuvar malzemesiyiz. San’atkârına inanmayan ve O’nu tanımayan birinin, O san’atkârın en muhteşem bir eserine karşı saygısı olur mu hiç?

Kâinatta ne varsa, her şey Allah’ın eseridir, ama insan Allah’ın şah eseridir. İnsanı sevmenin yolu, O’nu yaratanı tanımaktan ve sevmekten geçer. Yolu oradan geçmeyenler, bizi asla sevemezler. “Seviyoruz” deseler de yalan söylerler.

Ama biri var, şükür ki, değerimizi ve kâinattaki yerimizi gerçekten bilen ve bizi seven biri var. O bizi düşünüyor, gerçekten O bizi seviyor. O’nun (asm) hayatında çok kıymetlidir yerimiz. Çünkü biz, O’nun (asm) ümmetiyiz. O’nun (asm) gönlünde ve dilinde yerimiz bambaşkadır…

Yeter ki O sevsin bizi, yeter. İsterse hiç kimse sevmesin bizi. O’nun (asm) sevdiğini Allah da sever. O’nun (asm) sevdiğini bütün kâinat da sever. Çünkü O, şefkatiyle kuşatıp, sevgisinin kucağında bizi büyütendir.

Sevmek, benzemek demekse eğer, O’nun  (asm) sevgisine yaklaşmak, O’nun (asm) sevgisiyle büyümektir… Sevmek, benzemek demekse eğer, O’nun (asm) sevdiği gibi sevmektir… O’nun (asm) “Derdim ümmetim benim.” dediğini diyebilmektir… Adeta O’nun (asm) sevdiklerinde fânî olmaktır… Dalgalar içerisinde boğulanlara el atmaktır, onlara bir dal uzatmaktır… Yitip gidenleri tek tek çıkarmak, o dalgalardan, tufanlardan ve o yangınlardan kurtarmaktır.

“Ümmetî, Ümmetî”, yani “Derdim ümmetim benim.” ifadesi, O’nun (asm) dilinde ne kadar derindir… O derinliği anlamak kolay değildir. Hangi felsefeci, hangi filozof, hangi lider, hangi önder O’nun  (asm) söylediğini söyleyebildi ve hissettiğini hissedebildi ki? Sığ sularda yürüdüler onlar, kalp inceliğinden yoksundular. Onlar arkalarında izler değil, lekeler bıraktılar.

Hayatımızdan çekilsin gölgeler birer birer. Sadece bizi seven kalsın. O görünsün ayan beyan kalp ve ruh aynasında, Kur’ân aynasında, Rahman olan Rabbimizin rahmet ve şefkat aynasında. O (asm) görünsün sadece, “Ümmetî, Ümmetî… Derdim ümmetim benim” diyen, O (asm) görünsün…

Çekilin semamızdan ey sahte güneşler! Gerçek güneşin doğma vaktidir şimdi…

Baharsa, O’nun (asm) gibi gelsin; çiçekse, O’nun (asm) gibi açsın; güneşse, O’nun (asm) gibi doğsun… Bir insan, sevdiğini O’nun (asm) kadar sevebileceğini söylüyorsa, o gerçek bir insandır, O’ndan (asm) tam dersini alandır… O’nun (asm) yolunda ve ışığında yürüyebilendir o. Hz. Ebubekir Sıddık (ra) misâli O’nun (asm) izinde gidendir. “Allah’ım, kalbimi öyle büyüt ki, cehennemde benden başka hiçbir kuluna yer kalmasın.” diyebilendir. Gerçek kahraman bunlardır işte. Hz. Peygamber’den (asm) sevgi ve şefkat dersini alanlardır işte.

Çekilsin hayatımızdan sahte kahramanlar, çekilsin Deccallar, Firavunlar, Nemrutlar… Çekilsin sevgiden nasipsizler. Bir daha, bir daha ölsünler. “Öldürülmesi gereken ölüler vardır.” Ölsünler bir kere daha, bin kere daha… Sevgisizlik de öldürür insanı.

Bir tek O’nun o eşsiz şefkatinin ve rahmet sahibinin, yani Rabbimizin rahmet tecellisinin tam mazharı olarak, o aynada sadece Sevgili Peygamberimiz (asm) gözüksün. “Ümmetî, Ümmetî… Derdim ümmetim benim.” sadasıyla şefkatini, merhametini, bize sevgisini dile getiren gözüksün…

O ki, “Ümmetî” diyorsa Allah’ın izniyledir. O ki, “Ümmetî, Ümmetî” diyebiliyorsa Allah’ın söyletmesiyledir. O’ndan başka Rab yok, O’ndan başka Rahman ve rahmet sahibi yok ki bu sözü O’nun izni olmadan biri çıkıp da söyleyebilsin…

Demek, Rahman ve Rahim olan Allah (cc), Rahimiyetini ve şefkatini Hz. Peygamberimizin (asm) aynasında gösteriyor bize ve O’nun (asm) dilinden böyle ilân ediyor kâinata. “Ümmetî, Ümmetî” müjdesi, işte budur… Hakikatini yaşadığımız o gün ise bayramların bayramıdır bizim için…

Şükür ki, biri var. Bizi düşünen ve bizi seven biri var. Hayatımızda hiç, ama hiç kendimize bile değer vermediğimiz anlarda, elimizden tutan, kalbimizi, peşimizi bırakmayan biri var işte… Allah namına bize sahip çıkan, “Ümmetî, Ümmetî” diyen biri vardır işte… Sevgili Peygamberimiz (asm) vardır. O bize sahip çıkıyor ve seviyorsa eğer, O’nun (asm) sevdiğini Allah da sever, o yolun yolcuları da sever.

Kim, kalbinde bir daralma hissetse, bu cümleyi ve onun taşıdığı manayı hayal etse, bu müjde yeter ona. Yeter “Ümmetî, Ümmetî” müjdesi, yeter ona… Hangi dipsiz kuyularda ve karanlıklarda ise insan, derhal fırlayıp çıkacaktır dışarıya. Karanlık geceye bir güneş gibi doğacaktır. Hayatına yepyeni bir sayfa açacaktır bu ses onun.

Hz. Peygamber (asm) öyle bir güneştir işte. Karanlıkta kalmış her ruhun üzerine bir sözüyle güneş gibi doğar. Ne güneşi?… Güneş bile karanlıkta kalır o nurun yanında. Sen batmayan, hiç sönmeyen, canlı bir güneşsin yâ Resulallah (asm).. Kâinatta ne varsa, hepsi Senin yüzüsuyun hürmetine yaratılmış değil mi? Sen, canlı bir güneşsin yâ Resulallah (asm). Yakmayan, incitmeyen…

Aramızda hiç mesafe yok. Sen aramıza mesafeler koymayacak kadar yakınsın bize. Kalbimizden bile daha yakınsın. Kalbimizin kalbisin. “Ümmetî, Ümmetî” dediğin için, kalbimizin kalbisin sen yâ Resulallah (asm). Mahşerde beratımızsın sen. Bizi tutup kucakladığın ve bir kenara atmadığın için sonsuz salât ve selâm sunuyoruz bu mübarek gün ve gecede sana.

En yakınlarımızın, içinde yaşadığımız toplumun bile dönüp bakmadığı anlarda, Rabbimizin rahmeti Senin elinle bize ulaştı.

Bizi kim severse sevsin, Senin kadar hiç kimse bizi sevemeyecek yâ Resulallah (asm)…

Es-salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Rasûlallah…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*