İhlâs, sadakat ve tesanüt sıfatları

alt

Risale-i Nur mesleğinin en temel vasıflarından olan ihlâs, sadakat ve tesanüt sıfatları, o mesleğin olmazsa olmazlarındandır.

İhlâs, yapılan ibadet ve hizmetlerin yalnız Allah emrettiği için yapılması ve neticesinde de Allah’ın rızasından başka bir maksat ve fayda beklenilmemesidir. Maddî ve manevî, dünyevî ve uhrevî hiçbir hedef gözetilmemesidir. Eğer başka maksatlar gözetilse ihlâs kırılır ve o netice de elde edilmez.

Tam ihlâsı elde etmenin en güzel bir yolu da “Ben” mantığından kurtulup “Biz” havuzunda erimektir.

Onun için Bediüzzaman Hazretleri “Bahtiyar odur ki, kevser-i Kur’ânîden süzülen tatlı büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuza atıp eritendir.” (Lem’alar s. 401) demektedir.

Bahsi geçen mânâları meşveret ve şûrâ havuzları temin etmektedir.

“Ve işlerinde onlarla istişare et”, “Onların aralarındaki işleri meşveret iledir” âyetleri doğrultusunda her kademede gerçekleştirilen meşveretler, eneleri içinde eritilir ve alınan kararlar herkesi bağladığı için şahsiyetçilik ortadan kalkar. “Benim dediğim oldu” yerine “Bizim aldığımız karar” mantığı ortaya çıkar. Böylece tam ihlâs da elde edilmiş olur. Buna kanaat etmeyip dışına çıkmak isteyenleri ve şahsiyetçilik yapanları ise, bünye kabul etmez ve zamanla dışında kalırlar.

Sadakat vasfı başlı başına adeta bir hazinedir. Zübeyir Ağabey, “Sadakat kelimesinin lügat karşılığı kısadır. Ancak o yaşanmakla anlaşılır” demektedir. Risale-i Nur’dan velev bir ders bile almış olsa, hiç kimse bilerek ona ihanet etmez. Nerede kaldı ki, yıllarca onu okuyanlar ihanet etsin. Ancak sadakat, özellikle Risale-i Nur mesleğinin temel prensiplerine gösterilen sadakattır. Bilhassa içtimâî meselelere taallûk eden prensiplere çeşitli sebeplere dayanarak tevil edip ters düşenleri, Zübeyir Ağabey itikat noktasında değil, içtimâî ve siyasî dalâlet noktasından değerlendiriyormuş. Bu bakımdan Beyanat ve Tenvirler eserinde toplanan bu prensipleri hakkıyla okuyup anlayarak hayata tatbik etmek, Nur’un hakikî ve sâdık şakirtlerinin en önemli vazifelerindendir. Meslekte hataya düşenleri Üstad ikaz etmektedir: “O biçareler, ‘Kalbimiz Üstad ile beraberdir’ fikriyle kendilerini tehlikesiz zannederler. Halbuki ehl-i ilhadın cereyanına kuvvet veren ve propagandalarına kapılan, belki bilmeyerek hafiyelikte istimal edilmek tehlikesi bulunan bir adamın, ‘Kalbim safidir, Üstadımın mesleğine sâdıktır’ demesi, bu misale benzer ki; birisi namaz kılarken karnındaki yeli tutamıyor, çıkıyor, hades vuku buluyor. Ona ‘namazın bozuldu’ denildiği vakit, o diyor ‘Neden namazım bozulsun, kalbim safidir.’” (Mektubat s. 700)

“Evet yol iki görünüyor. Cadde-i Kübra-i Kur’ânîye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var” (Lem’alar s. 396) ikazı da önemlidir.

Tesanüd vasfı fikir birliğine dayanır. Temel meselelerde fikir farklılığı ortaya çıktığı zaman ittihat bozulur ve tesanüd namına hiçbir şey kalmaz ve yollar ayrılır. Üstad “İttihat imtizac-ı efkârdır. O da maarifin şuâ-ı elektriği ile olur. Cehl ile ittihat olmaz” der.

“Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkârâne ittihat gittiği zaman, manevî hayat da gider. Tesanüd bozulsa cemaatın tadı kaçar” açıklamaları da önemlidir. İş o noktaya geldikten sonra, o gibi kişileri veya grupları ayağından zincirle bağlasanız bile bünye içinde tutamazsınız. Böyle durumlarda, gitmek isteyenleri kendi halleriyle başbaşa bırakmak ve geride kalanlarla yolumuza devam etmek en doğrusudur. Zira zaman kaybetmekten başka bir neticesi olmamaktadır. Burası imtihan dünyasıdır. Herkes kendi imtihanını kendisi verecektir. Mühim olan mesleğimizin temel prensiplerine sadık kalarak iman hizmetine devam edebilmektir.

Fen ve felsefeden gelen dehşetli bir dalâlet ve dinsizlik cereyanının kalpleri yaraladığı ve imanları zedelediği bir zamanda, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmak hizmetini üstlenen Bediüzzaman Hazretleri, “Bu vazifenin istinat ettiği kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlâs ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir. Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” (Emirdağ Lâhikası s. 456) tesbitiyle önemli bir noktaya işaret etmektedir.

Bahsi geçen hakikatler çerçevesinde, her meselesini her kademede istişareyle halleden, hatta gazetenin manşetlerini bile istişare edip oylayan, fikir birliği içinde ittihat ve tesanüdünü korumayı sürdüren  mensubu olduğumuz ana gövdenin en iddialı olduğu konuların başında bunlar gibi meseleler gelmektedir. Hülâsa, mesleğin temel prensiplerini öğrenmek ve hayata tatbik etmek, onları muhafaza ederek bozmak isteyenlere fırsat ve meydan vermemek şiarımızdır, alâmetimizdir ve bizi biz yapan temel değerlerimizdir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*