Kardeşliğin güzel sonuçları

Hicretten sonra Peygamber Efendimiz (asm) muhacirlerle ensarı birbirlerine kardeş yapmıştı. Böylece Müslümanlar arasında hızlı bir kaynaşma sağlandı.

Muhacirler, “Ensâr kardeşlerimiz, bize mal mülk verdi, nasıl olsa geçimimizi sağladılar.” diyerek boş durmuyorlardı. Doğrusu bu, îmanlarından gelen gayrete de tersti. Her biri elinden gelen çabayı göstererek, mümkün oldukça kimseye yük olmamaya çalışıyordu.

Burada yaşanmış bir örneği dikkatle inceleyelim:
Resûl-i Ekrem (asm) tarafından birbirlerine kardeş ilân edilen Sa’d b. Rebi, Abdurrahmân b. Avf’a, “Ben, mal yönünden Medineli Müslümanların en zenginiyim. Malımın yarısını sana ayırdım!” demişti. Büyük sahabi Abdurrahmân b. Avf’ın verdiği cevap ise, çok ibretlidir:
“Allah, sana malını hayırlı, mübarek kılsın! Benim onlara ihtiyacım yoktur. Bana yapacağın en büyük iyilik, içinde alış veriş yaptığınız çarşının yolunu göstermendir.”
Ertesi gün, Kaynuka Çarşısı’na götürülen Hz. Abdurrahmân b. Avf, yağ, peynir gibi şeyler alıp satarak ticarete başladı. Resûl-i Ekrem’in (asm), “malının çoğalması ve bereketlenmesi” hususundaki duâsına da mazhar olduğundan, çok geçmeden Medine’nin sayılı tüccarları arasına girdi.
Abdurrahman b. Avf, bir gün Peygamber Efendimizi (asm) ziyarete geldi ve ensardan bir kadınla evlendiğini söyledi. Resul-i Ekrem (asm) ona, ne kadar mihir verdiğini sordu. Hz. Abdurrahman (ra), bir çekirdek (beş dirhem) ağırlığında altın verdiğini söyledi. Resul-i Ekrem (asm), “Bir koyun kesmek suretiyle olsun velime (düğün yemeği) de yap!” buyurdu.1
Resûl-i Ekrem (asm) Efendimizin duâsı bereketiyle pek çok servete sahip olan Hz. Abdurrahmân b. Avf, sâdece bir defasında 700 deveyi yükleriyle beraber “fîsebilillah” bağışlamıştı. Hz. Abdurrahmân (ra) gibi birçok Muhacir, bu işe elleri yatkın olduğundan, Medine’de kendilerine göre birer iş bulmuşlar ve kendi ellerinin emeğiyle mutlu bir hayat yaşıyorlardı.
Muhacirlerin, ensara yük olmayıp, alın terleriyle rızıklarını nasıl kazandıklarını, Hz. Ebû Hüreyre’nin (ra) ifadelerinden de anlıyoruz. Bir gün, kendisine, nasıl diğer sahabilerden çok daha fazla hadîs rivayet ettiği, sorulduğunda, şu cevabı vermişti:
“Medineli Müslümanlar çiftiyle çubuğuyla, Muhacirler de çarşı pazarda alış verişle uğraşırken, ben, Resûlullah’ın (asm) yanından ayrılmıyordum. Onun söylediklerini dinleyip ezberliyordum. Onun duâsını almıştım.” 2
Kurulan bu kardeşlik kısa zamanda olumlu meyvelerini vermişti. Toplumun değişik tabakaları bu kardeşlik sayesinde birbirleriyle kaynaştı ve kabîlecilik gurur ve düşmanlığını da ortadan kaldırdı. Bu suretle, niyetleri kudsî, gayeleri ulvî, içleri dışları nur olan faziletli bir toplum meydana geldi. Ensâr’ın Muhacir kardeşlerine gösterdikleri bu eşsiz samimiyet, misafirperverlik, kadirşinaslık, cömertlik, fedakârlık ve feragati, Cenâb-ı Hak, indirdiği şu âyet-i kerîmesiyle övüyordu:
“Muhacirlerden önce, Medine’yi yurt ve îman evi edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere muhabbet beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar; kendilerinde ihtiyaç bile olsa (onları) nefisleri üzerine tercih ederler. Kim de nefsinin hırsından korunursa, işte bunlar (azabtan) kurtulanlardır.” 3
Şunu bir kere daha tekrar etmekte fayda var: Kurulan bu manevî kardeşlik, hiçbir milletin tarihinde rastlanmayacak eşsiz bir şeref tablosudur. Bu kardeşlik sonucunda meydana gelen dayanışma, yardımlaşma, hayırseverlik, İslâm’ın gelişmeye başlaması dönemine rastlamış olması bakımından da oldukça önemli bir etki yapmıştır. Şöyle ki:
“Hiç tereddüt etmeden denilebilir ki, çeyrek asır zarfında İslâm nurunun âlemin her tarafına yayılması, İran’ın tamamen fethi, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun tehdit edilmesi, hep bu dinî kardeşliğin resâneti (kuvveti) eseridir.” 4
Resûl-i Ekrem (asm), Muhacirleri de kendi aralarında kardeş yapmıştı. Bir gün, Hz. Ebû Bekir (ra) ile Hz. Ömer (ra), el ele tutuşmuş geliyorlardı. Bu samimî manzarayı seyreden Peygamber Efendimiz (asm), yanındaki sahabîlerine, “Nebiler ve resûllerden başka, bütün önceki ve sonrakilerden cennetlik olanların olgunluk çağına erenlerinden iki büyüğüne bakmak isteyen, şu gelenlere baksın!” buyurdu. Sonra da onları birbirine kardeş yaptı.
O sırada Hz. Ali (ra) çıkageldi. Gözyaşları arasında, “Yâ Resûlullah! Sen sahabileri birbirine kardeş yaptın; benimle hiç kimse arasında kardeşlik kurmadın!” dedi. Peygamber Efendimiz (asm), Hz. Ali’nin (ra) omzuna elini koyup, “Yâ Ali (ra)! Sen dünyada ve âhirette benim kardeşimsin. Sen bana varissin, ben de sana varisim!” 5 buyurarak gözyaşlarını dindirdi.
Ne güzel kardeşlik manzaraları değil mi? Allah için birbirini sevenlere Allah yardım etmez mi?
Çünkü onlar Allah’ın övgüsüne de mazhar olmuşlardır.
Asr-ı Saadet’ten daha nice böyle kardeşlik manzaraları bulmak mümkündür. Bunlar bile çok şeyler ifade etmeye yeter. Günümüzde yok mu?
Ararsak bulabiliriz. Çünkü sahabe mesleğini devam ettirenler var.

Dipnotlar:

1-  Buhari, Sahih, 4: 222.
2- Tecrit Terc., 7: 47.
3- Haşir Sûresi, 9.
4- Tecrit Terc., 7: 77.
5- Tirmizî, Sünen,  5: 300.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*