Su mucizesinin hikmeti

EN BÜYÜK MU’CİZE “SU” YUN HİKMETİ VE BİLİNMEYENLERİ

Bütün dostlara selam olsun.

Bu çalışmamızda su’yun meydana gelişi, yer yüzünden insanların kirlettiği suların göklere buharlaşarak çıkması ve oralarda görünmez manevi makinalardan geçerek süzülmesi ve tertemiz, arı ve en saf şekliyle bize tekrar nasıl geri döndüğü ve yine değişık hal ve şekilleri üzerinde bilgilenmeye ve bilgilendirmeye çalışıyoruz.

Şimdilik bizlere düşen bu mütevazi makaleye bilimsel bir nazar ile bakmak ve tefekkürle, yani düşünerek okumak ve aklî bir muhâkeme ile tartmak ve algılamaya çalışmaktır.

Burada birinci önceliğimiz, sağlam bilgilere ulaşmak ve Allâh’ın âzametini eserleri (masnuatı) üzerinden idrak etmektir.

İşte, “Su” takdir edeceğiniz gibi, bu masnu’atın en büyük mu’cizelerinden sadece bir tanesidir.

Haliyle bu hakikatı görememek meseleyi içinden çıkılmaz bir problem haline getirecektır.

San’atın içinde ve arkasında sanatkârını görmek ve istihsan etmek, yani bütün güzelliği haşmetiyle ve hayranlıkla tanımak ve bilmek, sağlıklı bir akl-ı selimi ve ruh’u dinginliğe, huzura ve rahata kavuşturacaktır.

Zira, “İman tevhidî, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.” Hakikatiyle, gerçek saadet ve mutluluk buradan tecelli eder.

Olaylara ve varlıklara tevhid nazariyla ve Allâh hesabına bakıldığı zaman, İlâhî güzellikler göze göründüğü halde, Allâh hesabına olmayan bakışlarda ise o güzellikler gizlenir.

Kur’an-ı Kerim’ın ekser âyetleri ile bizleri tefekküre ve ibret gözü ile geniş âlemde (evrene) ve daha dar olan Dünya dairesinde cereyan eden olayları incelemeye davet eden Cenab-ı Hak, ülfet peyda ettiğimiz, sıradanlaşan ve normal hayat akışıyla iç içe olduğumuz ve hayatımızın bir parçası haline gelen varlıklara ve sanatlara (masnu’ata) dikkatimizi çekmektedir.

“Niçin bakmıyorsunuz? Neden görmüyorsunuz? Niçin ibret almıyorsunuz? Neden akletmıyorsunuz? Gözünü aç da bir bak.” Ve benzeri gibi manalar çerçevesinde çok âyetlerle yapılan sorgulamalar, insanın gafletini dağıtmak ve nazarları Allâh’a çevirmek içindir. Ayrıca, sıradanlaşan olayların altındaki harikuladelikleri göze gösterir ve bunların üzerinden düşünceye sevk eder.

Su dediğimiz hayatî, mu’cizevî varlığa, bilimsel olarak bakacak olursak eğer, kısaca şu şekilde anlâmlandırabiliriz;

Su, hayatın temel taşıdır.

Su, hayatın öz mayası ve kaynağıdır.

Su, hayatın şah damarı ve rûh’u hükmündedir.

Su, damarlarımızdaki, kalbimizdeki kan’dır.

Su, gözlerimizin fer’i, beynimizin kaynayan

pınarıdır.

Su, bütün ağaçların bitkilerin, sert kayaları şak edip delen, yumuşacık damarlarındaki yüksük meddesidir.

Su, yer altında tohumu çatlatıp filizi çıkaran güçtür.

Su, elma, armut, muz ve benzeri meyvelerin tadı rengi ve kokusudur.

Su, tatlısı, ekşisi ve meyhoşuyla nar’dan alınan zevk-i rûh’ânîdır.

Su, karpuzun içindeki tatlı şerbettir.

Ve bütün bunları içine alan ve umumunu nazara veren Allâh,

Kur’an-ı Kerim’de, “VE HER CANLI ŞEYİ SU’DAN YARATTIĞIMIZI GÖRÜP DE DÜŞÜNMEDİLER MI?” (1) Buyurarak, su’yun hayatın mahiyeti ve kaynağını teşkil ettiğini açıklamıştır.

Allâh, eşref-i mahlukat olan insanın keyifli, neşeli ve huzurlu yaşamını temin etmek amacıyla her şeyi hazırlamış ve yaratmıştır. Anlayacağınız hiç bir şeyi eksik bırakmamıştır.

Bir tek su’yun Yüce Yaratıcı tarafından yaratılmadığını tasavvur edebilir misiniz? Bu hayatın olmayacağı anlamına gelecektir.

İnsana sevinç ve mutluluk temin eden en önemli unsurların başında şüphesiz ki, su ve yeşil gelmektedir.

Yani, ırmaklar, çaylar, şelâleler, göller ve denizler, kıyı ve sahilleri ile insanlara en elverişli ve huzurlu hayat ortamını oluşturan yerler ve mekanlardır.

Bu zaviyeden bakıldığı zaman güzel Anadolu’muz yer yüzünde, her an dört mevsimi birden yaşama imkânını bizlere bahşeden şu eşsiz ülkemiz, adeta bir Dünya Cennetidir.

Marmara denizi çepe çevre en güzel şehirlerimiz ile sarmaş dolaş.

Ege ve Akdeniz sahilleri Dünya’nın en cazip turizm ve dinlenme merkezleri hükmündedir. Ve hakeza Karadeniz’e nâzır nice güzel şehirlerimizin yerleşkesi, göz kamaştırıyor.

Batı Anadolu’da, Sakarya, Kızılırmak ile doğuda Fırat ve Dicle ırmaklarımız, mecralarıyla hayata hayat katmaktadır. Biraz daha doğuya doğru gidersek, adeta küçük bir denizi andıran Van gölümüz vardır.

Burada tırnak içinde, bir eksiğimizi ve ihmalkârlığımızı dile getirmek zarureti vardır. Şöyle ki; ben Dünya’nın en güzel ve en verimli topraklarına sahip Mezopotamya ovasında, Mardin’de yaşıyorum. Bundan yaklaşık 50 yıl önce “GAP” projesi kapsamında Fırat’ın su’yu, anılan ovamızı, baştan sona sulayacak ve Cizre’nın topuğuna kadar bu su’yu taşıyacak barajlar inşa edilmişti, yapılmıştı. Ancak bunca yıldır bu bölgenin tarımını, ziraatını, canlandıracak ve ekonomik kalkınmayı da beraberinde getirecek, bölgenin can damarı hükmünde olan bu proje bir türlü bitirilemedi. Bu çalışmaların emarelerini daha yeni Derik ilçemizin civarlarında hissetmeye başlıyoruz. Bu GAP projesinin niha-i hedefi olan Cizre’ye ulaşabilmesi için, daha 250 km.lık bir mesafe vardır.

Bu verimli Mezopotamya ovası, GAP’tan gelecek su’ya, hasretle beklemekte ve yolunu gözlemektedir. Babalarımız bu sevinci yaşamadan dar-ı bekaya göçüp gittiler. Bizler ise, inşaallâh bu toprakların, Fırat’ın sularıyla buluşacak, bereketli ürünleri ve yemyeşil manzaralarıyla mutlu olacağımız günleri beklemekteyiz.

Su, tüm canlıların yaşaması için vaz geçilmez, kokusuz ve kendine özgü özellıği ve tadı olan bir kimyasal bileşiktir. Her ne kadar renksiz olduğu iddia edilse de, kızıl dalga boyalarında ışığı hafifçe emmesi sebebiyle mavi bir renge sahiptir.

Dünya’nın ve insan vücûdunun ekserisi su’dan oluşur.

Su, eşsiz bir san’at eseridir. Var oluşumuzun temel taşı olan su’yu, hayatımızın her alanında kullanıyoruz. Su’yu en başta kana kana içerek susuzluğumuzu gideriyor ve hayatımızı idame etmeye çalışıyoruz. Onun sayesinde temizleniyor, besinlerimizi üretiyor, yemeklerimizi pişiriyoruz. Suyla yerine göre serinliyor ve yeri geldikçe de ısınıyoruz.

Barajlarda biriktirmek suretiyle elektrik enerjisini de elde ediyoruz. Velhasıl susuz bir Dünya’nın ve hayatın olması mümkün değildir. Bu sonsuz su nimetine karşılık, nihayetsiz bir şükür gerek.

Doğada su katı, sıvı ve gaz hallerinde bulunur. Su’yun sıvı durumu, katı durumundan daha yoğundur. Onun için su’yun buz tutan tarafı, su’yun yüzeyinde kalır. Katı (buz) halindeki su, sıvı halindeki suyun üzerinde yüzer. Dünya’nın hemen hemen diğer tüm bileşiklerinde katı faz, sıvı olan faz’dan yoğundur ve katı fazdaki bileşik batar. Suyun bu özelliğinde hayatî hikmetler vardır.

Örneğin soğuk bir bölgede, göl yüzeyini kaplayan buz tabakası yalıtıcı görevi görür ve dipteki balıkları ve dığer bütün canlıları korur. Bu, buzun çökmesi halinde canlılar şiddetli soğuğa maruz kalacağından hayatlarını devam ettirmeleri imkansız hale gelecektir.

Su, kimyasal formülü iki hidrojen ve bir oksijen atomlarından oluşan bir moleküldür. “H2O” saf su’yu ve bileşiğini temsil eder. Saf su’ya en yakın örnek yağmur suyudur. Saf su canlılar için içilebilir su değildir. İnsanlara yararı yoktur. Canlıların içmesi gereken su’da çeşitli minerallerin olması gereken su’dur. Saf su dediğimiz yağmur su’yu, yağdıktan sonra toprağa düştüğünde, topraktaki mineralleri toplar. Yer yüzündeki bu yağmur suları bir akarsu oluşturur. Ve bu içilebilir bir su haline gelir.

Lütfen, suyun içilebilmesi ve yararlı bir hale gelebilmesindeki geçirdiği aşama ve evrelerinden bir ibret dersi alalım ve bir de hikmetle derin derin düşünelim. İşte buna işareten Allâh Te’al’a;

“Allâh’ın gökten indirip de ölü olan toprağı canlandırdığı su’da, yer yüzünde her türlü canlıyı yaymasında, rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde, düşünen bir toplum için, (Allâh’ın varlığı ve birliğini ispatlayan) bir çok deliller vardır.” (2) .

Su molekülleri belirli şartlarda diğer bileşiklerden oldukça farklı özelliklere sahiptir. Atomik seviyede düşünürsek kütlesi 18 atomik kütle birimidir (Ama atomik seviyeye avogadro meselesine inmeden şöyle düşünelim. Avogadro; atom veya tanecik demektir.) Bir mol (Yani buna bir miktar madde diyebiliriz ki, 6.022 ×10 üzeri 23 tane atom veya taneciktır. Meselâ 1 mol carbon 12 gram ve 6×10 üzeri 23 tane atom içerir. Veya 1 mol su demek; 18 gram su ve aynı zamanda avogardo sayısı kadar su taneciği içerir demektir.

Su, iki gram hidrojen ve on altı gram oksijenin birleşmesiyle oluşan bir bileşiktir. Yani bir mol su, 18 gramdır. Yoğunluğu 1 g/mL(milimetre) dir. Yani bir gram su, bir mL. ye karşılık gelmektedir. Suyun en küçük yapı taşı, H2O’ dır.

20 damla su 1 mL.dir. Ve hacmi de 18 mL’dır. Tabiat’ta en çok bulunan ikinci element hidrojendir. Ve genellikle yalnız başına bulunmaz. Bileşikleri halinde bulunur. Suyun oluşum tepkimesi yani reaksiyonu, çok basit olmasına rağmen laboratuvar şartlarında üretmek çok zordur.

Hidrojen yanıcı, oksijen ise yakıcı bir gazdır. Reaksiyon da, bir yanma tepkimesidir. Yani biri yanıcı diğeri yakıcı iki gaz birleşip söndürücü etkisi olan, su bileşiğini meydana getirmektedir.

Ayrıca tepkime sonucunda enerji de açığa çıkmaktadır. Hidrojen atomları tek, oksijen atomları ise son yörüngesinde 6 elektrona sahiptir. Oksijenin bir elektronu, hidrojenin bir elektronu birleşerek ortak bir bağ oluştururlar. Böylece iki hidrojen atomu, oksijenin birer elektronunu kullanarak suyu oluştururlar.

Dünya’ya, suyun nasıl geldiği ile ilgili çok teoriler vardır. Bunlardan en kabul göreni, bing-bang’dan (yani büyük patlamadan) sonra kâinat yaratıldığı zaman, suyun da bu arada, Allah’ın büyük bir nimeti olarak yaratıldığı hadisesidir.

İnsanların kendi imkânlariyla su’yu üretmesi çok zor ve aynı zamanda imkânsızdır.

Bir ay’da değil, bir günde de değil, hatta bir saatte de değil, sadece 1 saniyede, toplam 16 milyon ton su yer yüzünden göğe buharlaşarak çıkmakta ve aynı şekilde, yine 1 saniyede 16 milyon ton su, gökten yer yüzüne inmektedir.

Buradaki dakik düzen ve ince dengeye ve hassas muvazeneye dikkatle ve düşünerek bakmamız gerekmez mı?

Dünya’daki bütün teknolojik imkânlara rağmen elde edilemeyen ve üretilemeyen bu paha biçilmez su nimetinin kıymetini idrakte aciz olan bizler, su’yu hoyratça kullanıyor ve israf ediyoruz.

Hz.Peygamber “Deniz su’yu bile olsa israf etmeyinız ve luzûmundan fazla kullanmayınız.” Buyururken, Allâh Te’ala’da yüce kitap’ta; “Yeyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü O, israf edenleri aslâ sevmez.” (3) ikazında bulunmuştur.

Biz, günde çok defa namazda Fatiha suresinin ilk âyeti olan, “Elhamdu lillahi Rabbil-âlemin”i okuyoruz.”Yani, âlemlerın Rabbi olan Allâh’a hamd-u senalar olsun.” Diyerek dua ediyoruz.

18 bin âlemin olduğundan bahsedilir. Ben bu su bahsine girdiğimde bir su damlasının, hatta daha küçüğü olan, bir su bileşiği tek bir elementin, yani H2O zerreciğinin başlı başına bir alem olduğuna inandım. Ve yine bir damla su’yun çok gizemli büyük anlâmlarla yüklü olduğunu da anladım.

Bu, büyük âlemi içinde barındıran “SU” âlemin’de seyâhat etmeye ve edindiğimız bilgileri, siz değerli dostlarla paylaşmaya devam edeceğiz.

Huzur ve mutlulukla dolsun gönlünüz.

DEĞERLİ DOSTUM, GÖNLÜ TAŞ OLANIN, ŞEHRİ TAŞ,

GÖNLÜ AŞK İLE DOLU OLANIN, ŞEHRİ GÜLİSTAN OLUR.

(Hacı Bayramı Veli)

Dipnotlar:

(1) Enbiya 21/30.

(2) Bakara 2/164

(3) A’raf 7/31

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*