Uyanmak için sabahı bekleme

Hayattan o kadar çok şey aldığım halde, hayata bir şey katamamaktan sıkılıyorum. Alıyor, boyuna alıyoruz hayattan. Nimetlerini tadıyoruz nefes nefese içimizde. Kâinat dolusu nice nimeti gözlerimizle içiyoruz. Bir teşekkürü bile etmeden geçiveriyor hayatım. Sıkıyor canımı. Geçiyoruz…

Kimsenin kimseye onun olmayan bir nimeti verme hakkı yok, şansı da yok. Oysa her şeyi vereni ne de çabuk unutuyoruz… Ne de çabuk unutuyoruz O’nu, Rabbimizi… Kıyısından köşesinden tattığımız bir şey değil hayat. Kıyısında köşesinde ne varsa kâinatın, hepsini ama hepsini merkezindeki hayata bıraktığı nimetler topluğu. Bilmem ne yapmak lâzım… Bir ağacın tepesine çıkıp oradan mı bağırmak gerek? Oradan mı seyretmek gerek güneşin doğuşunu, batışını? Ağaçların elleriyle beraber orada mı açmak gerek göklere doğru ellerini? Belki de oradan yakarmak en güzeli…

Sahi, hiç ağaçlara çıktığınız, tırmandığınız oldu mu şu sıralar? Kimse göze alamıyor yükseklere çıkmayı. Yükseklere çıkmadıkça güzellikleri keşfedemiyoruz. Bulutların üstüne ne dersiniz? Bulutların üstünde ve ötesinde de bir hayat var… İlk defa uçakta seyretmiştim, pamuk tarlası gibi bembeyaz bulutların üstünde ve masmavi gökyüzünde. Gözümde hayret, dilimde şükür ve içimde çılgın bir çocuk çığlık çığlığa… “Aman ya Rabbi! Bu ne güzellik… Bu güzelliğin içinde seyeran etmek ve akla hayale gelmedik bir âletle, yüz-iki yüz sene öncesinin hayal edemediği bir âletle gökyüzünün on bin metre yukarısında, üç yüz kişilik yolcularla beraber bir şükür duâsına durmak ne güzel şey…”

Hayata bir şeyler katmak gerek… Hayata bir şeyler vermek gerek… Malûm, artık vermeden almak takdir ediliyor, öğütleniyor. Bir şükür kat hayata attığın her adımda, gördüğün her şeyde. Bir şükür izi bırak. Senden geriye şükür kalsın, senden geriye hayret kalsın. Uyanmak için sabahı bekleme… Her şey geçer gider, gün gelir, ömür de biter. Senden geriye söz kalır, senden geriye bir samimî şükür kalır.

Hayata bir şeyler kattığını hissettiğin an, yaşadığın andır. İsterse bu, çok uzaklardaki bir yıldızı gözlerinle okşadığın an olsun, isterse bir gülü kokladığın an…

Hayat rengini gülden alır. Lâleden, sümbülden alır. Hayat rengini şükürden alır.

Hayata renk katan insanlar… Size merhaba… Dalda çiçek kadar güzelsiniz. Baharın müjdecisi serçeler kadar yakışıyorsunuz akasyaların kuru dallarına…

Üç aylar girdi… Hayata yeni bir sayfa açıldı… Rahmet mevsimi dört bir yandan şehre indi… Uyanmak için sabahı bekleme…

‘Öleceğim’ korkularından sıyrılıp, hayata bir şeyler katmalı insan. Allah için yaşanmayan her an, zaten ölüdür. Hayatın her anını ve gününü mayalamalıyız şükürle, tefekkürle…

Üç aylar bir fırsattır, kaçırmayalım. Takvimlere gelir de, bizim ruhumuza uğramazsa o üç aylar, işte o zaman “Eyvah” demeliyiz, hayıflanmalıyız.

Hayatta her şey bir kere. Hiçbir şey birbirinin aynı değil. Üç aylar da bir kere. Son defa bak bu şu kâinata… Belki ömründe başka bir üç aylar daha olmayabilir. Şükür için, yeniden doğmak ve yaşamak için, hayata bir şeyler katmak için, hayatı, bu mübarek zamanları fırsat bil… Kalp kulağıyla dinle ki kâinatı, işitesin ne söylediğini, ne dediğini, neyin habercisi olduğunu…

Gece bürülür söyler, gündüz görülür söyler. Binbir eser, “Varsın Allah’ım varsın!” der. Hayat böyledir işte. Hayata bir şeyler katmak isteyeni tutar, içine çeker. Gözüne ibret, diline şükür katar hayat. Ve insan, vazifesinin ne olduğunu vicdânen anlar, rahatlar.

Bu sabah erken kalk, sen de hayatına anlam kat… Hayata, kâinata, ağaçlara yepyeni bir gözle bak…

Resmigeçitte kâinat. Şeref tribünündeki yerini bekliyor en şerefli varlığın, yeryüzünün halifesi olan insanın. Rabbimizin sonsuz güzelliklerinin ve eserlerinin bir resmigeçit nöbetidir hayat… Göklerde şahidi meleklerdir, yeryüzünde melek insanlardır, mü’minlerdir. Şeref tribünü seni bekliyor, istersen pencerenden bak, istersen kırlara uzan, dilersen bir ağacın tepesine çık ya da yıllardır o küçük pencerenden seyrettiğin caminin minaresinin şerefesinden seyret. Tozlu merdivenlerin tozunu alsın ayakların. Gafletle örtülmüş, kirlenmiş eşyanın üzerinden gözlerin sıyırsın, çeksin perdeleri. Yaratanın kâinatla göstermek istediği sırlara bir de oradan bak şükürle. Hayata anlam kat.

Hayat fazla sürmüyor, ertelemeye gelmiyor. Kazası yok hayatın. Uyanmak için sabahı bekleme… Ezberden söylediğin Esmâ-i Hüsnâ’yı bir kere de kâinatın şahitliğiyle beraber söyle. Her türlü yemek yapmayı bilen, ama hiç mutfağa girmemiş, bir yumurta kırmamış aşçının tembelliği gibi durma öyle… Bir kere olsun terk et şu tembelliği. Ezbere söylediklerini hayata geçir. Kalbinde şükür olsun, dilinde zikir…

Kendine bir iyilik yap, şehrin hiç geçmediğin sokaklarından geç. Kabristana uğrarsa yolun, o da güzel, hatta daha da güzel… Kâinatı Fatihalar yolladığın dostlarının kabirlerinin başında, onlarla beraber yâd et. Yalnız değilsin… Sarı bir çiçek gülümseyecek, bir yaprak omzuna düşecek. Bir güzellik gözlerine ilişecek, bir kelebek şöyle bir dokunup geçecek. “Ohooo, kaçırdığım ne güzellikler varmış…” diyeceksin. Yaşadığın bir saat, sana bir gün gibi gelecek. Hayatına bir pencere aç. Bırak kalbin çocuk gibi sevinsin… Rabbine şükran borcu olarak, “İşte yaşadığımı bugün hissettim!” desin…

Sakın “Bugün olmazsa, yarın..” deme, uyanmak için sabahı bekleme. Şeytan tetikte, ölüm takipte… Ölüm, bir gölge gibi peşinde…

Bir satır da olsa, bir âyet de olsa, oku… Küçük bir renk, küçük bir ses, birkaç harf bile kalmasın geçip gittiğimiz, boş verdiğimiz…

Ne dersin? Daha fazla güzellikleri görelim diye bir fırsat mı sunuluyor? Gece de güzeldir, ama okumak ve dinlenmek için. Oysa hayata bir anlam katmak ve üretebilmek için aydınlığa muhtacız, ışığa, güneşe…

Günler uzuyor… Rahmet mevsimi kapımızda…

Uyanmak için sabahı bekleme… Aç kapını…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*