Zalimler satranç oynuyor galiba!

Gündem komplo teorileriyle toz duman.

Medyanın ‘kirli bilgi’ bombardımanına maruz kalan insanlar afallamış vaziyette. Her gün korku senaryolarıyla yatıp ‘corona’ ile kalkıyoruz. Yetkililer büyük bir ciddiyetle, her gün kronometre gibi ölüm sayacını paylaşıyor aziz halkımızla. Medya kanallarında koca koca adamlar felâket tellâlları gibi komplo teorilerini boca ediyor durmadan. Bunları zaten bir şekilde bildiğiniz, duyduğunuz için bir de ben tekrarlayıp zihninizi bulandırmak istemem doğrusu.

DÜNYANIN TADI KAÇTI!

Hangisine inanmalı? Evet hepsinden, her önermeden mutlaka bir gerçek payı var. Her komplo teorisini destekleyecek verileri bulmak mümkün.

Bir sağ kroşe, bir sol kroşe.. vee.. zavallı insancıklar nakavt! Filler çarpışıyor; çimenler eziliyor. Olan garibana oluyor, cafelerine ve kahvehanelerine ve dahi millet bahçelerine gidemeyen vatandaşlar ise, internet üzerinden on-line sohbet ediyorlar artık:

– Ağız tadı ile bir çay, kahve bile içemez olduk. Şu hale bak! Aşı bir an önce bulunsa bari!

– Oda bi’ şey mi abi, maçlar, konserler, eğlence mekânları.. hepsi stop!

– Peçe takıyorlar diye bazılarına kızıyorlardı, şimdi bütün dünya peçeli oldu!

Başka biri maske konusu açılınca söze karışıp kehanetini gösteriyor:

– Pandemi ile yeni bir dünya devleti kuruluyor abi. Yeni nesil insan modeli şöyle: Maskeni tak, çeneni kapat, itiraz etme, itaat et. Fazla yaklaşma, sosyal mesafeni koru, haddini de bil!

UZAKTAN …MIŞ GİBİ YAŞAMA!

Uzaktan selâmlaşma, uzaktan eğitim, uzaktan adalet, uzaktan yaşar-mış gibi bir hayat! Ve uzaklaşan değerlerimiz! Virüs adeta turnusol kâğıdı gibi istibdat ve hürriyet yanlılarını açığa çıkardı. Kimileri demokrasiye evrilirken, kimileri istibdadı daha da güçlendiriyor. Montesquieu’ye göre ‘cumhuriyet idaresinde şeref ve fazilet, istibdat idaresinde ise korku gerekir. Burada şeref ve fazilete lüzum yoktur, bilâkis tehlikelidir.’

Dünyamıza bir bakmak yeterli bunu görmek için. “Sakın hak, hukuk, adalet, şeref ve haysiyet deme; sonra öcüler(!) yer seni.”

Diğer yandan bu yıl, Covit-19 sebebiyle ezberlerin bozulduğu, yerleşik anlayışların sarsıldığı, yıkılmaz sanılan yapıların karton kuleler gibi yerle bir olduğu, velhâsıl enesine güvenen insanlığın gözle görülmez bir mikroba mağlûp olduğu bir yıl oldu. Herkes bir şekilde etkilendi.

YALIN VE YAKICI GERÇEK

Her canlı gibi insan da, doğar, büyür ve eceli takdir edilince ölür. Allah insanı bu dünyaya imtihan için göndermiştir.

“İmanınızdaki sadâkati ölçmek için sizi, mutlaka, korku, açlık, kıtlık ile; sahip olduğunuz servetin bir kısmını eksilterek, malları telef ederek, can kaybına, sakatlığa maruz bırakarak, mahsulünüzü âfete uğratarak imtihan ederiz. Sabrederek mücadeleye devam edenlere, dünyada yardım ve zafer, âhirette ise Cennet müjdesini ver.” (Bakara Sûresi-155)

Her hadiseye bu pencereden bakmak mümkün. Beşer zulmetse de; kaderin adalet ettiğine inanıyoruz. Belki de insanlar, zamanında yapılan haksız kazançların, şımarmanın, şükürsüzlüğün, sevgisizliğin, yaptığı zulümlerin bedelini ödüyorlar, ödeyecekler; kim bilir?

KADERE VERİLEN FETVA

Şimdi, Bediüzzaman’ın ‘Rüyada Bir Hitabe’de dile getirdiği gibi “Kadere hangi fiilimizle fetva verdirdik?” diye kendimizden başlayarak sorgulama zamanı. Bir nefis muhasebesi yaparak insanca, Müslümanca ve kardeşçe hür yaşama formülüne odaklanma zamanı şimdi.

Bilgi kirliliğine aldırmadan her zaman hakkı, hukuku, adaleti, muhabbeti, insanca yaşamayı gündeme getirme zamanı. Dönen oyunların farkına varıp; zalime karşı çıkma, mazlumun yanında yer alma zamanı. Çünkü ‘adaletsizliği bir yangından daha çabuk önlemeliyiz’. (Herakleitos)

MORALİMİZ BOZULMASIN

Abartmadan, ama tedbiri de elden bırakmadan, medyanın ‘habbeyi kubbe yapan farfaralı haberlerine’ aldırmadan, moralimizi bozmadan insanlığımıza, aslî vazifelerimize dönme zamanı. Zalimlerin iğrenç satranç oyunlarını bozup, karanlık dehlizlerinde boğulmadan, kendi nurlu ve aydınlık dünyamızı inşa etme zamanı.

Sonra kendimize, çevremize, insanlığa elimizden geldiği kadar hizmet zamanı. Görevimizi güzel yaptıktan, ömür kitabına kıymetli hikâyeler yazdıktan sonra, hoş bir seda bırakarak gitmek için gayret zamanı.

Necatigil’in deyişiyle, ‘Bu dünyada insanca yaşamak da yoksa, ne kalıyor geriye yüzyıllardan?’

M. Said ZEKİ

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*