Ziya Paşa (1825-1880)

Tanzimat Devri’nin önde gelen şairlerinden biridir. Asıl adı Abdülhamid Ziyaüddin’dir. Kaleme aldığı bazı şiirleri kendisine çok büyük şöhret kazandırmıştır. Bazı beyitleri kolay ve sade göründüğü halde bulunup söylenmesi, taklit edilmesi zor ve “sehli mümteni” olarak addedilen sözler arasında yer almıştır. Özellikle sadrazam Ali Paşa aleyhindeki yazı ve faaliyetlerinden ötürü uzun süre İstanbul dışında yaşamak zorunda kalmış ve muhtelif yerlere sürülmüştür. Yeni Osmanlılar hareketine katıldıktan sonra Namık Kemal ile birlikte Londra’da Hürriyet Gazetesi’ni yayımlamıştır.

Fikirlerindeki zikzaklar ve bazı aşırılıkları, yakın arkadaşı Namık Kemal olmak üzere, bir çok kişi ile arasının açılmasına sebep olmuştur. Risâle-i Nur’da iki yerde ismi zikredilirken ünlü beyitlerinden birisine yer verilmiştir.

Ziya Paşa, 1825 (bazı kaynaklarda 1829) yılında İstanbul’da, Galata Gümrüğü’nde kâtiplik yapan Erzurumlu Feridüddin Efendinin oğlu olarak dünyaya geldi. Tahsil hayatına, İstanbul-Süleymaniye’deki Edebiyat mektebinde başladı. Burayı bitirdikten sonra Bayezit Rüştiyesine devam etti. Bu arada Arapça ve Farsça eğitimini alarak bu dilleri öğrendi. Şiire merakından ötürü eline geçen divanları okumaya başladı. Erken yaşlarda divan şiirleri yazmaya başladı. Aynı zamanda Aşık Garip, Aşık Kerem ve Aşık Ömer gibi halk şairlerinin eserlerini de okudu.

Ziya Paşa, Sadaret Mektubi Kalemi’ndeki memurluğuyla iş hayatına atıldı. Bu memurluğunu 1855 yılına kadar sürdürdü. Bu tarihte Mustafa Reşit Paşa’nın yardımıyla Saray’da üçüncü kâtipliğe atanmak suretiyle önemli bir basamak kat etti. Kâtipliği sırasında Fransızca öğrenmeye ağırlık verdi ve bazı eserleri Türkçe’ye tercüme etti. Bu faaliyeti, hayatının sonraki dönemlerine önemli katkılar sağladı. Saraydaki çalışması Âli Paşa’nın Sadrazamlığına kadar sürdü. Âli Paşa ile geçinemediğinden Saray’dan uzaklaştırıldı. Bu amaçla Zaptiye Müsteşarlığı’na tayin edildi. Ardından da Mutasarrıflık vazifesiyle Kıbrıs’a tayin edilmek suretiyle İstanbul’dan uzaklaştırıldı.

Meclis-i Vala üyeliğiyle İstanbul’a dönen Ziya Paşa, Amasya Mutasarrıflığına atanmasıyla tekrar İstanbul’dan ayrılmak zorunda kaldı. Akabinde de Canik Mutasarrıflığında bulundu. Meşrutiyet idaresinin kurulmasını sağlamak amacıyla yola çıkan Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne girdi. İdareyle anlaşmazlıklarından ötürü Namık Kemal ile birlikte Paris’e kaçtı (1867). İkili bir süre sonra Londra’ya geçerek burada Hürriyet Gazetesi’ni çıkardı. Bir süre Cenevre’de de yaşayan Ziya Paşa, Âli Paşa’nın vefat etmesi üzerine İstanbul’a döndü.

Sultan Abdülaziz‘in tahttan indirilmesinden sonra, V. Murad döneminde Maarif Müsteşarlığına getirildi. Sultan Abdülhamid’in ilk yıllarında Namık Kemal ile birlikte Kanun-i Esasi Encümenliği’nde bulundu. Osmanlı Rus Savaşının (93 Harbi) çıkması ve Meclis’in tatil edilmesinden sonra vezirlik rütbesiyle Suriye (1878), yaklaşık üç buçuk ay sonra da Konya valiliğine tayin edildi. Son olarak Adana Valiliğine atandı ve 1880 yılında burada vefat etti. Cenazesi Adana’da defnedildi.

Şiirleriyle önemli bir şöhrete sahip olan ve çok sayıdaki kişinin takdirini kazanan Ziya Paşa, birbirine tezat ileri sürdüğü fikirleriyle de çok sert eleştirilere muhatap olmuştur. Tanzimat’la birlikte yeni dönemin önemli şairlerinden biri olan Ziya Paşa, 1868 yılında kaleme aldığı “Şiir ve İnşa” adlı makalesi ile Divan Edebiyatı ve şairlerini sert bir şekilde tenkit etti. Bilhassa Batı’nın etkisiyle yaptığı ileri sürülen fikri değerlendirmesinde, Divan şairlerinin şiirlerini Türk şiiri olarak görmediğini ifade etti. Divan Edebiyatının İran Edebiyatının taklidinden ibaret olduğunu ileri sürerek çok ağır iddialarda bulundu. Hürriyet Gazetesi’nde yayınladığı bu makalesinden sonra, başta yakın arkadaşı Namık Kemal olmak üzere, çok sayıdaki eleştiriye muhatap oldu. (Mustafa Canelli, Ziya Paşa, YAY., İstanbul 1986, s. 24-25; Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, YKY., II. C., İstanbul 1999, s. 702; Yeni Rehber Ansiklopedisi, TGY., 20. C., s. 362.)

1868 yılında Divan şiirini İran edebiyatının taklidinden ibaret gören Ziya Paşa, 6-7 yıl sonra kaleme aldığı manzum eseri “Harabat”ta önceki fikirlerini tekzip etti. Bu eserinde Divan şairlerini yüceltti. Bu eseriyle Divan Edebiyatı geleneğinden kopmadığını gösterdiği gibi güzel bir örneğini de vücuda getirmiş oldu. Divan Edebiyatına bağlı kalmakla birlikte; adalet, terakki, hak ve özgürlükler gibi siyasi konuları da işleyerek fikirlerini dile getirdi. Ancak, tutarsızlık ve fikir zikzakları, şöhretini gölgeledi.

Risale-i Nur’da ismi zikredilen Ziya Paşa’nın, başkalarına akıl verip üstünlük taslayan ve kendilerini görmeyenleri eleştirdiği, güzel bir beytine yer verilmektedir:

“Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” (Tarihçe-i Hayat, s. 18).

Ziya Paşa, kendisiyle tezada düşme pahasına da olsa fikirlerini açık yüreklilikle ifade eden ender insanlardan biridir. Edebiyatın yenileştirilmesi uğruna eskiyi inkâr, yeni maceralar, manevi değerleri bir çırpıda yok etme gibi acı tecrübelerden sonra; eskinin büsbütün yok edilemeyeceğini görüp, tekrar sağduyunun hakim olduğunu gösteren simalardandır. Bu açıdan Batılılaşma hareketlerinin bazı yanlışlıklarını gördükten sonra körü körüne yapılan taklitçiliği tenkit etti: “Milliyeti nisyan ederek her işimizde / Efkar-ı Frenge tebaiyyet yeni çıktı.” ifadelerine yer verdi. Bediüzzaman da Batı taklitçilerini tenkit ederken Ziya Paşa’yı bunların dışında tutmakta ve muhatabın Ziya Paşa olmadığını belirtmektedir. (Sözler, s. 189)

Eserleri

Ziya Paşa, kolay ve sade göründüğü halde bulunup söylenmesi, taklit edilmesi zor olan bir çok beyti kaleme almıştır. Bazı meşhur beyitleri yıllarca dilden dile dolaşmıştır ve şöhret kazanmasına vesile olmuştur; “En ummadığın keşf eder esrar-ı derunun / Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın”; “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir / Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”; “İnsana sadakat yakışır görse de ikrah / Yardımcısıdır doğruların hazreti Allah”; “İncinmemek istersen eğer mülk-i fenada / Bir kimseyi incitmemeğe hasr-ı meram et” bunlardan bazılarıdır.

Eserlerinden önemli bir tanesi Eş’ar-ı Ziya’dır. Bu eser vefatından sonra damadı Hamdi Paşa tarafından, bütün şiirleri bir araya getirilmek suretiyle yayımlanmıştır. Eser, daha sonra Süleyman Nazif tarafından tekrar gözden geçirilmiş, bazı düzeltme ve ilavelerden sonra Külliyat-ı Ziya adıyla yeniden basılmıştır.

Zafername’si mizah edebiyatının önemli eserleri arasında yer almaktadır. Nesir-nazım karışımı hiciv eseridir.

Üç cilt halinde kaleme alınan Harabat adlı eseri Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerin antolojisi mahiyetindedir. Eski geleneğin güzel bir örneğini teşkil etmektedir. Bunların dışında birkaç eser daha kaleme almıştır.

Ziya Paşa, bazı önemli eserleri de Türkçe’ye tercüme etmek suretiyle dilimize kazandırmıştır. Endülüs Tarihi, Emil, Tartuffe, Engizisyon Tarihi ünlü eserlerden yaptığı tercümeleridir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*