Bu gazetenin son sayısını ilk sayısıyla kıyaslarsak

Geliniz bu gazetenin son sayısıyla ilk sayısını kıyaslayalım.
Acaba kuruluş amacı ve misyonu açısından bir inhiraf göstermiş mi? İnhiraf yok ise, misyonuna uygun neşriyat kapsamında tedenni mi var, yoksa terakki mi?

İlki 21 Şubat 1970 tarihli ve “1” sayılı gazete. Son sayısı da, bu yazıyı kaleme aldığım 22 Nisan 2020 tarihli 18.068 sayılı gazete olsun.

Pekâlâ büyük bir heyecanla beklenen bu gazetenin 21 Şubat 1970 tarihinde okuyucularına arz edilen ilk sayısı hâlâ kimin arşivinde var?

Bu soruyu tuhaf karşıladığınızı, kendi halime bakarak tahmin ediyorum. Ve; “ahh, evinde arşivi olan kaç kişi var ki” diye içlendiğinizi, “olsa dahi, elli yıllık bir mevkutenin bir parçasını bile mahfuz tutabilene aşkolsun” dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Ve yine “gazetem” yetişiyor imdadıma. Kendisini düşünenin, devamı için gayret sarfedenin elinden tutuyor. Ve bir zaman gazetenin, okurlarına hediye olarak verdiği ilk sayısını, en mutena bir yerde özel çantada itina ile muhafaza ettiğimi hatırlıyorum. Sanki günü geldiğinde; “misyonundan sapmış” haksız iddiasıyla kendisini hırpalamak isteyenlere karşı; asla sapma olmadığını, bilâkis Nur ve hakikat dâvâsında büyük bir mesafe katettiğini ispat sadedinde kaleme alınan bu yazıya dayanak olmak için, takdir-i İlâhî onun orada muhafazasını bize lütfeylemiştir.

Sevinçle ele alıyor, elli yıl önce kavuştuğumuzda hissettiklerimi yeniden hissedercesine, o zamanın havasını gençlik duygularıyla soluklarcasına sayfalarını çevirirken, o günden bugüne gazetemin başına gelenleri hayalen takip ede ede bugünkü sayısına uzanıyorum.

Burada ilk sayı ile son sayı arasındaki bariz bir fark hemen kendini gösteriyor ki, ülkeler arası uzaklığa rağmen, e-gazete aboneliğim sayesinde bir tıklama ile son ve yeni sayısının 12 sayfası okumamıza amade oluyor.

Bu yeni sayıyı önüme açmadan önce 6 sayfadan ibaret olan ilk sayıyı bir hamlede okuduğum için en büyük fark hemen kendisini gösteriyor.

Hem de Kemalist bir yazarın 21.10.2013 tarihli gazetesinde bu gazete hakkında yazdığını doğrulayan bir fark.

Şunu yazmıştı o yazar: “Yeni Asya hiç bıkmadan usanmadan her gün Said Nursî ve Risale-i Nur pompalıyor.”

Acaba bu yeni sayının 12 sayfasında kaç defa Risale-i Nur ve Said Nursî geçiyor diye, saymayı akıldan geçirdim, lâkin gökte görünen yıldızları saymaya kalkışmak gibi bir hamakat olacağından, teşebbüsümden vazgeçtim.

Bir kere e-gazetenin birinci sayfasında Yeni Asya logosunun solunda daire içinde onun sözü var. Logonun sağında ise onun heybetli resmi ile beraber, onun Lâhika sayfasındaki Risale dersinin başlığı olarak “Hayat, Esma-i İlâhîyenin bir tarlasıdır” hakikatı yazılıdır.

İnternet sayfasını açtığınızda en başa alınan yazı başlıklarından biri, “Zübeyir Ağabeyi Bediüzzaman eğitti”, diğeri “Sayılı günler gelirken” başlıklı bir Ramazan yazısı. Bir diğeri de, “Sabırla pişirilen meyveler nelerdir?” başlıklı; Kur’ân, Sünnet ve Risale-i Nur ışığında “sabır” dersi veren bir yazı.

Hemen altta haber portalı ve tıkladıkça okuyabileceğiniz yirmi haber. Tam bu noktada, gazetemizin ilk sayısına nazaran çok büyük bir değişim olarak interneti saymaya bilmem hacet var mı? Zira bu zaten geçen zaman içinde ülkede ve dünyada gelişmişliğiın bir sonucudur.

Haber portalının hemen altında, tıkladığınızda sizi Risale dersiyle başbaşa bırakacak bir ilanat, muhteşem bir Üstad resmi ve Risale-i Nur’dan ders başlığıyla sizi okumaya davet ediyor.

Halbûki, 6 sayfalık ilk sayısındaki bugüne nazaran önemli bir farka daha değinecek olursak; bu ilk sayıda Bediüzzaman ve Risale-i Nur ismi zikredilmeden, ancak bir iki yerde tırnak içinde bir iki cümleye yer verilebildiğini görüyoruz. Çünkü demokratlar iktidarda olmalarına rağmen, derin devletin “Nurdan rencide olan dide-i huffaş”ı gözetimde. Yani Nurlar yasak perdesini dele dele yol alıyor. Çünkü henüz merhum Demirel’in Aydınlar Ocağı’ndaki konferansında, “Karl Marx’ın Manifesto’sunun serbestçe satıldığı Türkiye’de Risale-i Nur yasak olamaz” diyeceği döneme gelmemişiz.

Çünkü 12 Mart askerî muhtırasına sadece bir yıl var. Çünkü sağ-sol çatışmaları var. Zaten gazetenin ilk sayfasındaki “Memleketin Manzarası” başlıklı başmakale de gidişatın hiç de parlak olmadığını anlatıyor.

Bakınız bu gazetenin neyin sesi, kimin sesi olduğunu ispat eden ve mebde ile müntehayı birleştiren bir tevafuku arz edeyim. İlk sayı, demokratların icraatı olan “Boğaz Köprüsü” açılışının manşet haberiyle yayına giriyor. Mukayesemize giren son sayı ise; demokrat misyon liderinin şu sözünü manşetten veriyor: “Asıl devlet içinde devlet, tek adam rejimidir.”

Öyleyse biz yine bu gazete diyoruz, e-gazete diyoruz, Yeni Asya diyoruz, Bediüzzaman diyoruz, devam diyoruz. İnşaallah!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*