Bugün birçok insanın son günü olacak!

Bütün canlıların başına gelen ve hiç kimsenin kaçamadığı tek gerçek ölüm. Hastalık, kaza, cinayet, intihar, ecel vs. hepsi ölümle ilgili kavramlar.

Bir kez daha derin gaflet perdelerini delen ölüm hakikatiyle karşı karşıyayız. Bir ağabeyimiz daha hizmet yolunda ve dilinden Kur’ân âyetleri bir bir dökülürken, şehit olarak ahirete irtihal etti. Şehidin evinde ise, öyle bir kulluk edebi var ki, içten içe, derinden derine ağlayan bir kız evlât. Sabır, tevekkül ve teslimiyet içerisinde. Gelenler de aynı teslimiyet ve edep içerisinde. Hakikaten Nur Talebeleri bu cemiyet hayatının en seçkin insanları. Onların mutluluğu da hüznü de, edep, tevekkül, teslimiyet ve vakar içerisinde. Hiçbir hal ve davranışlarında isyan izi ve taşkınlık yok.

Ne güzel bir kulluk. Başa gelene sabırla mukabele etmek. Yüksek imanların bir tezahürü olsa gerek.

İsmail Kayan Ağabeyin vefatı bize çok şeyler düşündürdü. Her şeyden önce ölüm gündemli yaşamak, ölümün her an kapımızı çalacağı bilinciyle hareket etmek ve buna göre duygu ve davranışlarımızı belirlemek.

İnsan böyle yaşasa, hiç kul hakkına girer mi?
Helâlleşmeden evinden, çoluğundan çocuğundan ayrılır mı?
Hiç kimse hakkında kötü düşünüp, gıybet eder mi?
İbadetlerini ihmal eder mi?

Evet, gündemimizde ölüm yok. Üstelik her gün yüzlerce ölüm haberi içerisinde… Ülfet perdesi o kadar kalınlaşmış ki, ancak bir yakın veya tanıdığını kaybettiğinde deliniyor.

Ölüm, tecrübesi yapılamayan tek gerçektir. Zira dönüşü olmayan bir yol. Öldükten sonra geri dönüp anlatacaklarınız yok. Tecrübelerinizi paylaşabileceğiniz bir gerçek değil. Bu yüzden ne şimdi ne de öldüğümüz sırada bunları, yaşadıklarımızı kimselere anlatamayacağımız kadar özel bir olay.

İnsan ömrün sonunda ölümle karşılaşacağını bilmese şimdi yaşadığını da bilemeyecektir. Hayat, ölümün hatırlattığı bir gerçek. Ölüm de hayatın bir gerçeğidir.

Evet, zaman, nefes, rızık her şey bir gün bitecek ve biz öleceğiz. Şu veya bu biçimde, ölüm kapımızı çalacak. Fakat bu gerçekten bizi belki de en çok korkutan Cahit Sıtkı’nın dediği gibi; “Neylersin ölüm herkesin başında. / Uyudun uyanamadın olacak. / Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?”

Ölüm bir çok insanın kaçmak istediği, hatırlamak istemediği bir kavram. Hatta hiç ağza alınmayacak uğursuz bir kelime olarak algılanmakta. Oysa bizim kültürümüzde günlük hayatın tam da ortasında hep diri tutulan bir kültürdür. Zira tarihî eserler, kitabeler, mezarlıklar, mezar taşları v.s. hep ölümle ilgili dersler niteliğindedir.

Ölüm gelmeden evvel ömrün kıymetini bilmeye dönük kitabeler, eskilerin ölüm gündemli yaşadıklarının bir göstergesidir. Günümüzde ise, ölüm günlük hayatın bir parçası olmaktan, her an şahit olunan ve idrak edilen bir hakikat olmaktan çıkarılıp, ülfet perdesine sarılmış veya duyarsızlaştırma operasyonlarıyla gündemlerden uzaklaştırılmıştır. Ölüm döşeği, sekerat ânına eskiden pek çok insan şahit olup dersini alırken, bugün ölümü hastane köşelerine, morglara hapsedip, ölümün derslerini dahi öldürdük.

Gözlerden uzak, gönüllerden ırak olan ölüler, vermesi gereken dersleri veremez olmuştur. Materyalist, esbapperest yaklaşımlar ile ölüm, her an kapıyı çalabilecek bir hakikat olmaktan çıkarılıp, sebepler dairesine indirgenmiş, hastalanmadan, trafik kazası geçirmeden ölmek mümkün değilmiş gibi algılamalar beraberinde ölümün yenilebilecek, önlenebilecek bir düşman olarak algılanmasını netice vermiştir.

Bunun içindir ki, ölümcül bir hastalıktan Cenâb-ı Hakk’ın şifa vermesiyle kurtulan birisi, hastalığı kendisinin yendiğini, hiç pes etmediğini söyleyerek haddi aşmaktadır.

Hatta öyle hadlerini aşmışlardır ki, hastalığı değil, ölümü tedavi etmeye kalkmışlardır.

Hâsılı, Hazret-i Peygamber (asm) ölümle ilgili şöyle buyurmuştur: “Ölümü çok hatırlayın. Bu hatırlamak günahlarınızı giderir ve sizi dünyada zahid yapar. Zenginken ölümü hatırlarsanız, bu sizin hırsınızı yıkar. Fakirken onu hatırlarsanız, yaşayışınızdan hoşnut kılar.”

Evet, Peygamber’in (asm) bu hadisini hayatlarında yaşayanlar, yani lezzetleri acılaştıran ölümü çok zikredenler hem dünya hayatlarında doğru bir ölüm bilinci ile mutlu olmuşlar, hem kul olduklarını bu bilinçle hiç unutmamışlar ve ahiretlerini kazanmışlardır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*