Kıssalarla hayat dersleri

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. Patronuna işten ayrılmak istediğini, artık ailesi ve torunlarıyla zaman geçireceğini söyleyerek müsaade ister.

Patron kabul eder ama, son bir ricada bulunur. Son olarak bir ev daha yaptıktan sonra emekli olmasını rica eder.

Marangoz kabul eder ve işe girişir. Fakat gönlü artık işte olmadığı için, baştan savma işçilik ve kalitesiz malzeme kullanarak evi bitirir.

İşini bitirdiğinde, işveren evi gözden geçirmek için gelir. Evi biraz inceledikten sonra dış kapının anahtarını marangoza uzatarak şöyle der: “Bu ev senin, sana benden hediye.”

Marangoz şoka girer ve çok utanır. Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman o evi böyle baştan savma yapar mıydı hiç?

Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar örersiniz. Zaten hayat âdeta bir “kendin yap” tasarımıdır.

Oturduğunuz evin güzelliği de, çirkinliği de sizin eserinizdir.

EŞEK KUYUYA DÜŞÜNCE

Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer. Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.

En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir.

Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar.

Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar, sonra sesini keser. Bir ara çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.

Bir süre daha komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!

Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü zorluk ile. Kuyudan çıkmanın sırrı, bu zorlukları silkeleyip bir adım yükselmektir.

Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz. Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.

PADİŞAH VE AKIL HOCASI

Padişah da olsa, onu deneme ve denetleme hakkı elbette ki akıl hocasına aittir. Hele bir de bu akıl hocası evliyadan bir zat olursa..

Günün birinde akıl hocası dilenci kılığına girip, çok hırslı olan sultanın karşısına çıkar. Elindeki kabı göstererek, şöyle sorar:

– Şanlı padişahım, sizin gücünüz bu kabı altınla doldurmaya yeter mi?

Padişah hiddetlenerek, kabın altınla doldurulmasını yaverine emreder.

Lâkin, mümkünü yok. Kabın altında sanki görünmez bir kuyu varmış gibi, dökülen altınlar, elmaslar ve her türlü mücevherat kaybolur ve kab hep bomboş görünür.

Padişah, bu gidişle hazinenin boşalacağını düşünerek, olayı durdurur ve hayretle bunun sırrını öğrenmek ister.

Dilenci kılığındaki akıl hocası, kendisini gizleyen kılığından sıyrılıp, işin sırrını şöyle açıklar:

“Bu kab” der, “İnsan hırsından yapılmıştır. Ve hiçbir şey onu dolduramaz. Hırsına mağlûp olan insan, ister senin gibi padişah olsun isterse de bir köylü. Kesesi hiç dolmayan dilenciye benzer. Dünyanın en güzel sarayları, dünyanın en büyük hazineleri onu doyurmaz. Hatta dünyayı da yutsa tok olmaz. Elinde kabıyla dilenir durur.”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*