Küçük alem denilen atom

Herkese Merhaba,

Bu yazıda cisim itibarıyla en küçük, fakat ucsuz-bucaksız bir deryâ ve nihayetsiz hikmet ve ibretlerle dolu büyük bir âlemden bahsedeceğiz.

Bu, bir tek incir çekirdeğinden binlerce defa daha küçük ve ancak Atomik Kuvvet Mikroskop aletiyle görülebilen, ATOM (Zerre) ve atomlardan oluşan elementlerin her biri baş döndüren, aklı hayrette bırakan, çoğu zaman tasavvurun sırlarını ve gizemini çözmekte aciz kaldığı, başlı başına küçültülmüş hikmetli bir âlem ve ucube bir yaratıktan söz ediyoruz.

Atom denilen bu varlık, bütün mevcudatın temel taşı, öz varlığı ve cevherini teşkil eder, oluşturur.

Yeryüzünde, çıplak gözle görülmeyen âtom denilen varlıktan bağımsız hiç bir oluşum ve hareket cereyan etmez.

Allah, Kur’an-Kerim’de, “Bilmeyen takdir edemez.” (Zumer, 67) buyurmak suretiyle takdir etmenin ve takdirkâr olmanın bilgiye ve bilmeye bağlı olduğunu önemle nazara vermiştir.

Bu makalemde cismi en küçük, ama keyfiyeti en büyük âtom’u ve bileşenlerini bilmeye yoğunlaşacağız ve Allah’ın kâinat’a koyduğu İlâhî prensiplerine ne derece, emirber bir nefer gibi uygun hareket ettiğini, itaatkâr davrandığını hep beraber müşahede edeceğiz.

Gelin bu gizemli atom dünyasına bir fikrî seyahatta bulunalım. Bu yolculukta bize refakat edebilir misıniz? Bu atom ve elementlerin dünyasına dalarken, bize ilhâm veren bu gizemli dünyanın bir parçası da siz olun. Bu, gizli atomun dünyaları bize rehberlık etsin, yol göstersin ve Rabbimizi bizlere gösteren bir ayna, bir tecelligah olsun.

Bu seyahattan çok dersler alacağımıza ve hep beraber çok şeyler öğreneceğimize inanıyorum. Bu nasıl bir şeydir ki, hakkında bilimsel çalışmalar yapan ilim adamlarının bilgileri hep yetersiz ve eksik olmuştur. Bazılarının atom hakkındaki bilgileri ise, sonradan yapılan yeni keşifler ve taze bilgiler sayesinde ancak tekâmül edebilmiştir.

Teknolojinin baş döndürücü hızla geliştiği günümüzde bile atom’un hala çözülemeyen gizemli sırları mevcuttur. Muamma yönleri hep var olacağa ve devam edeceğe benziyor.

Atom, bir elementin bütün özelliğini taşıyan en küçük parçasıdır.

Elementin tarifini yapacak olursak:

Aynı cins atomlardan oluşan ve kimyasal yollarla, kendinden daha basit ve farklı maddelere ayrılmayan, saf maddelere verilen isimdir.

Her farklı kimyasal element, farklı atom numarasına sahiptir. Atom numarası ise o atomdaki proton sayısını gösteren sayıdır.

Atomlar, çeşitli bağlarla bir araya gelerek elementleri, elementler bileşikleri ve molekülleri, bunlarda maddeleri oluşturur.

Maddeler ise katı, sıvı ve gaz halinde bulunurlar. Şayet atomlar birbirine yakınsa madde katı halde bulunur. Ortamın etkisiyle (Sıcaklığın veya basıncın artmasiyla) bu atomlar birbirinden uzaklaşırsa o madde sıvı halde bulunur. Aralarındaki bağlar kırılıp birbirlerinden daha da uzaklaşırlarsa madde gaz haline geçer. Örneğin, Su eksi 20 derecede buz halindedir. Yani atomlar arasında sıkı bağlar var ve birbirine yakındır ve katı haldedir. Şayet sıcaklık artarsa bu bağlar kopar ve atomlar birbirinden biraz uzaklaşırsa buz, sıvı hale geçer. Biraz daha ısıtılırsa buhar haline geçer. Yağmurun, karın ve dolunun oluşumu da böyledir. Su molekül halde bulunur. Yani 1 Oksijen atomu ve 2 Hidrojen atomunun birleşimiyle oluşur ve molekül halde bulunur. Yani Su, atomları şeklinde değilde, molekülleri şeklinde bulunur. Bunlara biz tanecik diyoruz. Daha önce de belirtildiği üzere maddeler atomlardan oluşur. (Atomlar, elementleri, elementler de bileşikleri, bileşikler de maddeleri oluşturur.)

Elementlerin hepsi aynı cins atomdan meydana gelirler. Meselâ bu elementlerin başında, (H) hidrojen, (O) Oksijen, Azot, (C) Karbon gelirler. Diğer yandan Ateş, Su, Hava ve Toprak en önemli elementleri teşkil ederler.

Elementlerin öyle gizemli bir dünyası var ki, içine girdikçe kaybolduğunu hissedebiliyor insan. Atomun içindeki bu intizamlı ve düzenli hareketler ve en inceden daha ince hassas muntazam ve ölçülü prensipler, kanunlar bana Güneş sistemini hatırlattı. Güneş sisteminin hareket alanı geniş uzay boşluğu ve sahası iken, atomun görünmeyecek kadar o daracık alanda, o kocaman sistemin yerleştirilmiş olması, daha acaip ve ibret âmizdır.

Bu Allah’ın âzamet ve vahdaniyetine ve sonsuz kudretinin en büyük delili ve bürhanıdır. Buna yekten, bilâ şek ve şüphe imân etmek, akl-ı selim insanın şe’ni ve şiarı olmalıdır.

Atom, temel olarak bir çekirdek ve onun etrafında bulunan elekron bulutundan oluşur. Atom çekirdeği, elekrondan kütlece büyük iki temel parçaciktan; yani PROTON ve NÖTRON’dan oluşmaktadır.

Maddeyi oluşturan atomlar sürekli hareket halindedirler. Atom yapısının içerisinde daha ufak parçacıklar bulunmaktadır. Bunlar; nötron, proton ve elektrondur. Atomun çekirdeğinde proton ve nötron ve elekron ise çekirdeğin etrafinda itme ve çekme hareketleri sonucunda dönmektedirler. Bunların dönmesi halinde meydana gelen itme ve çekme kuvvetleri sayesinde asla birbirleriyle çarpışmamaktadırlar.

Bin bir ismi ile her isminde sonsuz hikmetler bulunan güzeller güzeli Allah, kendi varlığına ve güzelliğine birer ayine suretinde yarattığı her varlığı, kendine lâyık bir tarzda sevmektedir. Onun için hangi varlığı yaratmışsa emsalsiz bir şekilde yaratmıştır. Bu hakikata işaret olarak İmam-ı Gazalî, “Bu kâinatta gördüğümüzden daha güzelini tasavvur etmek mümkün değildir. Çünkü görünen her şey en mükemmeli ve en güzelidir.” demiştir.

Atomdaki çekim kanunundan Güneş sistemine ve Galaksiler arasındaki genel çekime kadar cazibeler ve çekim kuvveti hep İlâhî muhabettin başka şekillerdeki tezahürleridir.

Bediüzzaman, atomlar arasında var olan kimyevi bir aşktan bahseder. Meselâ karbon ile oksijen atomu arasındaki kimyevi aşk sebebiyledir ki, her iki atom birbirine yakın oldukları vakit hemen birleşirler ve KARBONDİOKSİT’e dönüşürler.

Buradaki oluşum, şu hikmetli âyeti hatıra getirdi ki, “Her şeyi çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.” (Zariyat 51/ 49) buyrulmuştur

Anlaşıldığı kadarıyla karbon ve oksijenin ayrı cins ve çiftlerden olmaları hasebiyle, birleşmelerinden, (yani tabir caiz ise çiftleşmelerinden) karbon dioksit meydana gelmiştir.

Nitekim Fenn-i Kimyada bu aşkın, yani kuvvetli alaka ve ilişkiyi oksijen ile karbona vermiş ki; o iki element bir birine yakın olduğu zaman o kanunu ilâhi ile, o iki element (unsur) birleşirler. Fennen sabittir ki; o imtizactan (bileşimden) hararet hasıl olur.

Atom bahsinde unutulmaması gereken ve ibret alınacak diğer bir nokta da şudur.

İçinde yaşadığımız bu atmosfer tabakasında atomlar gaz halinde bulunurlar. Burada ışık (aydınlık), hava, ses, koku ve renklerin iletişimi ve dalgaları cereyan etmektedir.

Her türlü sesin özelliğini ve yapısını bozmadan tamamen fıtratına uygun, bu gaz halindeki atom kütlesini teşkil eden atomlar, bir biri peşi sıra halinde dalga dalga naklederek yayarlar.

Bütün sesler adına çok canlı bir örnek;

Hz.Adem’den şimdiye kadar ve yer yüzünde insan nesli devam ettiği müddetçe her bir insanın sesi, parmak izinde olduğu gibi kendine özgü özellikler taşır. Yani onun sesinin tıpa tıp aynısı yoktur ve bulunamaz.

İşte burada hayret edilmesi gereken husus şudur; atomlar nezdinde bu hassas ayrımı ve seslerin özelliğini korumaları ve muhafaza etmeler nasıl ve hangi şuur ve bilinç ile oluşmaktadır. Diğer yandan her türlü renkteki ışıkların da aynı şekilde, dalga dalga yayılması ve iletişimi oluşmaktadır. Meselâ trafik ışıkları yeşil, kırmızı ve sarı renklerden oluşur. Diyelim ki yeşil yandı, atomlar o rengi neşreder ve dalga dalga yayarlar. Hemen akabinde kırmızı lamba yanınca bu sefer aynı atomlar o rengi neşrederler. Buna benzer diğer bütün renkler, ormanların yeşilliği, masmavi denizler, renga renk gül ve çiçekler hepsi öyledir.

Kokularda da durum farklı değildir. Şimdi düşünün bu atom zerreciklerinin her biri yer yüzündeki bütün dilleri biliyor olmaları, bütün ışıklara ve renklere vakıf olmaları ve bilincinde olmalarını kabul etmemiz gerekir. Çünkü bu ses, ışık, renk, koku ve benzeri unsurları nakledip yayarken aralarında bir antlaşma ve uyum olduğu aşikâre bir sekilde görülmektedir. Şayet böyle bir uyum olmazsa, sesimin bana ait özellikleri ve evsafı zaman zaman bozulması gerekirdi. Herkes kendi açısından buna bakıp bir hassas değerlendirme yapmalıdır.

Ben ne filozof ve ne de kimyagerim. Ancak hissettiğim ve bildiğim kadarıyla, hava unsuru içerisinde bulunan bu atomlar, yukarıda kısmen dile getirdiğimiz ve getiremediklerimiz hayatî görevlerin tümünü bir anda, ama hepsini hakkıyla temyiz ederek ve birbirinden mükemmel bir şekilde ayrıştırarak yaparlar.

Yani bir tek atom, bir anda hem ses, renk, koku, hem de ışık ve benzeri oluşumları yüklenerek bir anda neşreder ve yayarlar. Gözlerimize, burunlarımıza ve kulaklarımıza ulaştırırlar. Doğrusu aklın hayranlıkla değerlendirmesi ve mütalaâ etmesi elzem hadiseler.

İnsanlık tarihinin başından şu ana kadar bu dakik ince intizam hiç aksamadan devam etmektedir. Allah Te’alâ Rahman suresinde, peşi sıra aynı ayetlerde 4 defa Evreni ve içindekilerin hepsini belli ölçülerle, bir mizan ile yarattığını ifade etmektedir. (Rahman 55/7,8,9) Bize düşen buna “Amenna” yani imân ettik diyerek karşılık vermektir.

Bu günkü atom bahsine şu anlamlı âyet ile nihayet vermek istiyorum.

“Allah’ın göklerdeki ve yerdekileri sizin emrinize verdiğini, sizi açık ve gizli bütün nimetler ile donattığını görmediniz mi? İnsanlardan kimisi de bilgisi, yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde, Allah hakkında tartışıp durmaktadır.”(Lokman.31/20)

Bu dünyaya gelen her bir insan, her bir misafir; şu büyük kâinat kitabının müellifini, bu güzel misafirhanenin sahibini ve bu muhteşem memleketin Sultanını tanımamak ve bilmemek ve Ondan gaflette olmak akıl kârı değildir.

Bir daha ki konuda buluşmak umuduyla,

Allah’ın Bâki birliğine emanet olunuz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*