Yarı ay

alt

Kendi ile kendi iç yolculuğuna çıkmak; bin dünya oyuncağı ile oynamaktan iyidir. Oyalanmanın fayda etmediği, durmanın dermansız bıraktığı, hareketsizliğin bitap düşürdüğü demde; yola düşmek, yolda yürümek, yolda ilerlemek, yol olmak; yokluğa erişmenin, varlığın özünü ermenin, hayat hakikatini kavramanın yolu, yönü ve yöntemi değil mi?

Su akar, yıldızlar akar, Kehkeşanlar akar, gün akar, güneş akar, ay akar… İç sular, iç yıldızlar, aylar, günler, güneşler var olmak için akmalı değil mi? İki nehrin birleştiği, iki âlemin buluştuğu, yolların kesiştiği yer; hikmet pınarlarının aktığı, balıkların işaretiyle ledünnî yolculuklara çıkıldığı zaman üstü zamandır. İlk zamandan beri zaman ne zaman durmuş? Zamanı durmuş sanmak, mekânı sabit zannetmek bir nevî ölüm değil mi?

Mekâna çakılı, zamana asılı kalmış Ay ne ışık verir, ne de takvim olur. Takvimsiz ve ışıksız Ay; ölü bir mekân, ölmüş bir zaman değil mi? Aya hep aynı bakışla bakmak, güneşi hep aynı göz ve gözlükle seyretmek, semayı hep aynı pencereden seyretmek, iki günü eşit saymak; tefekkürî tembellik, zihnî durgunluk, kalbî tevakkuf, hissî atalet olmalı. Böyle olunduğunda ileriye gitmek, yeni ışıklar keşfetmek, hikmet güzellikler seyretmek, aklı ve kalbi doyurmak, ruhun hissesini vermek mümkün mü? Dur der nefis, gitme der şeytan.

Yürümek dinlenmektir, akmak canlılıktır, yolculuk şevktir, yenilenmektir, yenilmemektir. Mevsimler akmasa, harfler birbirini takip etmese, su ve suyun üzerindeki ışık huzmeleri anlık değişmese; hangi güzellik kalıcı kalır, hangi varlık devamlılığını sürdürür, hangi ışık var kalır?

İmkândan vücuba giden yolculuk biten bir yolculuk mu? Boyut elbiselerini bırakıp sidrelerin müntehasına ulaşmak için kaç kâinatı geride bırakmalı? Kab-ı kavseyne gidebilene yol açık; gidip de gelen var.

Aynı günde durmak, aynı anda asılı kalmak, aynı mekânda sabitlenmekle nasıl hakikat yolculuğuna çıkılacak, hikmete erişilecek, boyutlar geride bırakılacak, vücuba yaklaşılacak? Çiçek dünkü çiçek değil, güneş dünkü güneş değil, ay dünkü ay değil; düşünceler, hisler, bakışlar, akıl edişler, fark edişler nasıl dünkü gibi olur. Yol da yolcu, yolcu da yolcu…

Harfler harfleri, kelimeler kelimeleri, atomlar atomları, moleküller molekülleri, yıldızlar yıldızları, Kehkeşanlar kehkeşanları kovalıyorken yolcunun dünde durması mümkün mü? Yarı yolla, yarı ayla, yarı güneşle hakikat mi’racına nasıl çıkılacak?

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*