Yüz yüze bakamayacak sözleri söylememeli

Halihazırdaki Mısır Devlet Başkanı Sisi, Suriye Cumhurbaşkanı Esed, BAE’den Prens Zayed, Suudi Arabistan’ın Veliahd Prensi M. bin Selman hakkında, vaktiyle bizimkiler tarafından söylenmedik lâf kalmadı.

Hemen hepsi de aşağılayıcı, hatta normalde yüz yüze bakamayacak türden ağır sözler.

Bugün gelinen duruma bakıp da şaşmamak elde değil. Söylenen bütün o sözler unutulmadı, ama yutuldu. Yutmanın ardından tam tersi bir politika izlenmeye başlandı.

İnsan fikrini söyler; ama, küfür-hakaret etmeden. İnsan fikren zıtlaşır; ama, yüz yüze bakamayacak kadar ağır konuşmaz, konuşmamalı.

Ne yazık ki, burada ima ettiğimiz garabetin, ucûbenin tamamı yaşandı, yaşanıyor.

Bir diğer garabet, geçmişte söylenen en aşağılayıcı sözleri alkışlayan muteber kimselerin, siyasî tarafgirlikle bugün o sözlerin tersine yürütülen işleri de türlü tevillerle benimseyip alkışlamasıdır.

Yâhû, ey ihvânlar! Kirli zeminde yürütülen siyaset mesleğinin aktörlerine yakışan böylesi zıtlıklar size yakışmıyor; dahası, hakikatte bunu sizin kendinize yakıştırmaması lazım.

Esasında, kim hangi fikirde ise, her hal ve şart altında onu yazıp söylemeli. Kim hangi inanç ve itikâdın sahibi ise, yine onu yaşamaya ve yansıtmaya çalışmalı. Tutarlılık, samimiyet, ciddiyet bunu gerektirir.

Böyle yapmayıp, yani kim olduğunu, neye inandığını değil de, adeta kim olmadığını ve neye inanmadığını söyleyip duranın kimliği gibi, kişiliği de şüpheli olup esaslı şekilde sorgulanmayı gerektirir.

Öyle ya, kendini es geçerek veya unutarak hep başkasından söz eden kimse, hep başkasına sataşan, suçlayan, karalayan, aşağılayıp duran kimse, ister istemez şu tarz sorgulamalara hedef olur: İyi de kardeşim, sen kimsin? Neyi savunuyorsun? Kime ve neye hizmet ediyorsun? Hele önce seni bir tanıyalım; duygularını, düşüncelerini, konulara yaklaşım tarzını bir bilelim…

Evet, öyle ama, bütün bunları sonuçta tutarlı olanlarla rahat konuşabilirsin.

Tutarsız ve ciddiyetsiz gidenler, başkasının fikrini hür ve serbestçe dile getirmesine de müsaade etmezler. Hep isterler ki, kendi söyledikleri beğenilsin, alkışlansın, yaymaya çalışılsın.

Oysa, farklı fikirlerin hür zeminde çatışmasına her hal ve şart altında fırsat verilmeli, imkân tanımalı. Buna fırsat verilmediği, yani zıt fikirler serbestçe çatıştırılamadığı takdirde, bu kez insanlar geriliyor ve birbirlerini kırıp dökmeye başlıyor. Gerilimin tırmanması aşamasında, ne yazık ki, silâhlar da kullanılıyor ve daha başka şiddet yöntemlerine de başvurulabiliyor.

Bütün bu menfîliklerin önüne geçmek ve medenî çerçevede diyalogları sürdürebilmek için, hürriyet ve demokrasi nimetinden âzamî derecede istifade etmenin yoluna bakmalı.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*