İngiltere´nin Christchurch tiyatrosu

Yeni Zelanda’da Christchurch şehrinde Cuma namazı ibadetini eda ederken hunharca katledilen masumların geride bıraktıkları ‘yankılar’ devam ediyor. Avusturalyalı katilin okunmasını istediği yetmiş dört sayfalık ‘manifestosundan’ iktibasları yayınlarken Batı medyası, başbakan Jacinda Ardern’nin başörtüsü ve gözyaşları tüm manşetleri kapladı. Cumhurbaşkanımızın her tülü hadise ve değeri siyasi polemiklerine malzeme yapmasıyla, haklı olarak Yeni Zelanda itiraz etti ve başbakan yardımcısı Winston Peters, soluğu İstanbul’da aldı. Fakat bizim tiryakileşmiş siyasal İslam üslûbumuz, söz vermesine rağmen Konya meydanındaki ekranlara, Al- Nur mescidindeki katliamın karelerini seçim konuşmasında maalesef yine de kullandı.

Hem gazetelere ve hem de sosyal medyaya yansımış, birçoğundan haberdar olduğunuz şeyleri bu yazımızda elbette tekrarlamayacağız. Bu katliam meselesi ile ‘Yeni Zelenda hükümetinin veya büyük Britanya’nın’ ortaya koyduğu müsbet hareket, sağduyu ve demokratik insani yaklaşımın örttüğü bir başka tabloyu tasvir etmeye çalışacağım. Tüm dünya kamuoyuna; ne kadar insani, hürriyetperver, dinlere saygılı ve insan hayatına değer veren bir devlet olduğunu, en yüksek düzeyde dünyaya gösterme fırsatı bulan İngiltere’nin hakiki yüzünü ve günümüzdeki savaş ve uluslararası terördeki rolünü unutanlar için şu yazıyı yazıyoruz. Yeni Zelenda’daki şu güzel resimlerin kanlı geçmişe bakan gözlerimizi kapatmasıyla, yüzlerce zulüm ve cinayetteki dahlini de unutturacağını ve farkına varmadan mazlumları ümitsizliğe sevk edeceği endişesi, bizi mecbur ediyor şu satırlara…

Yalnızca gençlerimizin ve orta yaşlılarımızın da hatırlayabilecekleri dehşetli olayların hemen hemen tümünde, İngiltere’nin varlığını unutarak Yeni Zelenda’daki büyük parkta devlet idarecilerinin katılımıyla dünya TV’lerinin yayınladıkları elli bin kişilik merasime takılanlar hem insanlığa hem demokrasiye ve hem de milyonlarca masuma karşı mahcup olacaklardır.

Global emperyalizmin 1991’den sonra eşkıya gibi, başta Irak ve Balkanlar olmak üzere küçük nedenlerle katliamlara ABD bayrağı altında giriştiği günden zamanımıza; İngiltere silahlarıyla ve hatta askerlerinin ateşiyle hunharca öldürülen milyonları Jacinda’nın masum başörtüsü asla kapatamayacaktır.

Henry Kissinger ’in komutasındaki Neoconların yakıp yıktıkları Afganistan’ın evlerindeki masumların feryadı hala devam ederken ve Yemen, İngilizlerin taarruzları ile yerle bir olurken; Bayan May’in direktifiyle oynanan oyunların kamuoyuna perde çekmesine asla izin vermemeliyiz. Yalnız Afganistan’da değil; Amerika ve Fransa ile ortaklaşa kurdukları AFRİCOM komutasındaki terörle perişan olan Mali, Niger, Nijerya ve Kamerun’daki masumlara ne diyeceksiniz?  Boko Haram ve Işıd’ın efendileri arasında yer alan İngiltere’nin camideki terörü lanetlemesi elbette güzel bir şey… gel gör ki; Boko Haram’ın bir tek baskınıyla üç yüz masum öldürülüyor. İngilizlerin destekledikleri Eş-şebab ve El- Kaide’nin cinayetlerini bu sayfaya almıyoruz. İnsanı üzen ciheti ise, şu anlattıklarımız onların medyası ile öyle ülfetleştirildi ki; Musul, Bağdat ve Basra’da katledilen milyonları, tıpkı Christchurch ’dekiler gibi günümüzde olmuş değil de geçmiş zamanlarda meydana gelmiş hadiseler türünde kamuoylarına telakki ettirildi.

Peki hakikat neydi? Bütün savaşlarda, terör organizelerinde, sömürülerde ve siyasi şantajlarda ABD ‘deki askeri ve diğer resmî kurumları kullanan gücün hemen arkasında, İngiltere’nin geldiğini adeta bize unutturmak istiyorlar.

İngiltere’nin başta Türkiye ve İslam dünyasına yaptığı kötülükler yalnızca savaşlarla da sınırlı kalmamış. Türk demokrasisinin 12 Eylül 1980’lerde akamete uğratılmasında ve ülkemizin kaos ve krizler mengenesinde otuz sekiz seneyi aşkındır inlemesinde İngiltere siyasetinin rolünü ülkemizde kaç kişi düşünüyor bugün? Neoliberal ekonomistlerin iktisadını, ahlakını ve siyasetini tarumar ettiği Türkiye’mizdeki Londra’nın rolünü göz ardı edenler farkına varmadan ülkemize ihanet ediyorlar.

Birleşik Krallık görümü altında arkasına başta Kanada olmak üzere; Avusturalya Yeni Zelenda ve Yeni Gine gibi onlarca coğrafyalarının halklarının kuvvetini de alarak dünyayı ‘yeni bir formatta’ sömürmeye kalkışan Büyük Britanya’nın karşısına AB yasaları çıkınca da, bu defa Avrupa Birliğini bitirme yoluna girdiler. Ekonomide Euro ve siyasette Schengen ile giriştikleri mücadelede bildiğiniz üzere Brexit çukuruna yuvarlanan İngiltere, Yeni Zelenda fırsatını en güzel şekilde değerlendirmeye çalışıyor. Yeni Zelanda yetkililerinin insanî yaklaşım ve davranışlarını tebrik ederken, bu küçücük adadaki tek resimle, İngiltere’nin işlemekte olduğu yüzlerce katliam ve cinayeti perdelemeye çalışanlara, birkaç sözümüz var.

İngiltere, tarihindeki bunca zulüm ve emperyalizmi affettirmek istiyorsa, bugünden itibaren “şeffaflaşmaya” başlayarak, dünyanın dört bir yanına eşkıya vazifesiyle konuşlandırdığı askerlerini adaya çekmek zorundadır.

Sonra da AB’ ye sıkıntı çıkarmadan, müktesebatına uyarak ve dünya barışına destek olacak şekilde, bu yeni vazifesini benimsemiş biçimde dünya demokrasisine yardımcı olmalıdır.

Başta Kanada olmak üzere; kraliyet zinciriyle kendisine bağladığı devletçiklere, tam bağımsızlık vererek, o coğrafyalardaki haksız egemenlik rolünü sonlandırırsa, ancak “hakiki demokrasiden” bahsedebilir.

Ve en önemli diğer bir nokta ise;” İslâm Coğrafyasındaki hücrelerini “kapatıp desise ve entrikalarına son vererek, günümüze değin işlediği bunca zulüm, soygun ve ihtilâllerden dolayı da Müslümanlardan özür dileyecek. Yukarda çok kısaca değindiğimiz noktaları nazara almayan bir “Birleşil Krallığın” Yeni Zelanda’daki “uslu ve güzel çocuk” tiyatrosuyla gizlemeye çalıştığı parçalayıcı, kanlı, şeytanî görünümlü ve entrikacı yüzünü sergilemeye, yeni teknoloji ile “mazlum milletler” devam edeceklerdir.

image_pdfimage_print

2 Yorum

  1. Büyük Biritanyanin bu yüzünün aciga cikarilmasi lazimdi. Güzel olmus, tebrik ediyorum.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*