12 Eylül partilerini (ANAP ile AKP) millet iradesiyle seçmedi

Bir ülkede hâkim güç muhalefetini de oluşturuyorsa, o ülkede demokrasi yoktur denilir. Çünkü muhalefet hürriyet ve demokrasinin “olmazsa olmaz” şartıdır. 12 Eylül ihtilâlinden başlayarak günümüze kadar yapacağımız dikkatli bir tahkik, Türkiye’mizde muhalefet şartlarına asla müsaade edilmediğini gösterecektir.

Elbette unutturulmaya çalışılan uzun bir hikâyeden bahsediyoruz. Nakşi olarak lanse edilen Dünya Bankası elemanı Neoliberal Özal’dan bahsediyoruz. İhtilâlden önce yetmiş sente muhtaç olan ülkeyi, ihtilâlden sonra vitrini ithal mallarla dolu hale getiren Turgut Özal’dan… Hiç kimse sormadı… Ne gelen paraları ve ne de onun eliyle global sermayeye aktarılan Türk Milletinin alın terini bazı dindar cemaatlerimizin de şefaatleriyle hiç kimse soramadı. Yüzde iki yüzlere varan enflasyonlar, boşaltılan bankalar, satılan milli servet ve milletini vicdansız Avrupa kâfirleriyle, münafık Asya zalimlerine soyduranları o dönemde kimsecikler soramadı. Sormaya kalkışıldığında önce Özal’ı çektiler sahneden ve sonra da sormak isteyen demokratları hazırladıkları barajda boğdular… O meşum ihtilâlin Türkiye demokrasisinin ölüm fermanı olduğunu, demokratlar da gecikmeli anladılar.

Demirel gibi siyasi bir dehanın mücadelede yetersiz kaldığı gücün, global sivil dinsiz kapitalist Marksist olduğunu buradan 1980 lere baktığımızda anlayabiliyoruz. Bediüzzaman’ın, ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam düsturunu Türk Milletine aktarmamıza fırsat vermeyen demokrasi düşmanları, işlerini rahat yürütebilmek için hem iktidarı ve hem de muhalefeti birlikte dizayn ediyorlardı. Millete muhalefet imkânı verilmemişse, sermaye ile fikir hürriyetinin boğazı sıkılmış ve milletin dinamikleri itibarsızlaştırılmış ise; millet reyleriyle ANAP’ı iktidara getirdi diyenler yanlış konuşuyorlardır, demektir.

İhtilal ürünü bir partinin yirmi küsur senedir oynadığı demokrasi tiyatrosunun, ANAP’ın devamı olduğunu ilim adamları söylüyorlar. Netice olarak bir 12 Eylül partisi olan AKP’nin “Milli İradeden” kopuk olduğunu da yine araştırmalar ortaya koyuyor. Milletin meseleyi anlamasına ve toparlanmasına imkân vermemek üzere bütün muhalefet kulelerine Neoliberalleri yerleştiren hâkim nizam, bu ülkede muhalefete hiç ama hiç müsaade etmedi. İstikrar dediler, tek parti dönemindeki CHP’yi sahnelediler, dini ve mukaddesatı köklerine kullandılar, dizilerle fevkalade yanlış ve aldatıcı bir millet kavramı oluşturdular, Troskistleri, Kemalistleri ve Türk ırkçılarını kendilerine siper edinerek milletin değerlerine ve servetine saldırdılar… Para dertleri hiç olmadı. Körfezden geliyor, Katar’dan geliyor ve Londra ile de anlaştık diyerek hiçbir zaman mali sıkıntı çekmediler. Türk Milletinin temel servetinden, alın terinden ve nafakasından keserek dinsiz küreselcilere aktarılan sermayenin; ülke bütçesinin on mislisi kadar olduğunu iktisatçılar hesaplıyorlar. Milleti cehalet projesiyle perişan eden bu ihtilal artıklarının halkın arasına soktukları nifak ve nihayet bir lokma ekmeye muhtaç ettiği sefalet; Türkiye’mizde bir muhalefete izin verilmediğinin ispatı sayılmaz mı? İşte buna binaen diyoruz ki; Türk milleti kendi iradesiyle Kemalist ilkeleri benimsemediği gibi; Kemalizm’i diriltmek üzere gerçekleştirildiği ilân edilen 12 Eylül Partileri olan ANAP ve AKP’ye de asla rıza göstermedi. O meş’um ihtilal ne kadar meşru ve helal ise; 12 Eylül partilerinin iktidarları da o kadar meşru ve helal sayılabilinirler. Zira ihtilâlin millete rağmen koyduğu anayasa ve kanunlarla amel etmiyorlarsa, sözümüzü geri çekelim.

AKP kurmayları, zaman zaman milletin önüne çıkıp; yirmi küsur senede şu kadar seçimleri kazandıklarını halkın gözlerinin içine baka baka söylüyorlar. Fakat biliyorlar ki; Eski Sovyetler ’de de, Komünist Çin’de de ve demokrasi karşıtlarının dizayn ettikleri Arap Baas rejimlerinde de seçim sandığı vardı. Millet bilmecburiye rey verirdi. Ve hâkim cereyanın istediklerini seçerlerdi. 12 Eylül Partilerinin durumu azıcık farklı olabilir. Çünkü bu milletin “NEOLİBERALİZMİN” mahiyetini öğrenmeye mani oldular. Hürriyet perdesi arkasında küreselcilerin imkânlarıyla, keyfi kanunlarla, fikir hürriyetini havuzlarda boğarak ve muhalefet yapmaya çalışanlara küreselci çeteleri musallat ederek elde edilen iktidarlar, milletin iktidarları olur mu, hiç…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*