Kuşak buluşmasının neresindeyiz?

HABBE & KUBBE

Jenerasyon farklılıklarında ayrı dönemlerde yaşayanların birbirlerini anlamaları önemlidir. Gençlik insan hayatına sunulmuş “uzun gölgeli bir yaz” ise ihtiyarlık, gençlerce dinlenilesi bir hasret hikâyesidir, çoğu zaman anlatılamayan… Çünkü bu iki kuşağın dilleri farklı, kültürleri farklı, çevreleri farklıdır. Oysa birbirlerinin dillerini öğrenseler, neler anlatırlardı yekdiğerlerine neler… Yapmak isteyip yapamadıklarını, hayal edip kelimelere dökemediklerini, af dilemenin tadını, anlayışın, hoşgörünün, kalplerinin en kırık yerlerini onardığını… Bu serzenişler farklı kuşakların seslenişidir. Biri kuzey paralelinden diğeri ekvator çizgisinden birbirlerine bakarlarsa da aynı dünyayı paylaşırlar. O yüzden empatik yaklaşımlar salık verilir pedagoglarca. Oysa “empati”nin detaylara nüfuz edemediği de tecrübelerce bilinen bir gerçektir artık.

Temelde iş birliği amacı taşıyan, üretkenlik ve mutluluk adına sebepleri olan “empati”, duygusal bağlamda bir “içselleştirme” metodudur aslında. Maksadı karşıdakinin ne tepki vereceğini bilip, ona göre davranış geliştirmektir. Oysa “empati” bunu bir nebze ancak sağlayabilir. “Çocuğu olan çocuklaşsın” ibaresinden anladığımız “Genci olan gençleşsin” tavsiye-i Nebevisi, sadece empati midir acaba… Empatik eğilimler hissidir. Saman alevi gibidir. Empati, karşıdakinin yerine kendisini koyup onun bakış açısıyla bakmak ise, yaş kemalde birinin kendini genç gibi hissetmesi hakikaten zordur. Çünkü “his iklimini” geride bırakmış yetişkinlerde nokta-i mihrak daima “muhakeme” olacaktır. “Farklı paraleller” dediğimiz teşbih bu noktada ortaya gelmektedir. Paradoks çözümlenemediğinde literatüre geçmiş olan“ Jenerasyon Çatışması” yaşanması elbette kaçınılmaz. İşte gençleri rahatsız eden “Büyüde gel” veya “Ben senin yaşındayken” yaklaşımları böylece ortaya çıkıyor, maalesef. Oysa dönemlerle ilgili akla dayalı bilgi kaynaklarını, eğitimine rehber edinen ebeveynler, kuşak çatışmasını fazla yaşamadan çocuklarıyla müsbet ilişkiler içersinde atlatıp gitmişlerdir bu yıllarını. Aklın gıdası olan ilmin, muhakeme ile el ele verip kuşak girdaplarını tardettiği bir vakıadır. Akıl yolu, ebeveyni gençlik döneminin fizyolojisine götürür. O psikoloji ile gencin ne istediğini ilmi olarak tespit edebilir. Metot geliştirir, çareler üretir ve teenni ile hareket eder. Bu şuuri hal, empati gibi hissi bir tahmin değil, bilakis ayne’l yakin tespitleri olan anlayışa dayalı bir yaklaşımdır.

Bundan birkaç on yıl öncesi, jenerasyon dönemleri 20-30 yıl olarak tarif edilse de teknolojinin yeni harikaları sebebi ile artık 5-10 sene bu farklılaşma için yeterli sayılabiliyor. “ O senin zamanındaydı” diyerek kendi dönemini geçerli kabul eden gençler mütedahil daireler gibi aile veya ahbap- akraba çevremizi kuşatmış durumdalar. Duygusal empatik yakınlaşmaları dışlamamakla birlikte jenerasyon muhalefeti yaşadığımız kardeş, evlat ve yakınlarımızla eğitim-iletişim problemlerimizi yadırgamadan, onların dönemlerini öğrenmeye (anlamaya demiyorum) çalışmalıyız. Ne kıyasıya tenkidin, ne de çaresizce kabullenişin uzun soluklu “işbirliği” için yeterli olmayacağı kanaatindeyim…

Jenerasyon farklılığı yaşamanın olumsuz olduğunu düşünmeyenlerdenim. “Her yeni gün… herkese yeni bir alemin kapısı” ise, “herkesin, her günde şu alemden mahsus bir alemi var” ise, yeni ve farklı bakışlar birbirimize orijinal güzellikler sunabilir. İçinde bulunduğumuz dönemin ülfetini, yanı başımızdaki gencin alternatif dünyası, heyecanlarla, hayretlerle şenlendireceği gibi, biz de ona, ihtiyaç duyduğu saatlerde sallanan bir beşik, yüzme sonrası durulanma veya açık denizlerden, sakin limana dönüş duyguları yaşatabiliriz. Yeter ki kendi halini esas kabul etmesin insan. Birbirini canlı (live) izlemeye devam etsin ve farklı ırkların Kur’ani tavsiyede birbirini tanıyıp, kaynaşmaları gibi, yekdiğerini öğrenmeye, çözmeye çalışsın… Hem zaten bütün yaratılanlar ve insanlar birbirimize “mektup” değil miyiz? Ana-oğul, baba-kız, abi-kardeş, mektup içinde mektup… Her mektup aynı zamanda birer dilekçedir. Yazanın dilekleri vardır satır aralarında. Harf harf, kelime kelime tarifler… Açık veya gizli. Okuyan onları çözmeli ve tanımalı, mukabil cevabını lisan ı hal veya kal ile yazmalı söylemeli. Bütün bu okumalar “Bir babanın evladına bırakabileceği en güzel hediye, güzel bir terbiyedir.” çerçevesinde ele alınmalı.

Ne var ki daima işleyerek ışıldayacak “sadaka i cariye” olan gençlerimizle bu manada meşgul olmamıza mânialar, her hayırlı işten daha ziyade karşımıza çirkefçe duracaklar ve cennetimiz olan yavrularımıza, sıla i rahimimiz olan kardeşlerimize ulaşmamıza engel olacaklardır. Öyle ya, okuyup, okutma ciddi bir konsantre gerektirir. Bilgilenme, meşgul olma, bi’l kast, bi’l irade, yönelme gerektirir. Sosyal medya ve (na)akıllı elektronik müfsit aletlerle manipülasyona da öyle açık bir hale giriftar olmuşuz ki; iblise ibretlik ders olma durumuna gelmişiz, desek abartmış olmayız. Bu aşamada “Ahirete ciddi çalışmak” kabilinden, samimi bir durum tespiti bizi silkeler diye düşünüyorum… Hedef ve gaye belirlemek için kendine zaman ayırmak, zihnen probleme ve çaresine odaklanarak sağlam niyetlerle başlamak ve bu hali belirli aralıklarla tekrarlamak, okumalarımızla ve duamızla destekleyip, aile efradıyla da omuz omuza vermek inşallah “demir sebat kararı” kılmamıza vesile olacaktır ümidindeyim.

Bütün kuvvetini Hakk’ta bilenler için engeller şevke mazot teşkil etmekten maada bir işe yaramazlar. Nasıl ki meyl’ür rahat “ cellad-ı sehhar”dır, nasıl ki sevgililer engelsiz kavuşurlar ise, aldıkları lezzet azalır. Öyle de çevremizle olan sevgi, ilgi, bilgi ve Rıza -i İlahi odaklı iletişimimize mani olabilecek bütün tümbekler, hızımızı arttırmamıza vesile olurlar. “Hiçbir şey evladımla akli ve kalbi bağımın kopmasına mani olamayacak.” diye kilitlenen bir anne için jenerasyon farklılığı yaşamak karşılaşacağı en basit atlama taşıdır. Yeter ki cüz’i ihtiyarisini sarf etsin, yeter ki bahane üretmesin, değil mi…

Eğitimci / Araştırmacı Yazar
YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

1 Comment

  1. İlginç bir konu ve de çok ilginç bir yaklaşım… Zorlu bir eşiği atlamak isteyenlerin ellerinden tutuyor, bu yazı… Edebi, sade ve mesaj yüklü… Ta Bizim Aile’den aşina olduğum bu üslubu yeniden okuma fırsatı verdiğinizden teşekkür ve tebrikler, sevgili Nuray…

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*