Nur Talebeleri / Güneşin Renkleri…

alt

Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?

Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı tarihçe takip eder. Daha sonra Üstad kendisi talebelerine Tarihçe-i Hayat’ı yazdırır.

Bu ve buna benzer eserlerin ortak hedefi Risâle-i Nur’u ve Üstadı tanıtmak, nazarları Nurlara çevirmekti muhakkak. Bu gelenek 1970’li yıllarda da devam eder. Yetmez; bu eserlerin bazılarının televizyonlarda reklâmı yapılır. Bu yıllardan itibaren yayınlanan eserlerden çok istifade ettik ve inanıyoruz ki bir çok insanın da Risâle-i Nur’u tanıması bu yayınların vesilesiyle olmuştur. 1970’li yıllara kadar yayınlanan bu tür eserler ehil kimseler tarafından inceleniyor, varsa yanlışlıklar veya eksiklikler gideriliyordu. Ancak bu tür eserlerin çok fazla artması ve artık kontrolün neredeyse imkânsız hâle gelmesi ile birlikte iyi veya kötü niyetle bazı yanlış bilgiler, hurafevârî hadiseler, Risâle-i Nur’un ruhuna uygun olmayan fikirler bu yayınlara karışıyor veya karıştırılıyor. Bu sebeple istifade edeceğimiz kitapları araştırıp ona göre okumamız gerekmektedir.

 
Uzun yıllardır kitapla meşgulüz; ister istemez okumak, satmak, istifade etmek için bu kitapları inceliyoruz ve inanıyoruz ki bu konuda en güvenilir kitaplar Yeni Asya Neşriyat’ın imzasını taşıyanlar. Hususan son yıllarda bu neşriyat arasında yayınlanan Nur Talebelerinin hayat ve hatıratlarıyla ilgili kitaplar, bu konuda güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bu eserlerde, Üstadın meslek ve meşrebine uygun; nazarları Risâle-i Nur’a çeviren, ağabeylerin hizmet tarzına dair kısa, öz ve en yeni bilgiler var.

Bu yazımızda “Nur Talebeleri / Güneşin Renkleri” kitabından kısa ve öz olarak bahsetmek istedik. Bahsetmeyi görev bildik belki de.

Nur Talebeleri / Güneşin Renkleri kitabını elime aldığım ilk andan itibaren bırakamadım desem çok harc-ı âlem bir cümle mi olacak, bilemiyorum. Bıraktırmadı demek belki de daha doğru bir yüklem olurdu cümlenin sonunda. Okudukça heyecanım arttı; heyecanım arttıkça daha çok okudum, daha çok tanıdım ağabeylerimi. Oysa tanıdığım insanlardı hayatlarından, hizmetlerinden, kişilerinden, uhuvvetlerinden, ihlâslarından kesitler sunulan ya da ben yeterince tanıdığımı zannediyordum o zamana kadar. Baskı tarihi Kasım 2010’du bu nadide eserin. İslâm Yaşar’ı telefonla tebrik ettim; önce heyecanımı, şevkimi, coşkumu paylaştım birkaç defa. Bir kısım ağabey ve kardeşlerime, telefonla veya yüz yüze yaptığımız hasbihallerde tekrar tekrar tavsiye ettim. Bu heyecanla bitirdim 423 sayfalık kitabı, her satırının altını çizerek ve elifi elifine hatmederek. Bitirdikten kısa bir süre sonra tekrar okudum; daha çok sevdim. Böyle bir eseri bu kadar iştahla ve iştiyakla bekleyenin sadece kendim olmadığını anladım. Yüzden fazla kitabı ağabey ve kardeşlerimin desteğiyle kısa sürede satmam bunun apaçık deliliydi.

Nur Talebeleri / Güneşin Renkleri… Okuyan herkesten keşkeler işittim, neden daha önce okumadıklarına dair. Ramazan’ın son haftası Barla’ya gidecektim; hazırlık olsun diye çok büyük bir kısmını tekrar okudum. Onların diyarına gidiyorduk ne de olsa. Eli boş gidilemeyeceğinden belki.

“Nur Talebeleri / Güneşin Renkleri kitabını okuyunca ne anladın ki bu kadar çırpınıyorsun?” dediğiniz çınlıyor kulaklarımda? Bu kitaptan;
– Dâvâmın ne kadar büyük olduğunu ve bana nasıl bir emanet bırakıldığını anladım.
– Isparta’yı, hususan Barla’yı daha çok sevdim.
– Nur Talebeleri kitabındaki kahraman ağabeylerimi daha çok sevdim. Onları tanıyarak birlikte olmanın bedelini ödemek istedim bir nebze de olsa ve hizmetteki yerimi belirledim.
– Onların yerine kendimi koyarak, nefis muhasebemi yaparak, sorumluluğumun verdiği ıztırapla zaman zaman gözyaşı döktüm.
– Lâhikalar’a bakış açım değişti. Nur Talebeleri / Güneşin Renkleri’nden aldığım şevkle tekrar okudum. İsimler farklıydı belki, ama her bir lâhika bana mı yazılmıştı ne?

Bundan sonra Nur Talebeleri / Güneşin Renkleri kitabı herkese tavsiye edeceğim örnek kitaplardan olacaktır. Nacizane tavsiye listemde, meslek ve meşrebimize yön veren Hizmet Rehberi, Uhuvvet Risâlesi, İhlâs Risâlesi ve yine bizim yayınlarımız içerisindeki Nur Talebelerinin hayat ve hatıralarını anlattıkları kitaplar da var elbette.
Somali’de, dünyanın muhtelif yerlerinde din kardeşlerimiz, masum insanlar açlık ve zulümler altında inlemektedir. Bu kardeşlerimize yardımcı olmak hepimizin boyun borcu elbette, ancak bir hususu da nazara vermek istiyorum: İnsanlarımızın, sivil toplum kuruluşlarımızın çalışmaları takdire şayan muhakkak, ancak bu konuda yapılan çalışmaların hemen hemen tamamı o kardeşlerimizi maddî musîbetlerden kurtarmak için yapılmaktadır. Peygamber Efendimizin (asm) “Yaralanarak, veba hastalığından, yıkık altında kalarak, yırtıcı hayvanların yemesiyle, boğularak, yanarak ölenler şehittir. Her dinden ölen çocuklar direkt cennete gider.” hadis meâlinden de anlaşıldığı üzere maddî musîbetlerden gelen ölümlerin ise, manevî yoksunluk içinde gelen ölümler kadar âdemoğullarını hasarete sürüklemediği aşikârdır.

Cemiyetimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın ve Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın maddî yaraları sarmakta gösterdiği gayretin daha fazlasını manevî yaraları sarmada göstermesini ne çok arzu ederdik. Üstadımız Risâle-i Nur Külliyatı’nın birçok yerinde dar dairedeki hizmetlerin daha ehemmiyetli olduğunun ısrarla üzerinde durmaktadır. Kuşkusuz o dairelerin ilki de maneviyatın mahalli olan kalp dairesidir. Yine Üstad, insanların imanını kurtarma hizmetiyle ilgilenmeyi, 2. Dünya Savaşı gibi bir olayla ilgilenmeye tercih etmektedir. Talebelerini bu konuda ısrarla teşvik etmektedir. Bu hususta bize verdiği vazife: Nurları okumak, yaşamak, yaymak, kendi ve Müslüman kardeşlerinin imanının kurtulması için çalışmaktır.

Elhamdüllilah bunca baskı ve nifak hareketlerine rağmen Allah (cc) en güzel hizmetleri bize lütfetti. Bu lütufların verilmesinde Nur ağabey ve kardeşlerimizin ihlâsla çalışmalarının çok büyük payı var elbette, ancak bu kadar imkânla bu kadar sayımızla bugün yapabileceğimiz çok daha fazla hizmetler var. Mes’uliyetimiz çok fazla, zira imkânlarımız çok fazla. Onun için “Nur Talebeleri / Güneşin Renkleri” kitabını okuyup, nefis muhasebemizi yapabiliriz. Öyle ya onlar hangi şartlar altında (açlık çok, eziyet çok, sürgün çok, zindan çok.. Bu da yetmiyormuş gibi, kâğıt yok, matbaa yok, kitap yok, radyo yok, televizyon yok, internet yok, telefon yok, doğru düzgün ulaşım vasıtası yok) omuzlamışlardı bu hizmeti… Neticede bizim elimizde olanlar onların elinde ya hiç yoktu ya da yok denecek kadar yetersizdi. Buna rağmen yaptıkları hizmet ortada.

Memleketimizde ve dünyada bizim ve din kardeşlerimizin imanı çok büyük bir tehlike altında can çekişiyor. İmanlar çok çeşitli tuzaklarla tahrip edilmek isteniyor; maalesef ediliyor da. İmânî tehlike yönünden belki de Somali’den daha vahim bir haldeyiz. Allah korusun bir kimsenin imansız ölmesi, Somali’deki çocuğun aç, ama masum ölmesinden daha vahim. Öyle ya öldüğünde o çocukların sorgusuz sualsiz sonsuz saadet diyarına alınacağını müjdeliyor Fahr-ı Kâinat ve Sebeb-i Halk-ı Küll-i Mevcudat (a.s.m). Ya imansız ölenler! Onların hâli nice olacak Ya Rab. Bu imanlar belki de bizim gayretimizle korunacak ve O’nun (c.c) inayetiyle kurtulacaktır. Peygamber Efendimiz’in (a.s.m) “Sizin vasıtanızla bir kimsenin imana gelmesi, sizin için sahralar dolusu kırmızı koyunu sadaka vermekten daha hayırlıdır” dediği hadisten neyi anlamak gerek acaba? Ya Üstad’ımızın “Risâle-i Nurlara ekmekten, sudan ziyade ihtiyaç var” demesinden?

‘Ekmekten, sudan ziyade ihtiyacı’ olanlar kimler peki? Benim, sizin, Müslümanın, Müslüman olmayanın herkesin ve hatta her şeyin… Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, Son Şahitler ve bunlar gibi Nurlardan süzülen birçok yazının Yeni Asya Gazetesi’nde yayınlandığı tarihlerde cemaatimizdeki şevk ve heyecanı hatırlıyorum; bir sonraki günü dört gözle beklediğimi biliyorum…

Sarf-ı kelâm ziyan-ı kalem etmeden, yazımı okuyunca, daha önce okumadıysanız “Nur Talebeleri / Güneşin Renkleri”ni okuyunuz, okutunuz. Bu kitabı anlatmak için neden bu kadar çırpındığıma hak vereceksiniz.

Duâ ricası ile…

Benimle heyecanını paylaşmak isteyen ağabey ve kardeşlerime: (0532) 471 53 52.

NOT: “Okumak istiyorum, ama imkânım yok” diyenler için bu kitap hediye olarak gönderilir.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*