Nurculukta Yeni Döneme Doğru – 6

YENİ DÖNEM NURCULUĞU; YENİ KİMLİKLER ÜZERİNDE İNŞAA EDİLECEK

Yeni kelimesinin sicilini bozdular. Aslı temiz olduğu halde, “güzelin düşmanları” onu mütemadiyen kirletiyorlar. Kelimelerimiz kirletiliyor diye, atacak değiliz ya….

“Yeniden” kastımız fıtrattır. Orijinal yapılardır. Gözlerini sanayi ile açan yeni neslin kullandığı “fabrika ayarlarıdır.” Hiçbir makinanın, yıllarca işledikten sonra ilk fabrika ayarlarına dönmeyeceğini bile bile bu kelimeyi kullanırız. Hiçbir güzel dönem, Asr-ı Saadete ulaşabilir mi… Fakat oradaki ölçülere uyarak oraya yaklaşabildiği nisbette güzeldir. İşte bizim de “yeniden kastımız” budur.

Neden yeni kimlikler, sorusunun cevabı hepimiz biliyoruz. Zira dünyamız ve içindekiler başta olmak üzere her şey teceddütte olduğundan yeni diyoruz. Dünkü kimliklerimize, değerlerimize, geleneklerimize ve milli hasletlerimize hücum ederek yağmalayan insanlığın ve İslâmın düşmanları, Kur’an tezgâhının her sabah yeniden, bizim için yep yeni kimlikler dokuduğunu bilmiyor. Asr-ı Saadet öncesindeki vahşet ve karanlığı aydınlatan Kur’an ve onun pratiği olan hadisten yola çıkmadı mı Üstadımız… Osmanlı’nın gurubundaki karanlıklara ve zulmetli istibdatlara, bu tezgâhtan düne kadar cemiyetin taşıdığı kimlikleri işlemedi mi… Bugünün dünden farkı yok… Tezgâhın sahibi tezgâhını işlettiriyor.  Yüz milyonlarca insana ulaşan Kur’an tefsiri Risale-i Nur’la yeniden ortaya çıkaramayacağımız kimlik mi var…

Kimlik çok önemli. Kimliksiz olmaz. Kimlik hem bizim mahiyetimizi ve hem de karşımızdakilerin mahiyetlerini ortaya koyar. Kimliğin Allah’ın HAKÎM isminden kaynak bulduğunu, inşallah bu makalenin sonunda daha iyi anlayacağız. Asrımız, nursuz felsefenin dehasıyla her şeyi sorgulamaya kalkıştığı bir zamandır. Kendiliğinden ortaya çıkmamış, Batı’nın bu sorgulaması… Skolastiğin karanlıklı dehlizlerinde, vahşice  avare avare dolaşırken eski Avrupa’nın çocukları; Kur’an’ın, Kurtuba ve Palermo üzerinden kıtayı ışıtan nurlarıyla tanışmışlar ve insanlıklarının mahiyetlerini sorgulamaya başlamışlar… Ta ki buradaki Endülüs Güneş’i gurup edene kadar… Kur’an’la faaliyete geçen zihinler, İslam’dan uzaklaştıkça bu çocuklar, bilginin açtığı aralıktan enaniyete yakalanarak dehaya dönderilmişler… Işığın kaynağını inkâr ile ihanete kadar gidenlerin; Marks’ın, Woltaire’nin veya Freud’un yuvarlandıkları çukurları zirve zannetmeleri de; hem bu milenyumun, hem bu kıtanın ve hem de insanlığın en büyük musibeti olarak tarihe geçti. Konumuz Materyalizmin kimlik yolculuğundaki sapkınlarını anlatmak değildi. Fakat, Avrupa’nın mahiyetini, dinsizlik felsefesinin vartalarını, semavi dinlere bayrak açmış kıtalar arası ahlâksızların amaçlarını ve nihayet tahripten zevk alan ve zamanımızda insanlığın kılcal damarlarına kadar yayılan global cereyanların hangi hedeflere saldırdıklarını bilemeyen Kur’an Hadimleri, zamanımızın insaniyet Cephesinde çok da başarılı olamayacaklardır.

Said Nursi başta olmak üzere, bir asra yakındır İslam Mücahit ve Düşünürlerinin Kur’an tezgâhında imal ettikleri kimliklere; global dinsizlik cereyanlarından destek alarak hücum eden “nifak cereyanın” en büyük korkusu, Müslümanların ve bilhassa Nurcuların kimlikleriyle meydana getirdikleri efkâr-ı amme idi. Onlardan hem mücadele  metodunun inceliklerini ve hem de manevi kuvvet alan Müslüman Türk halkının toptan Kur’an’a  bağlanıp  insanlığın  temel değerlerini sahiplenmeleri, işlerini zora sokuyordu. İşte; Avrupa ve Amerika’daki tüm yoldaşlarının kuvvetini arkasına alarak bizde 12 Eylül cinayetini işlemeleri ve akabinde, yaklaşık kırk senedir bin bir entrika ile bu süreci devam ettirerek birkaç kuşağın kimliksiz yetişmelerine sebep olmalarının arkasındaki dehşetli amacı bilemeyenler, halâ o ihtilâlin yerli alet ve tetikçilerine rahmet okumaya devam ediyorlar.

Esasında, maddenin en küçük parçasını laboratuvarlarında ve tabiattaki en küçük prensibi mekteplerinde tüm incelikleriyle ele alarak, Müslümanlara galebe çaldıklarını iddia eden Avrupa Medeniyetinin globalleştiği bir zamanda, kimlik meselesi zerreden güneşlere kadar her şeyi ilgilendirir duruma geldi. Semavi dinlerle ve bilhassa Tevhid ile mücadele etmeye kalkışan materyalizmin insanlığı yığın ve sürü olarak telakki etmesi, sağdan-soldan gasp ettiği teknoloji ile tüm kimliklere müdahaleye kalkışması ve neticede fıtratı bozmaya yönelmeleri; insandan galaksilere, bireysel düşünceden küresel fikir hareketlerine, dünün unutulmaya yüz tutmuş kültür parçacıklarından, inşaa olunmakta olan yarının cihanşümul insaniyet projelerine kadar her yerde kimlik, en önemli unsurlar arasına girdi.

Bir önceki yazımızın sonunda ifade ettiğimiz gibi, yeniden bismillah diyoruz. Risale-i Nur’un Kur’an’dan derlediği program çerçevesinde her şeyi yeniden tanımlıyor, her hareketi yeniden sorguluyor ve hadiseleri yeniden Kur’an adesesinden yorumluyoruz… Elbette Risale-i Nur ile… Madem ki, dünyanın en ileri üniversitelerinin laboratuvarlarında global dinsizlik cereyanları bize karşı “yeni metodlar” geliştiriyorlar. Mübalağa ettiğimizi iddia edenleri mahcup edecek delillerin varlığından bahs ediyoruz. Chicago, Jale, Oxford, Cambridge, Princeton, İmperial College, Stanford ve Frankfurt gibi üniversitelerde Allah’ın nasıl inkâr edileceği, semavi dinlerin ahlâk anlayışlarının nasıl yok edileceği, milletlerin milli hasletlerinin multi-kulti veya global kültür ile nasıl berhava edileceği ve daha doğrusu insanlığın temel değerlerinin nasıl değiştirileceği; ders, deney, araştırma ve tatbikatlarının yapılıp yapılmadığını; elimizin altındaki internetten de öğrenebiliriz. Yani, bin yıllık milli kimliklerimizi tahrip için harekete geçen cereyanların mahiyetlerini bilemeyenler, bir sene zarfında her talebesini zamanın önemli bir alimi mertebesine çıkaran Risale-i Nur’un kıymetini elbette bilemez.

Bediüzzaman bu bahsi birçok eserinde yazmış. Yalnızca Batı’daki Kör Deha’nın veya Nursuz felsefenin Kur’an karşısındaki perişanlık ve çaresizliğini değil, Doğu felsefesinin akla güvendiği noktalardaki mağlubiyetlerini de yazmış. Bu kadar doğru, mücerrep, kendisinden emin ve her türlü ihtiyaca cevap veren kaynakların sahiplerinde “yeniden kimlik” oluşturmak, zor olmasa gerek… Burada dikkat edilecek hususun; çevremizdeki sihirbazların, tamtamcıların, magazincilerin ve hipnozcuların torlarına yakalanmadan direk Risale-i Nur’a dalmak ve misyonumuzun farkında olarak yaşamak olduğunu biliyoruz.

Burada tarihi bir ayrıntıyı vermeden geçemeyeceğiz. 1970 lerin başından bu yana, Risale-i Nur’dan uzak duran “siyasetli dini cemaatlerin” hem dışarıdan ve hem de Kemalistlerden destek görmelerinin hikmetini merak ediyordum.  12 Eylül felaketinden sonra anlaşıldı ki; global İslâm düşmanları kendi açılarından, nurlardan habersiz olanların cemiyetin önüne geçmelerini istiyorlar. Bu zamanın dinsizliğiyle nasıl mücadele edileceğini bilemeyen bu Müslümanlar, metottaki hatalarıyla da dolaylı olarak düşmana yardımcı olacaklardı. Onların hem siyasette, hem medyada, hem bürokraside ve hem de efkâr-ı ammede parlatılarak nurculara tercih edilmelerinin asıl sebebi bu imiş. Onların beş veya on senede bir sebep oldukları dâhilî felaketten sonra; “eyvah! Yine yanlış yaptık.” Demelerinden de anlıyoruz ki, maalesef dışardan destek gördüler ve görüyorlar. Bizim bir vazifemiz de müsbet hareket, muhabbet, tebliğ ve izahlarla; cemiyetin göremediği sahne arkasındaki bu bağları imha etmek olmalı, değil mi….

Risale-i Nurları bilmeyenler, zamanımızın fen ve felsefesiyle mücehhez dinsizlikle nasıl baş edebilirler ki… Said Nursi’nin mazhar olduğu “Hâkim” isminin her canlı, cansız varlıkta, insanda, insan hareketinde ve sosyal hayattaki yansımalarını bilemeyen, Avrupa’dan hücum eden dinsiz deha ile mücadele edebilir mi… İşte 11 Eylül ve neticeleri… İşte Arap Baharı… İşte İHVAN’ın siyasal İslam yoluna sapan kısmının başına gelen felâket ve nihayet Müslümanların Türkiye’deki aktüel manzarası…  Sorgulamayan, teslimiyetçi, iktidarı hedeflemiş, kuvvet ile başarabileceğini zanneden ve daha doğrusu kimliklerinin yazıları ve renkleri kaybolmuş Müslümanlarımızın Risale-i Nurları okumamaları ve nurculara kulak vermemeleri, musibetleri genelleştiriyor ve dağıtıyor. İslâm’a ve Kur’an’a göre yeni tanımlara, sorgulamalara ve kimliklere olan ihtiyacımızı gelecek yazıda devam ettirtelim…

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

7 Yorum

  1. Selamünaleyküm devamını ailece heyecanla bekliyoruz. Sizin yazınızın başlığını başlangıca dönüş… Şeklinde de yorumlayabiliriz….

  2. Üzerinde dikkatlice durulması gereken nazik noktaları nurculuk tarihi içinde anlatmışsınız. Sosyologlara ve tarihçilere faydalı bir makale olmuş.

  3. Kimlik meselesinin tüm Türkiye’mizin aşması gereken bir önemli sorunu olduğuna inanıyorum. Konuyu güzel yerden yakalamış ve yorumlamışsınız. Tebrik ediyorum

  4. “”Burada dikkat edilecek hususun; çevremizdeki sihirbazların, tamtamcıların, magazincilerin ve hipnozcuların torlarına yakalanmadan direk Risale-i Nur’a dalmak ve misyonumuzun farkında olarak yaşamak olduğunu biliyoruz.”””işte Risale-i Nur farkı. Durumu tespit etmek ve çareyi de arkasından belirtmek. Allah razı olsun Şükrü abi.Dinsizlik dalgaları her defasında daha büyük geliyor ama bizim Risale-i nurdan aldığımız dersler Kur’an kaynaklı olunca hiç bir felsefe onun nuruna yetisemiyor. Elhamdülillah

  5. Sükrü hocam yeni kelimeleden kastin ne.
    Türkceyi iyi bilenler zaten Risalei nuru anlarlar
    Cahil cühedalar ise zaten kitap okumuyor. Biraz zorlasinlar risalei nuru oldugu gibi okusunlar göreceklerdir ki daha güzel
    Selamlar

  6. Yeniden maksadın esas değerlere yönelme olduğunu düşünüyorum. Belki de buna tecdid çerçevesinden bakmak gerekiyor.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*