Aileye uzanan eller

Cemiyetin temel taşı olan ailenin ciddî tehlikelerle karşı karşıya olduğunu söyleyerek, herkesin bildiği bir gerçeği tekrarlamış olduğumuzun farkındayız. Ancak ihtiyaç ortaya çıktığı ve tehlike de artarak devam ettiği için bu doğruları tekrarlamaktan zarar gelmez. Velev ki seksen defa tekrar edilsin…

Gerek Türkiye’yi idare edenler, gerekse şahıs olarak hepimizin yaptığı en büyük yanlış; bu noktadaki tehlikenin büyüklüğünü görmeyişimizdir. Hemen hepimiz, ya akrabalarımızın ya da bir tanıdığımızın yuvasının ya yıkıldığını ya da yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu görmüş ya da duymuşuzdur. Peki hepimizi sarsması gereken bu tehdit ve tehlike karşısında biz ne yapıyoruz? “Her şey yolunda” tavrını sürdürebilir miyiz?

Geçmiş yıllarda kurulan yuvaların daha az yıkıldığını yine hepimiz biliriz. Son yıllarda ‘genç’ler evlenip yuva kurmadan, nişanlılık süresinde birbirlerinden ayrılmaya başladı! Boşanmaların ve aile içi sıkıntıların bu derece artması ‘temel’deki yangına işaret etmiyor mu? Nasıl olur da “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” tavrını sürdürebiliriz? Nasıl olur da bu yaşananları ‘normal’ karşılar ya da çare arayışına girmeyiz? Nasıl olur da bu konular Türkiye’yi idare edenlerin gündemini meşgul etmez? Nasıl olur da bu konular ‘benzin zammı’ kadar medyanın gündemine gelmez? Nasıl olur?

Elbette, dünyaya nizâmât vereceğimizi iddia etmiyoruz. Fakat şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu sıkıntıların da hâl çaresi vardır. Uygulayıp uygulamamak kişilere kalmış, ama ailede yaşanan sıkıntıların çözüm yolu da Kur’ân’a ve sünnet-i seniyyeye uygun hareket etmekle mümkündür. Burada mesele, “Sen ne kadar uygun hareket ediyorsun, ben ne kadar uygun hareket ediyorum?” meselesi değildir. Prensip olarak kim İslâmın çizdiği daireye uygun hareket ederse o ailesini muhafaza edebilir. Kim ki bunlara uygun hareket etmez, şahıslardan bağımsız olarak sıkıntılarla boğuşur…

Ha, bu kolay mıdır? Elbette değildir ama başka çare de yoktur. Bu noktada hiç kimse kendisini ‘garanti’de göremez. Kendimizi ve ailemizi bu felâketlerden koruyabilmek için samimi bir şekilde fiilî ve kavlî duâya sığınmak durumundayız.

Ailelerin parçalanmasına sebep olan yanlışlardan biri de ‘medeniyet’in dayattığı çalışma hayatıdır. Kadınların çalışmamasını, evinde olması ve çocuk büyütmesini ‘ayıp’ gören ve gösteren anlayış; sonu felâketlere sebep olan neticeler doğuruyor. Geçmişte yapılan, ama bugün de yapılsa benzer neticelerin çıkacağını tahmin ettiğimiz bir araştırmaya göre, “Karşı cinsten iş arkadaşları, evliliklerin en büyük düşmanı”ymış.

7 yıl süren ve 1.500 işyerinde çalışan 37.000 çalışanı kapsayan araştırmanın sonuçları Wall Street Journal gazetesinde yayımlanmış. Araştırmaya göre, işyerinde karşı cinsten çok sayıda kişi bulunması, evliliklerin yüzde 70 oranında bozulmasına yol açıyor. Aynı cinsten insanların birarada çalıştığı işyerlerindeyse benzeri duruma rastlanmadı. (AA, 14 Kasım 2003)

Wall Street Journal gazetesinde yayınlanan bu araştırmaya bakarak ve ‘çağdaş’ları kızdıracağını da bilerek şöyle diyebiliriz: Karma eğitime de, karma işyerine de hayır!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*