”Burası senin babanın çiftliği değildir”

Malumunuz!..

Mondros Mütarekesi ile İngilizler İstanbul’u işgal ederler.

Üstad Hutuvat-ı Sitte adlı eseri ile bu işgale karşı büyük bir mücadele verir.

Nihayetinde;

İstanbul’u ikinci kez fetheder.

İngilizlerin elinden kurtarır.

Akabinde ise;

1922 yılında Ankara’ya gider.

Bakar ki İngilizler, “gayr-i meşru çocuklarını” Ankara’nın göbeğine yerleştirmiş.

Bu sefer de;

Onlarla mücadele etmeye başlar.

Gazi Meclisin efratlarını imana, İslam’a, Kuran’a ve bu milletin kutsal değerlerine sahip çıkmaya davet eder.

Bu davete ilk icabet etmesi gereken M. Kemal olması gerekir değil mi?

Heyhat!..

En sert tepki ondan gelir.

Üstadla M. Kemal arasındaki o büyük bir tartışma…

Hem de Mecliste kalabalık bir topluluk önünde…

Bunun en açık göstergesi

Üstad ise M. Kemal’in sert tavrına karşı daha sert bir şekilde cevap verir, Paşa ise özür dileyip geri çekilir.

Bu olayın mahiyeti herkesçe malum.

Fakat;

Burada çok da gündeme gelemeyen bir mesele var.

O da şu:

M. Kemal Mecliste, “Hoca burası meclis bu namaz da ne iş” derken…

Üstad ona çok ilginç bir itirazda bulunuyor.

”Evet, burası Milletin Meclisidir, senin babanın çiftliği değildir.”

Bu bilgi Badıllı Ağabeyin kitabında geçmekte.

Ve bu söz son derece önemli.

Bir devri tanımlamak açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir söz aynı zamanda.

Zira;

O zamanlar M. Kemal koca meclisi ve milletin değerlerini kendi şahsi mülkü gibi görmeye başlamış.

Sonrasında ise bu çok açık ve net gözüküyor:

Çiftlikler, vekilleri karpuz seçer gibi seçmesi, orduyu kendi ordusu gibi görmesi, devletin diğer kurumlarını da yine babasının çiftliği gibi kullanmaya kalkması…

Sonunda öyle bir noktaya geliyor ki:

“Adeta ben varsam varsınız, yoksam yoksunuz” gibi bir bataklığa saplanılması.

Peki sonuç:

Kırklı yıllarda yaşanan açlık, kıtlık ve sefalet.

“Geldi İsmet, kesildi kısmet” sözü ile sembolleşen karanlık yıllar.

Ve daha nice perişanlık halleri, tarihi kayıtlara geçmiş.

Akıllı adama fazla söz söylemek israf olur.

Evet değerli Dostlar!..

Öyle ki:

Bir idareci, bir makama gelen kişi o kurumu “babasının çiftliği gibi” kullanamaya devam ederse, o kuruma en büyük zararı yine o kişinin bu kötü ve menhus zihniyeti vermektedir.

İşte günümüzde yaşadığımız durum:

Ak Parti lideri de aynı yoldan gitti.

M. Kemal ne yaptı ise taklit etti.

Partisini ve devleti adeta “babasının çiftliğine” çevirdi.

İşte bakınız:

Devlet bürokrasisine tamamen hakimler.

Bütçeyi ise istedikleri gibi harcıyorlar, kimseye de hesap vermiyorlar.

128 milyar dolar bir anda buharlaştı gitti, kim hesabını sorabildi?

Kimse…

Bütün bunların sebebi ne?

Elbette ki “devleti babalarının çiftliği” gibi görmeleri.

Netice;

Bu günkü yaşadığımız sefillik ve krizler…

Gariban milletin iliklerine kadar hissettiği ekonomik ve sosyal çöküntüler.

Ne yazık ki bu bir hastalık hali.

Ve yine ne yazık ki büyük ölçekten küçük ölçeğe kadar bir çok yerde görülebiliyor.

Siz adamı alıp bir kurumun başına koyuyorsunuz.

İstiyorsunuz ve bekliyorsunuz ki, o adam o kuruma hizmet etsin, o kurumu ileri doğru götürsün.

Ama bakıyorsunuz, o yetenek fukarası adam bir yerden sonra kendi hasis menfaatine çalışmaya başlıyor.

O kurumu babasının çiftliği gibi kullanmaya kalkıyor.

Kendisi yetmiyor,

Bir de yandaşlarına, yalakalarına o kurumun imkanlarını peşkeş çekiyor.

İşte bunlar o kuruma en büyük zararı verenlerdir.

Ve bunlara aynen Üstadın dediği gibi denmeli:

“Hey efendi!.. Burası senin babanın çiftliği değil”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*