Dini pencere yönünden: GDO

GDO’lu gıdaları dini vecihten değerlendirebilmek için bazı ayetleri hatırlamak yerinde olacaktır. Rabbimizin nimetlerini yad etmek hem nerede hata yapıldığını ve hem de çözümün nasıl olacağını gösterecektir. Kısa kısa bazı ayet meallerini şöyle nazara verebiliriz:

Tohumlar!

“Söyleyin bana, ekip durduğunuz tohumu siz mi yerden bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?”1 ayetleri tohumu yaratarak rızık yapanın Rabbimiz olduğunu hatırlatır. Kudret noktasında hiç olduğumuza da ayrıca vurgu yapılır. Tohumun genetiğiyle oynamak bir yana, tüm bunları düşünmek bile kul olarak haddimizi bilmeyi ihtar eder.

Pişmanlık!

“Dileseydik, elbette onu bir çerçöp yapardık, siz de şaşar kalır, verdiğiniz emeğe pişman olurdunuz.”2 Küçücük tohumları en bilgili uzmanlar bile birbirinden ayıramaz. Küçük bir odun parçası görünümünde olan bu tohumların bazıları neşvünema olamaz. Çürür. Bazıları da yetişerek meyvelerinden, sebzelerinden faydalanırız. Hepsini çöpe çevirecek kudrete sahip olan Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Ayetin sonundaki pişmanlık özellikle hakkıyla bu hakikati düşünemeyen ve GDO’lu tohumları yayanlara kinaye olsa gerektir.

“Temiz!” ve “Helal!”

“Temiz ve helal olanları yiyin.”3 “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin, temiz/helal olanlarından yiyin, bu hususta azgınlık etmeyin.”4 “Allah’ın size temiz ve helal olarak verdiği rızıklardan yiyin.”5

Görüldüğü üzere her temiz helal değildir. Her helal de temiz değildir. Bu iki şartın sağlandığı gıdalar tüketilmelidir. Temizlik kavramını sadece fiziksel kirlilik olarak değil kimyasal ve biyolojik olarak da ele almamız gerekir. Bu manada tarımda kullanılan pestisitlerin ve genetiğiyle oynanmış tohumların temizliği üzerinde düşünmemiz gerekmez mi? Gıda katkı maddelerinin kullanımı günden güne arttığından helal boyutunu çok daha fazla hassasiyet göstermemiz gerektiği anlaşılıyor. Prof. Dr. Faruk Beşer’in “Helal gıda yemek için verilen çabalar, nafile ibadetlerden çok çok daha sevaptır.” ifadesi gıda konusunda teyakkuzda olmanın önemine dikkat çeker.

Ashab-ı Kehf!

Temiz ve helal gıdanın önemi hususunda Kehf ehli bizler için ibret vesikasıdır. Hatırlanacağı üzere Ashab-ı Kehf, mağaradaki uzun uykularından sonra uyandıklarında, kendi aralarından birini yiyecek alması için şehre gönderirler. Ancak göndermeden önce, gidecek olan arkadaşlarına, “Bak hangisi daha temizse, o yiyecekten al getir.”6 derler. Ashab-ı Kehf’in hangi şartlarda o mağaraya sığındıklarını bilenler için, burada ifade edilen ‘temiz’ son derece manidardır. Ölümle burun buruna oldukları halde, ‘Acıktık, git ne bulursan al gel.’ veya ‘Yiyecek bir şeyler bul gel.’ demiyorlar. Burada biz Müslümanlara gayet açık bir mesaj verilmektedir. Bir Mü’min hangi şart ve şeraitte olursa olsun, yiyeceği şeyi seçmeli, temiz ve helal olanını almalıdır.

Şeytan’ın adımları!

“Pis ve haram olan şeyleri yiyip içmede şeytan ve benzerlerinin adımlarını izlemeyin…”7 Amacımız karın doyurmak ve anı kurtarmak olmamalı. Hesap gününü düşünen Müslümanların çok net kırmızı çizgileri olmalı. Bizim rol modelimiz Efendimiz’dir. (asm) Batıyı, medyayı, modern söylem ile trendleri takibin sonu hüsrandır. Bugün pis kavramının dar bir fiziksel kirlilikten ibaret olmadığı aşikardır. Gıdada haramı da içki ve domuz eti olarak düşünmek dar bir perspektife sebep olur. İlaçlar, hormonlar, gıda katkı maddeleri, GDO’lu tohumları, pestisitleri konuya dahil etmemiz gerekir. Aksi halde; “Allah’ın emrine uygun yaşayın/aykırı davranmaktan sakının.”8 “De ki: Kötü/pis şeyin çokluğu/bolluğu senin tuhafına gitse bile, pisle temiz (haram ile helal) bir olmaz. Bunun için, ey akıl sahipleri!(Dinin temiz saydığı şeyleri seçin) Allah’tan çekinip, emrine uygun yaşayın/aykırı davranmaktan sakının ki kurtuluşa eresiniz.”9 gibi ayetlerin emrine muhalif bir duruma düşmekten kurtulamayız.

Nesli mahvetmek!

“Nimeti ve nesli mahvetmeye çalışmayın. Allah fesadı ve bozgunculuğu sevmez…”10 GDO’lu tohum kullanmak nimeti de nesli de mahveder. Doğal olduğunda şifa olan nimetin onlarca hastalığa nasıl davetiye çıkardığını dizi boyunca gördük. Bu tohumla üretimi yapılan gıdalar fayda sağlamak bir yana onlarca zarara sebep olur. Bu zararlardan biri de kısırlıktır. Nesli mahvetmenin bir manası da bu olsa gerektir. Ayrıca sağlığı bozarak kendi hayatını da mahvetmesi bir başka mana olarak öne çıkıyor.

Nimeti değiştirmek!

“Allah’ın nimetini kim değiştirirse, şüphesiz Allah’ın cezası pek şiddetlidir.”11 Değiştirmeyi burada tahrif olarak anlamak yerinde olacaktır. Yaşadığımız zaman diliminde karşılaşılan en önemli sorunlardan birinin de ‘tahrif’ olduğu açıktır. “Allah’ın nimeti” kavramını geniş ele almamız gerekir. Fahruddin er Razi birçok nimeti kapsadığını belirterek fıtratı değiştirmeye kalkmanın, ‘nimetin gazap ile değiştirilmesi’ olduğunu kabul eder. Kurtubi’nin12 bütün insanları ve Allah’ın bütün nimetlerini içine aldığı haliyle tefsir etmesi manidardır. “Sizin başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız (yaptıklarınız) yüzündendir.”13 ayeti de ‘tahrif’ ederek kendi kazdığımız kuyuya düştüğümüzü hatırlatması yönünden ibretliktir.

Bilerek tahrif etmek!

“Onu iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlar.”14 Bu ve benzeri ayetlerden, günümüzdeki biyoteknolojinin, canlı organizmalara ait yapının birçok ayrıntısına vakıf hale geldiği noktada, neden transgenik teknolojisini kullanmaya devam ettikleri anlaşılır. Bile bile tahrif edenlerin Siyonistler olduğunu Hadis-i şeriften öğreniyoruz: “Eğer Beni İsrail olmasa idi, yemek bozulmayacak, et de kokmayacaktı…”15Neden hemen bu eylemlerinin cezalandırılmadığı akla gelebilir. Cevabı Kur’an da şöyle geçiyor: “Eğer Allah, insanları kazandıkları –günahlar ve yapıp ettikleri-yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allah onları belirlenmiş bir vakte kadar geciktirir. Vakitleri gelince de Allah muhakkak ki kullarının görücü ve gereğini yapıcıdır”16

Şeytan’ın emirleri!

“ O şeytan ki; Allah ona lanet etti. O şeytan de şöyle dedi: ‘Elbette senin kullarından belirli bir pay ve intikam alacağım… Allah’ın yarattığı tabii şekil ve hallerini değiştirmelerini emredeceğim ve onlar da bunu yapacaklar.”17 Demek ki, Allah’ın yarattığı tabii yapıyı bozanlara bu telkini veren şeytandır. Bunu yapanlar da şeytani bir emrin uygulayıcısı, işbirlikçisi ve ortak eylemcileridir. DNA ile oynayıp doğalı, fıtratı yani yaratılışı bozmak, şeytani bir eylemdir. Buna rıza göstermek ehl-i vicdana yakışmaz. Şeytan, Hz. Adem’e (as) yasak meyveden yedirerek ‘mutlak tatminsizliği’ tattırmıştır. Bu tecrübe ise; ibret alabilenlere, yasakları çiğneyerek elde edilen maddi, bireysel tatminin insanlığa fayda getirmeyeceğini öğretmiştir.

Düşünelim mi?

Tüm bu ayet mealleri ışığında GDO’lu gıdaların kulluğumuza olan etkilerini de düşünmemiz gerekir. Her tükettiğimiz GDO’lu gıdanın gen haritamızı etkileyerek hücre, kan ve dokularımızı oluşturduğu üzerinde duralım. Bütün vücudumuzu dolaşan kan sistemimizin, sağlımıza olan etkileri kadar düşünce sistemimizi ve maneviyatımızı da tahrip edeceği aşikardır. Lezzet üzerinden tuzağa düşürülerek düşünce dünyamızın ele geçirilmesine izin vermek ister miyiz? Bu tür gıdalarla beslenen insanlar aslında zihin kontrolünü sağlamak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmüş olmuyorlar mı?

Domuz, yılan ya da maymun geni karıştırılmış yapay ve sanal bir gıda ile beslenmek abdestimizi, namazımızı veya dualarımızın makbuliyetini menfii etkilemez mi? “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz/helal olanlarından yiyin”18 vahyinin muhatabı olan ve helal gıdalarla beslenme zorunluluğuna sahip Müslümanların, “Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerin hiçbir duası kabul edilmez”19 hadisi üzerine dikkatlice düşünmesi gerekmez mi?

Dualarımız neden kabul edilmiyor?

“Saçı başı dağınık, toz-toprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: ‘Ey Rabbim, ey Rabbim’ diye dua eden bir yolcuyu zikredip, dedi ki: ‘Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve haramla beslenmektedir. Peki, böyle bir kimsenin duasına nasıl icabet edilir?”20 hadis-i şerifi, bir kez daha göstermektedir ki insanları şekillendiren fikren, ruhen ve fiziken inşa eden yiyip içtikleridir. Peki, mideye giren gıdalar ibadetlerin kabulüne veya reddine sebep oluyorsa böyle bir konuda kılı kırk yaran bir hassasiyete sahip olmamız gerekmez mi?

“Haramdan bir lokma yiyen kimsenin, kırk gece namazı kabul olunmaz.”21 “Haramdan oluşan et için, ateş her şeyden daha evladır”22 “İbadet on parçadan müteşekkildir. Bu on parçanın dokuzu, helal rızkın aranmasındadır.”23

Bütün bu hadisler, helal kazanmanın, helal tüketmenin/harcamanın da, helalin bir cüz’ü olduğunu gösterir. Günümüz Müslümanları, ne yazık ki ‘helal’ kavramını ‘helal kazanca,’ ‘helal gıda’ kavramını ise Müslüman birinin hayvanları besmele ile kesmesine indirgemişlerdir. Bu dar bakış açısı yukarıdaki hadislerde ifade edilen tehlikelerden bizi korur mu? Vicdanımız ne fetva veriyor?

Bir mideye haram girdi mi artık orada rahmet ve fazilet kalmaz. Haram ile beslenen bir neslin feyiz damarları kurur. Rahmet kapıları kapanır. Bu sebeple Efendimiz’in (asm) yüksek terbiyesinde yetişen ashabı kiram önlerine bir tabak yemek konduğu zaman, yemeğin cinsinden önce hangi yoldan nasıl elde edildiği, nasıl bir maddeye ait olduğu üzerinde durup, bunlara dikkat ederlerdi. Bu hassasiyeti hayat prensibi haline getiren sahabe efendilerimizden ne kadar uzaklaştığımızı düşünmemiz gerekmez mi?

İslam Mutfağı!

“Kamil manada Müslüman olmak ya da Müslüman kalmak için İslam mutfağından beslenilmesi şarttır. Başka bir ifade ile, gayrimüslim bir mutfaktan beslenerek Müslüman kalmak zordur, kendi kendini aldatmaktır. İslam mutfağında haram yiyecekler ve haramla elde edilmiş gıdalara yer yoktur.”(Ahmet Kalkan, Kavramlar Tefsiri, Helal Haram maddesi) ifadeleri aslında gıda konusunda kimin rehberliğine uyduğumuzu sorgulatıyor. Helal-Haram mevzusunda batıyı taklit ederek helal dairesinde kalmak imkansızdır.

Şüpheliler ne olacak?

Haram ve helal noktasında ‘şüpheli’ sınıfında yer alan gıdalara karşı nasıl bir tavır takınmak gerekir? Aşağıdaki hadisler bu noktada bize rehberlik ediyor:

“Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında –haram veya helal olduğu- şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah’ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa, cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir.”24 “Şüphelileri bırak, şüphesiz olana bak.”25 İmam Gazali ise, “Apaçık helal olduğundan şüphe etmediğin şeylere sarıl; helalliği bu derece açık olmayanı bırak” diyor.

Midemiz!

Maddi ve manevi kanserin sebebinin mide olduğunu söyleyebiliriz. (Bu arada mide kanserinde Japonya’yı bile geride bırakarak dünya birincisi olduğumuzu hatırlatmış olalım) Tefekkürde derinlik boş mideyle ya da mideye hakkı kadar muamele edilmesiyle mümkün. Hazzın frenlenmesi elzemdir. İnsan ana rahminde, kendisi için hazırlanmış gıdalarla beslenir. Ana rahminden dünyaya hicret ettiğinde ise midesine girecek gıdaları hazmetmeye mecburdur. Bu hicretten sonra, onun beden ve ruhunun yapısını, midesine layık gördüğü gıdalar belirleyecektir.

Farklı türler (bitki-bitki, hayvan-hayvan, bitki-hayvan) arasındaki genetik transfer ve sonuçlarına yaşanmış bir vakıa üzerinden anlama çalışalım. “Bir gün Hz. Peygamber’e (asm) bir ‘katır’ hediye edilmişti. Hz. Ali (ra): Ben kendisine, ‘Eşeklerle atları çiftleştirsek de bunun gibi katırlar elde etsek olmaz mı?’ dedim. ‘Bunu, İslam’ın bu konudaki hükmünü bilmeyenler yapar’ buyurdular”26 Bu hadis bize GDO’ya Efendimiz’in (asm) nasıl baktığını göstermez mi?

Çarşı, cami, okul…

Prof. Dr. Nazif GÜRDOĞAN: “Sezai Karakoç: ‘Kültürsüz ekonomi, ekonomisiz kültür olmaz.’ der. Gerçekten Müslüman toplumlarda, peygamber şehri Medine’nin odak noktasında olduğu gibi üç ana kurum vardır: çarşı, cami ve okul. Suffa, Müslümanların ilk üniversitesidir. Çarşısız cami, camisiz çarşı olmaz. Çarşısız bir caminin gücü ve etkinliği olmaz. Camisiz bir çarşının da değeri, ahlakı, etiği, kuralları, ilkeleri olmaz. O yüzden Müslüman toplumlar üç ayaklı bir masa gibi düşünülebilir. Bir ayağını çarşı oluşturur, bir ayağını cami oluşturur, bir ayağını da okul oluşturur. “Çarşısız cami, camisiz çarşı olmadığı gibi okulsuz her ikisi de olmaz.” diyerek bağımsız gibi görünen kurumların aslında birbiriyle ne kadar ilgili olduğunu ortaya koyar. Her çekildiğimiz alanın menfii emelleri olanlar tarafından doldurulacağını rahatlıkla ifade edebiliriz.

Medine Pazarı!

Aldanmamak ve aldatmamak için “Medine Pazarı”nı hatırlamalı ve ders çıkarmalıyız. Efendimiz’in (asm) Medine’ye hicretinden sonra ilk işlerinden biri, Medine Pazarı’nı kurmak olmuştur. Bugünün dünyasında olduğu gibi Medine’de de pazara müşrik ve Yahudiler hakimdi. Efendimiz (asm) Medine’deki pazarları gezer ve bu pazarların Müslümanların pazar alanı olamayacağı kanaatine varır. Akabinde, ehli küfrün ‘aldatmaya dayalı ticari sistemini ortadan kaldırmak ve insanlığa örnek olacak Müslüman tüccarlar yetiştirmek’ için Medine Pazarı’nı kurar.

Medine Pazarı’nın ana amacı, Müslümanları üretimde, ticarette ve tüketimde kafirlere benzemekten korumak ve kendi ilkelerini insanlığa vazetmektir. Hz. Peygamber (asm) -hilenin haram ve ahiret sorumluluğa neden olduğunu- bildirmiş ve ana ilke olarak “…Bizi aldatan bizden değildir.”27 buyurmuştur.

Görüldüğü üzere İslam, tüketicinin inanç ve sağlık konularında korunması için gerekli tüm önlemleri almış; haram, sağlıksız(çürük ve bozuk) malı satmayı, nitelikli ürünün niteliksiz ürünlerle karıştırılmasını yasaklamıştır. Dahası Efendimiz (asm) aldatanların ‘Müslüman olmadığını’ ifade ederek; tüketiciyi kamil bir manada korurken, üretici ve satıcının yapacağı hilenin dinine yani ebedi hayatına mal olacağını ortaya koyar.

Gıda imtihanımız!

Rabbimiz gıdayı bir imtihan vesilesi kılmıştır. İlk insan Hz. Adem’in (as) ilk imtihanı yasak meyve’den olmuştur. Hz. Musa’nın (as) kavmine Cennet’ten her gün taze nimetler gönderildiği halde, onlar, “Hayır biz soğan, sarımsak ve mercimek istiyoruz”28 diye isyan etmiş ve imtihanı kaybetmişlerdi. Hz. İsa’dan (as) havarileri mucize olarak gökten indirilen bir sofra istemişlerdi. “Hani havariler de, “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?”29 Efendimiz’in (asm) gıda ve suyla ilgili onlarca mucizesi mevcuttur. Talut ordusuyla birlikte hareket ettiğinde ırmakla imtihan edilmiş ve çoğu imtihanı kaybetmiştir. Talut, ordusuyla birlikte ayrıldığında dedi ki: “Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tatmazsa bendendir. Küçük bir bölümü hariç (hepsi sudan) içti…”30Gıda imtihanımız geçmişte olduğu gibi bugün de son nefesimize kadar sürecek. Hz. Davut’un (as) “Bir gün gelir yedikleri insanın tuzağı olur” ifadesi GDO ve gıda katkı maddeleri gibi tuzakların farklı isimler, kisveler ve kavramlarla ile maskelenerek insanlık tarihi boyunca devam edeceğine işaret ediyor. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Amin!…

Dipnotlar:

1. Vakıa Sûresi, 63-64.;
2. Vakıa Sûresi, 65.;
3. Bakara Sûresi, 172.;
4. Taha Sûresi, 81.;
5. Maide Sûresi, 88.;
6. Kehf Sûresi, 19.;
7. Bakara Sûresi, 168.;
8. Maide Sûresi, 4.;
9. Maide Sûresi, 100.;
10. Bakara Sûresi, 289.;
11. Bakara Sûresi, 211.;
12. Kurtubi,III, s.16.;
13. Şura Sûresi, 30. ;
14. Nisa Sûresi, 118-119.;
15. Müslim, 1092/1470.;
16. Fatır Sûresi 45.;
17. Bakara Sûresi,75.;
19. Bakara Sûresi, 172.;
20. Buhari, Büyü 23; Nesai, Büyü 2.;
21. Müslim, Zekat 65.;
22. Deylemi.;
23. Tirmizi.;
24. Deylemi.;
25. Buhari, İman 39; Müslim 107,(1599) Ebu Davud, Büyû 3.;
26. Sünen-i Nesai, 5615, Darimi, Büyü 1, Tirmizi, 60.;
27. Ebu Davud, Cihad 59, (2565); Nesai, Hayl 10, (6,224).;
28. Müslim, İman 164.;
29. Bakara Sûresi, 61.;
30. Maide Sûresi, 112.;
31. Bakara Sûresi, 249.;

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*