İman, ruh ve duygularımız

Rûhumuz; gayb denen metafizik âlemdeki rûhî varlıkların özelliklerinden özetlenerek, komprime ve lâtif bir enerji boyutu sûretinde yaratılmıştır. Bunun yanında ruhumuza, potansiyel halinde enerji biriktirme, odaklaştırma, yönlendirme, cezp etme, gönderme vs. özelliği ve gücü verilmiştir.

 

Ruh/duygu-bedenimiz ile enerji boyutları ve kâinatın bütün unsurları arasında inanılmaz bağlantı, alış veriş, karşılıklı etki ve tepkiler var. Dolayısıyla iman gücümüzü dimağımız (hayal, vehim, akıl, hafıza, zekâ, kuvve-i müfekkire), kalbimiz/duygularımız ile psiko-biyo-fizyolojik yapımız ve kâinat-insan arasındaki enerji boyutları ve bu etki-tepki birlikteliğiyle ortaya çıkarabiliriz.
Herbiri bir enerji boyutu olan sevgimiz, ibadetimiz, duâmız, ihlâsımız ve diğer bütün duygu ve hasletlerimizle hücrelerimize de olumlu veya olumsuz sinyaller, mesajlar göndeririz. Bunun anlamı da, imanımızı, düşünce gücümüzü ve psiko-biyo-fizyolojik enerjimizi istediğimiz kadar yükseltebileceğimiz, güçlendirebileceğimizdir.
İdrak, şuûr, düşünce ile imanını yüksek seviyelere çıkarabilen; duygularını odaklaştırma mahareti kazanır; yukarıda bir kısmını nazara verdiğimiz enerji boyutlarıyla irtibat kurabilir; onlardaki harika özellikleri kendine mal edebilir.
Ruhumuzun dış dünya ile irtibatını sağlayan beynimiz, duyu özellikleri dışında binlerce duygu, his ve lâtife (enerji boyutları) aktivitelerine de sahiptir. Zihnimize ve kalbimize bağlı beş duyu, binlerce duygu, yüzlerce his, binlerce lâtife vardır. Beynimiz duyu ve duygularla bezenmiş on kapısı bulunan bir idrak merkezidir. Bu kapıların beşi içimizde (Hayal, hafıza, zekâ, akıl gücü, kuvve-i müfekkire) beşi dışımızda (görme, duyma, koklama, hissetme/dokunma, tatma) yer almaktadır. Dimağımızın bu unsurları, algıyı ve düşünmeyi birlikte üretirler. Ruhumuz düşünce ve bilgiyi his, idrak ve irade gibi fonksiyonları icra ederek üretir.
Şuur ise, zihnimizin en önemli fonksiyonu ve faaliyetidir. Şuurlanma, “uyanıklık ve dikkat; çevreden gelen mesajları kabul ve idrak; idrak edilenlerin kalitelerini fark etme; haberdar olduğu şeylerden de haberdar olma” hâlidir. Beynimiz ve dimağımız da “fikir” ve “bilgi” üretir. Hayal, hafıza, zekâ, akıl ve sair duygularımızın birleşmesinden hâsıl olan anlayış neticesinde de şuur/bilinç ortaya çıkar. Kalp ise, iman ve sevgi üretim merkezidir.
Şuurlu olmak, aynı zamanda muhakeme, sentez, tahlil, telif yapabilme kabiliyetidir. Duyularımızla algılar, beyin ve kalbimizle idrak eder, akıl ve şuurumuzla tahlil ve sentez yaparız. Göz san’atı, basiret denen iç bakış ise sanatkârı görür.
Uyanık haldeki şuur; devamlı tefekkür, dikkat ve çevreden gelen mesajlara açık olmakla gelişir; imanın kuvveti derecesinde de artar. Şuur; hayal, vehim, hafıza, zekâ/akıl gibi zihnî melekelerin, kalp, vicdan gibi sair duyguların yoğrulmasından hâsıl olan bir hamur, bir öz olduğuna göre; onlar ne derece geliştirilip verimli kullanılırsa iman da o derece güçlenir.
Mânâ/ruh âleminde terakki eden büyük zatlarda görülen kerâmetler, ruh ve duygu gücünü kullanarak harika haller sergileyen gayr-i müslimlerin istidracları, ruh ve bedenimizi şuur ile kontrol atına alabileceğimizin delilidir.
Şuurumuzu duygularımızla, duygularımızı da inanç ve imanımızla yönlendiririz. Yüksek bir şuur ve kontrol mekanizması olan iman ile duyu ve duygularımıza hâkimiyet sağlayıp dengeleyebiliriz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*