Kur’ân’ın manevî tercümesi

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 5 Mart 2021 Cuma günkü camilerde okuttuğu hutbenin konusu; İsra ve Mi’rac hakikatlerine dair idi.

İsra Sûresi’nden birçok âyet meali ile İsra ve Mi’rac hakikati ve Mescid-i Aksa’nın mühim konumuna ait bilgiler ve zina fiiline yaklaşmamanın ve yetim malına el sürülmemesini bildiren Allah’ın emir ve yasaklarına ait âyet-i kerîme ve hadis-i şerifler tahşidatları yapıldı. Fakat hepimizin malûmu ve herkesin bildiği her zamanki alışıla gelen tekrarlar.

Halbuki insanların dinî nasihattan evvel bu hakikatlerin izah ve ispatına ihtiyaçları vardır. Çünkü eğer günümüzde bu hakikatler makul ve akıl ve mantığa hitap eden delillerle izah ve ispat edilmezse ne nasihat fayda verir ve ne de tahşidat tesir edebilir. Eğer bugün bile insanlar bu hakikatlerin vücudundan şüphe ediyorlarsa şayet; “Bu zamanı tenvir eden ve bir mu’cize-i maneviye-i Kur’âniye’’ 1 olan Risale-i Nur’dan başka hangi bir eser ile ne ikna edilebilir ve ne de aydınlatılabilir. İşte meselenin önemi burada düğümlenmektedir.

Evet, “Lillâhilhamd, Risâle-i Nur, bu asrı, belki gelen istikbâli tenvir edebilir bir mu’cize-i Kur’âniye olduğunu çok tecrübeler ve vâkıalar ile körlere de göstermiş’’tir. 2 Çünkü, Risale-i Nur; “Mukteza-ı hale mutabık ve ilcaat-ı zamana muvafıktır.’’

Mi’rac-ı Nebeviye (asm) ve İsra Hakikatleri beşerin maddî meali ve tercümesi ile anlatılmaz anlatılsa da lâyıkıyla anlaşılmaz. Çünkü kudsî hikmet eseri olan hadiseler, beşerin hikmet felsefesiyle aydınlatılamaz. İnsan aklının eseri mealin dar ve maddî kalıbına sığmaz ve tercümesinin dar dimağına girmez.

Bediüzzaman Said Nursî Sözler’de Yirmi Beşinci Sözün Emirdağ Çiçeği’nde Bu Onuncu Meseleye Bir Hatime’nin Haşiye’sinde; “Risale-i Nur’un cerh hüccetleri kat’i ispat etmiş ki: Kur’ân’ın hakikî tercümesi kabil değil ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî yerinde Kur’ân’ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve her bir harfi, on adetten bine kadar sevab veren kelimat-ı Kur’âniyyenin mu’cizane ve cem’iyyetli tâbirlerinin yerini, beşerin âdî cüz’î tercümeleri tutamaz, onun yerinde câmilerde okunmaz’’… diyor. Konuya dair Yirmi Beşinci Söz ya da diğer adıyla Mû’cizât-ı Kur’âniye Risalesi baştan sona kadar bu konu üzerinde döner.

Çünkü “Risâle-i Nur doğrudan doğruya Kur’ân’ın bâhir bir bürhânı ve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir lem’a-i i’câz-ı mânevîsi ve o bahrin bir reşhası ve o güneşin bir şuâı ve mâden-i ilm-i hakîkatten mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i mâneviyesidir.’’ 3

Dipnotlar:

1- Hizmet Rehberi s. 22.
2- A.g.e. s. 22.
3- A.g.e. s. 22.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*