Sinemaya giden Bediüzzaman

En baştan belirtelim; Bediüzzaman, eserlerinden de anlaşılacağı üzere diğer ilimlere ıttılaı (bilgisi), her şeyde olduğu gibi mana-yı ismiyle değil mana-yı harfiyle, yani imana ve Kur’ân’a hizmet için tevhidi esas alıp tebeî (dolaylı) nazarla bakmıştır.

Bediüzzaman Hazretleri din âlimi diye bilinmesine rağmen o kadar tevazu ve mahviyet sahibidir ki; evvelâ kendi nefsinden başlayıp, ihlâsın zirvelerinde gezdiğinden ilminin derinliklerine ve bâlâsına vâkıf olmak, ilk bakışta anlamak zor olsa da dikkatle okuyup dilini (tarzını) anladıkça sarfettiği cümlelerin arasında nice ilimler gizlendiği görülür.

GÜZEL SANATLAR

Edebiyat…

Risale-i Nur’un yazım tarzına baktığımızda; hem belâgat (gayeye ve okuyucuya göre uygun söz) hem edebiyat, hem akıcı bir üslûp, hem de icaz (az sözle çok manalar) görürüz. Kelimeler özenle seçilmiş olup, israfa yer yoktur. Bazen bir cümle bir paragraftan fazla olduğu halde insanı usandırmaz, çocuklara bile zevkle okutur.

“Şiir ile semanın yüzündeki yıldızlara baktım. ‘Keşke şâir olsaydım, bunu tekmil etseydim.’ dedim. Halbuki şiir ve nazma istidadım yokken yine başladım, fakat nazım ve şiir yapamadım; nasıl hutur etti ise, öyle yazdım.”1 dediği ve şairlerin kafiye için manayı feda ettiğinden uzak durduğu halde, şiirden kasıt sözlerin nazmı ise Risale-i Nur’da en âlâsı vardır. Hani deriz ya şiir tadında. Aynen öyle şiir gibi akar gider sözler.

Musıkî…

Bediüzzaman, gözleri herkesin göremediği detayları gördüğü gibi, her kulağın işitemediği sesleri dahi İlâhî bir müzik olarak işitir ve kelâmından notalar dökülür. İyi bir sanatkâr evvelâ iyi bir kulağa sahip olmalıdır.

“Hava-i nesîminin dokunmasıyla eşcar ve nebatattan birer tel-i musıkî gibi nağamat-ı zikriye kulağına gelsin(…) havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, raadlardaki rakraka, taşlardaki tıktıka”1 seslerine tesbih olarak kulak verir.

“Sâni’-i Zülcelâl, koca kâinatı, bir musıkî, bir fonoğraf hükmünde icad ettiği gibi, zemini ve zemin içindeki bütün zîhayatı ve bilhâssa zîhayat içinde insanın başını öyle bir fonoğraf-ı Rabbanî ve bir musıka-i İlâhî tarzında yapmış ki; hikmet-i beşer, o san’at karşısında hayretinden parmağını ısırıyor.”2

Risale-i Nurlar bir tualdir

Müzik adamı kâinattaki sesleri işittiği gibi ressamlarda manzaraları tefekkür eder ve tuale yansıtır. Bediüzzaman da çiçekleri böcekleri sanatkârına nisbet ederken tuale yansıtır gibi betimler.

Kâinatı bir ağaca benzeterek karşısına alıp dal budak, meyve çiçek ve yapraklarla tasvir eder. Usta bir ressam gibi elinde fırça, dağları, ovaları, ağaçları, denizin altındaki balıkları, dünyadaki bitki örtüsünü bir halı gibi rengârek desenlerle resmeder.

“Nasılki gayet mahir bir tasvirci ve heykeltraş bir zât, gayet güzel bir çiçekle ve insan cins-i lâtîfinden gayet güzel bir hasnânın suret ve heykelini yapmak istese; evvelâ, o iki şeyin umumî şekillerini bazı hatlarla tayin eder. Şu tayini, bir tanzim iledir, bir takdir ile yapıyor. Hendeseye istinaden hudud tayin ediyor. Şu tanzim ve takdir, bir hikmet ve ilim ile yapıldığını gösteriyor ki, tanzim ve tahdid fiilleri, ilim ve hikmet pergeliyle dönüyor(…) o hududlar içinde, göz, kulak, burun, yaprak ve incecik püskülcükler gibi şeylerin tasvirine başladı. Şimdi görüyoruz ki: İçindeki pergelin harekâtıyla tayin edilen a’zâlar, san’atkârane ve inayetkârane düşüyor.”3

Bir ressam resme başlarken evvelâ insan bedenini dairelere ayırır. Zira her tarafımız dairelerle çizilmiştir. Önce yuvarlak bir baş çizererek yuvarlak bir bedene oturtur, kol ve bacak eklemlerini yine yuvarlak çizer sonra detayları doldurur ki akademisyen bir ressamdan aynen müşahede ettik. Bediüzzaman da heykeltıraşa veya ressama bir pergel vererek resim veya heykeltraşlığın tekniğini özetler.

Tiyatro ve sinema..

Tiyatro ve sinemadan haberli kaç âlim diye var, diye sorulsa, akla Bediüzzaman gelir. Yanlışı doğrusu bir tarafa bu sanatları bilmeden insan hayatını âlem-i misal denilen kayıt âlemine hafiz isminin cilvesine taşıyamaya nasıl misaller getirebilir? Ve “Ara sıra sinemaya -ibret için- gittiğimden”4 dediği için Ertuğrul Özkök hayretler içerisinde kalmıştır ki, bir din âliminden beklenmediğinden olsa gerek.

İşte Bediüzzaman farkı…

Dipnotlar:

1. Mektubat. 2. 3. Sözler. 4. Lem’alar.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*