Avrupa’dan yazmak

Bir vakit, Türkiye’den bir dostum; “Mektuplarını Avusturya’dan atıyorsun, konuların da oralardan olsa bari..” şeklinde hafif bir serzenişte bulunmuştu.

Pekâlâ, Avrupa’nın “A”sını mı yazayım, “B”sini mi?

Mamafih nazarımızı kendine çeken bir AB programımız vardı, onun da içi boşaltıldı, lâfta ve rafta kaldı.

Hem bugünlerde Avrupa’dan aktaracağımız herhangi bir mesele, Türkiye gündemini meşgul eden devasa meseleler karşısında küçük kalır.

Bu meyanda küçük bir anekdot:

Bir arkadaşım dedi: -Avrupalılar zaten Türkleri sevmez!

Sordum: -Sevmek zorundalar mı?

ALIŞ VERİŞİN BÖYLESİ…

Burası Avusturya. Yol kenarında bir çiftçinin kabaklarını ve bir de demir kasa görüyorsunuz. Fiyatı belli olan bu kabakları alan alıyor ve parasını kasaya atıyor. Bu şekilde yumurta ve süt satışları da yapılıyor. Ağzı kapalı kocaman kazanın musluğundan ölçekle sütünüzü alıyor, parasını kazanın üstüne koyup gidiyorsunuz.

Tıpkı bizdeki bir zamanlar gibi.

Demek ki güzel hasletlerimiz, bizde müşteri bulamayınca, küserek müşterisi olan başka pazarlara kaydılar.

M. Âkif Ersoy, Avrupa için şu teşhisi koymuş:

“İşleri dinimiz gibi, dinleri işimiz gibi!”

DÜNYANIN HER YERİNDE MUHTAÇ OLDUĞUMUZ

İçinde bulunduğumuz bu kritik ve kaotik dönemde, husûmete vakti olmayan muhabbet fedailerinin her vesileyle bir araya gelerek haklı ve istikametli fikirlerini pekiştirmeye, teselli verip müteselli olmaya, hakikat derslerinin hep beraber talimine olan ihtiyacın had safhada olduğu aşikârdır.

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bu kardeşlerimiz, “Haddinden fazla fevkalâde hüsnüzan ve müfritane âli makam vermek yerine, fevkalâde sadâkat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlâsta terakki etmek” istidadındadırlar, elhamdulillah..

Ve yine;

“.. Belki, surete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemed insanlardan işittikleri mesâili (meseleleri) takliden kabul edenler”den değildirler.

Bazen de farklı hizmet bölgelerinden, bir programa katılma şevkiyle ve meşveret saikiyle bir araya gelenlerin; her meselelerini de her zaman meşveretle yürütme istidadında oldukları, her vesileyle anlaşılmaktadır.

**

FİTNELERE ŞAŞI BAKANLARIN DİKKATİNE!

Bir ustanın, şaşı bir çırağı vardı. Usta bir gün çırağından, içerideki depoya gidip raftaki şişeyi getirmesini istedi.

Şaşı çırak depoya gitti. Rafa baktığında iki şişe olduğunu gördü.

Dönüp ustasına gelerek, “Usta rafta iki şişe var. Hangisini getireyim?” diye sordu.

Usta da, “Oğlum, o rafta bir şişe var. Şaşılığı bırak. O bir şişeyi al gel” dedi.

Çırak itiraz etti. “Ustacığım beni azarlama. Ben o rafta iki şişe gördüm. Hangisini istiyorsan söyle getireyim.”

Çocuğa lâf anlatamayacağını anlayan usta, “O zaman o iki şişeden birini kır, diğerini getir” dedi.

Çırak gitti, şişenin birini yere vurup parçalayınca iki şişenin de gözden kaybolduğunu fark etti.

Bizim şaşılar da, kendilerine şaşı baktıran o sebebi ah bir kırabilseler!.

Mikail Yaprak
Eğitimci – Şair – Yazar
YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*